Kelsey Niziolek; Getty Images
Çoğu erkek bazı bakım alışkanlıklarını sorgulamadan edinir. Parfümü doğrudan boyna sıkmak da bunlardan biri. Üstelik performans açısından parfümü uygulamak için en ideal bölgelerden biri olarak kabul edilir. Ancak son dönemde sosyal medya algoritmanız bu günlük alışkanlığı sorgulamanıza neden olmuş olabilir. Giderek daha fazla wellness influencer’ı, parfümlerdeki kimyasalların doğrudan tiroid bezine ulaştığını ve hormonları bozduğunu iddia ediyor. Bazıları ise boyun bölgesinin yoğun damar yapısına sahip olduğunu, bu nedenle kimyasalların kolayca kana karışıp “vücudu kirlettiğini” savunuyor. Peki imza kokunuz gerçekten hormonlarınızı sabote ediyor mu, yoksa bu da TikTok’un yeni paranoyalarından biri mi? Gerçeği netleştirmek için uzmanlarla görüştük.
Boyna sıkılan birkaç fıs parfümün doğrudan tiroid bezine ulaştığı fikri kulağa ürkütücü gelebilir. Ancak bilimsel açıdan bu iddia pek doğru değil. Erum Ilyas şöyle açıklıyor: “Tiroidin, boyna uygulanan ürünlerdeki kimyasalları doğrudan emdiği fikri anatomik olarak doğru değil. Boyun derisi ile tiroid bezi arasında kaslar dahil olmak üzere birçok doku katmanı bulunur ve cilt yüzeyinden tiroid bezine uzanan doğrudan bir yol yoktur.”
Drexel University College of Medicine dermatoloji bölüm başkanı ve kurul sertifikalı dermatolog olan Ilyas’a göre, herhangi bir bileşenin tiroidi etkileyebilmesi için önce cilt tarafından emilmesi, ardından kana karışması ve sonrasında hedef organ olarak tiroid bezine ulaşması gerekir. Ancak bunu sağlayan “hızlı bir geçiş hattı” bulunmuyor.
Bu yine de boynun parfüm sıkmak için ideal bölge olduğu anlamına gelmiyor. Öncelikle boyun derisi düşündüğünüzden daha ince ve daha hassas. Jody Levine şöyle diyor: “İlk temas doğrudan reaksiyon yaratmasa bile, boyna düzenli şekilde parfüm sıkılması gibi tekrar eden maruziyetler zamanla hassasiyet gelişimine ve sonunda alerjik kontakt dermatite yol açabilir.”
Ayrıca boyun bölgesi sürekli güneş ışığına maruz kaldığı için hiperpigmentasyon gibi olumsuz reaksiyonlar da tetiklenebilir.
Bir diğer mesele ise yakın temas. Parüfmü yüze yakın bir bölgeye sıkmak, kokunun ve içerdiği kimyasalların daha fazla solunmasına neden oluyor. Andrea Gore’a göre, burun yoluyla gerçekleşen maruziyet, koku alma sistemi üzerinden kan-beyin bariyerine daha doğrudan bir erişim sağlayabiliyor. Bu da favori kokunuzun içeriğine biraz daha dikkatli bakmanız gerektiği anlamına gelebilir.
Konuya daha geniş açıdan bakıldığında, asıl mesele boynunuz değil; şişenin içindeki içerikler. Bazı parfüm formülleri, hormon sistemi üzerinde potansiyel bozucu etkileri olduğu düşünülen bileşenler içeriyor. Bunlar arasında en çok tartışılan grup ise ftalatlar. Andrea Gore şöyle diyor: “Bilimsel çalışmalar, birçok ftalatın endokrin bozucu kimyasallar (EDC) olduğunu tutarlı şekilde gösteriyor. Yani vücuttaki hormon sistemine müdahale edebiliyorlar.”
Testosteron, östrojen ve tiroid hormonları gibi hormonlar metabolizmadan ruh sağlığına, doğurganlıktan genel sağlık durumuna kadar pek çok sistemi etkiliyor. Dikkat edilmesi gereken diğer EDC türleri arasında parabenler ve sentetik miskler de bulunuyor.
Bu konuyu karmaşık hale getiren şey ise birçok parfümün bu maddelerden birini ya da birkaçını içermesine rağmen içerik listesinde bunları açıkça belirtmemesi. İçerik listelerinde yer alan “fragrance” veya “parfum” ifadeleri çoğu zaman şemsiye terimler olarak kullanılıyor ve potansiyel EDC bileşenleri dahil olmak üzere tüm içerikler her zaman açıklanmıyor.
Bu kimyasalları içermeyen parfümleri bulmak zor olsa da Henry Rose ve Dedcool gibi daha yeni markalar, ürünlerini EDC içermeyen formüllerle pazarlıyor.
İşin kritik noktası da burada başlıyor: konu oldukça nüanslı ve uzman görüşü gerektiriyor. Günlük yaşamda yalnızca parfümlerden değil; mobilyalardan, yiyecek ve içecek ambalajlarından, pestisitlerden, diğer kişisel bakım ürünlerinden ve hatta soluduğumuz havadan bile EDC’lere maruz kalıyoruz. Parfümler bu büyük maruziyet zincirinin yalnızca bir parçası.
Buna rağmen Gore temkinli yaklaşmayı tercih ediyor: “Küçük miktarlarda parfüm zararsız gibi görünse de insan vücudu doğal hormonlara karşı son derece hassastır,” diyor. “Düşük seviyedeki maruziyetler bile endokrin sistemini etkileyebilir ve bazı insanlar bu ürünleri her gün kullanarak sürekli maruz kalıyor.”
Öte yandan Erum Ilyas, parfüm kullanımını büyük bir tehdit olarak görmüyor. “Parfümlerin olası endokrin bozucu etkileri üzerine çalışmalar yapılmış olsa da bu maddeler genellikle düşük konsantrasyonlarda bulunuyor ve amaçlandığı şekilde kullanıldığında güvenli kabul ediliyor,” diyor.
Ilyas’a göre olası sistemik etkiler, maruziyet miktarına ve vücudun bu maddeleri ne ölçüde emdiğine bağlı. Ayrıca 2025 tarihli bir çalışma, parfümlerin uzun vadeli ve birikimli etkilerinin hâlâ yeterince anlaşılmadığını belirtiyor. Başka bir deyişle, ve parfümlerin sağlığa ne ölçüde zarar verdiğini ya da bunlardan kaçınmanın gerçekten ne kadar anlamlı olduğunu henüz tam olarak bilmiyoruz.
Ve tekrar hatırlatmak gerekirse: Boyun bölgesi, vücudun diğer bölgelerine kıyasla hormonlar açısından daha büyük bir risk alanı değil. Ancak dermatolojik açıdan bakıldığında Levine, bilek bölgesinin daha güvenli bir seçenek olduğunu söylüyor çünkü bu bölgedeki deri daha kalın ve reaksiyon göstermeye daha az yatkın.
Parfümü kıyafetlere sıkmak ise cilt açısından daha nazik bir yöntem olabilir. Ancak bazı kullanıcılar bunun kokunun performansını ve kalıcılığını azalttığını düşünüyor.
Günümüzde parfüm çoğu insan için kişisel imajın bir parçası haline gelmiş durumda. Eğer yıllardır boynunuza parfüm sıkıyor ve belirgin bir yan etki yaşamıyorsanız paniğe kapılmanıza gerek yok. Boyna parfüm sıkmak gizlice tiroidinizi sabote etmiyor.
Ancak hassas bir cildiniz varsa veya genel kimyasal maruziyetinizi azaltmaya çalışıyorsanız, günlük rutininizi yeniden değerlendirmek mantıklı olabilir. Daha temkinli davranmak adına parfümü burun bölgesinden uzak noktalara, kıyafetlerinize veya daha “temiz” içeriklere sahip formüllere uygulamayı tercih edebilirsiniz.
Yine de EDC maruziyeti hayatın pek çok alanında zaten yaygın olduğu ve parfüm benzeri bileşenler diğer kişisel bakım ürünlerinde de bulunduğu için, maruziyeti anlamlı şekilde azaltmak ciddi ve bilinçli bir çaba gerektiriyor.
İlk adım olarak ürünlerde Environmental Protection Agency’nin “Safer Choice” etiketini arayabilirsiniz. Bu etiket yalnızca belirli güvenlik kriterlerini karşılayan ürünlerde kullanılabiliyor.
Parfüm seçerken ise yukarıda bahsedilen EDC bileşenlerini içerik listelerinde kontrol etmek ve formüllerinde hangi maddelerden kaçındığını açıkça paylaşan markalara yönelmek faydalı olabilir.
Bakım rutininizin diğer bölümlerinde de “unscented” değil, özellikle “fragrance-free” ibaresi taşıyan ürünleri tercih etmek iyi bir seçenek olabilir. Çünkü “unscented” ürünler aslında koku içerip bunu maskeleyebilirken, “fragrance-free” ürünler parfüm bileşenlerini tamamen içermemeyi hedefler.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ US WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.