Bradley Cooper yavru kedi katili

Bradley Cooper şu sıralar hayatının en iyi dönemini geçiriyor. Kariyeri tırmanışta, iyi kazanıyor, herkes tarafından seviliyor. Robert De Niro’yla arkadaşlık veya Ryan Gosling’e kurşun sıkmayı içeren hayatı ona kendisini nasıl hissettiriyor dersiniz?

21 Haziran 2013

Bradley Cooper yavru kedi katili

Şöhret öncesi Cooper’la şöhret sonrası Cooper arasındaki farka kağıt üstünde bakınca bir dümen var gibi görünüyor. Aradaki uçurum fazla büyük. Dönüşüm fazla tamamlanmış. Sanki başka birinin sihirli ve imkansız hayatını ele geçirmiş gibi.

1999’da Cooper’ın bankaya yüksek miktarda borcu vardı. Özellikle de Georgetown Üniversitesi’nden ortalama bir notla ve Lolita’nın film uyarlamaları hakkında bir tez yazarak mezun olmuş işsiz biri için epey yüksek miktarda bir borç. Herkesin yeni milenyuma girişte PC’lerin bozulup bozulmayacağına kafa yorduğu bir ortamda, İrlandalı-Amerikalı Charles Cooper ve İtalyan-Amerikalı Gloria Campano’nun Abington, Philadelphia doğumlu oğulları, babasının bütün tavsiyelerini kulak ardı ederek bankadan 70 bin dolar kredi çekti ve New York Pace Üniversitesi’nde Actors Drama School Studio’nun MFA (Master of Fine Arts) programına yazıldı. Ailesi ona maddi konularda biraz yardımcı olabilirdi. Eğer isteseydi. Ama Cooper babası gibi borsacı olmak yerine güvencesiz, antin kuntin bir kariyer seçtiği için zaten suçluluk hissediyordu. Daha fazlasını kaldıramayacak durumdaydı.

Bir film yıldızı olmak isterken ya da basit bir aktör (ki Cooper’ın o zaman istediği buydu) cam parlatmak ve gelen misafirleri karşılarken bahşiş için dalkavukluk yapmak işin en zor kısımlarından biridir. “Kapıcı” diye çağırdığımız bu adamlar pirinç düğmeli, apoletli yün ceketler giyer, yüzlerine 5 yıldızlı bir gülümseme oturtarak biz taksiden inerken kapıyı tutarak “Check in mi yapacaksınız efendim?” diye sorarlar. Bu meslek için aslında daha uygun ve nispeten duygusal bir terim de var: Mihmandar. Biraz da mitolojik bir terim. Hades’te ruhları kayığına alıp öbür tarafa geçiren Kharon gibi bu modern mihmandarlar da misafirlerin Manhattan’ın soğuk ve kirli kıyılarından 15’inci kattaki sıcak, tüm lüks detayları barındıran çatı süitlerine, Japon masajlarına, parke zeminlere güvenli bir geçiş sağlar. Tek yapmanız gereken, geçiş ücretini ödemektir. Ödemezseniz? Arafta kalırsınız.

Bir gün, Philadelphia’lı mihmandarımız limuzin bagajlarından valizleri çıkararak belini zedelemekle meşgulken, kendisiyle aynı yaşlarda bir aktör Morgans’a giriş yaptı. Cooper bu yüzü tanıyordu. Karışık sarı saçlar ve klasik Aryan özelliklerinin tamamını taşıyan bir yüz. Adam Leonardo DiCaprio’ydu. Titanic’in üstünden aşağı yukarı iki sene geçmişti ve DiCaprio artık Coca-Cola kadar ünlüydü. Cooper gülmek durumunda kaldı; dünyanın en ünlü adamının, onun kadar başarılı olmak isteyen bir aktöre bahşiş vermesi, içinde küçük de olsa bir ironi barındırıyordu.

Her ne olursa olsun yaptığı işi düzgün yapmaya kararlı bir adam olan Cooper, genç yıldız ve birkaç arkadaşına, bagajlarını taşıyarak odalarına kadar eşlik etti. Aynı asansörü paylaştılar. Onunla birlikte lüks koridor boyunca beraber yürüdü, yıldızı odasına bıraktı, gülümsedi ve kendi yoluna gitti. Daha fazlası değil. Gururunu yutarak yapması gereken “Affedersiniz Bay DiCaprio, bir şey sormak istiyordum...” türü cümlelere girmedi. Kendince rahat davranmaya çalışarak “Bunu söylemek zorundayım, filmlerinize bayılıyorum” da demedi. Hiçbir şey söylemedi. Tek kelime bile. Cooper’ın bütün hatırladığı şu: “Aramızda üç adım vardı, Dünyalarımız arasındaysa uçurumlar.” Bahşiş verdi mi? “Eminim vermiştir.”

Tekrar Greenwich’deyiz. Cooper ceketini çıkarmış, kepini kenara koymuş, tavuklu sandviçini ısırmakla meşgul. Ağzı doluyken konuştuğu için özür diliyor ama Silver Linings Playbook’la Oscar adayı olduğundan beri röportajdan röportaja koşturmak durumunda kalıyor ve şu anda da açlıktan ölmek üzere. Yine de iyi bir gün geçiriyor. Alıştığı üzere sabah 06.30-07.00 civarı
uyanmış. Otelinin yakınında SoulCycle dersine katılmış. Bu sadece Cooper gibi ünlü isimlerin katılabildiği bir ders değil. Onun gibi nabzını yükseltip güne hızlı bir giriş yapmak isteyen 10 New York’luyla birlikte pedal çevirmiş.

Cooper’ı yakın zamanda Ryan Gosling ve sevgilisi Eva Mendes’le beraber The Place Beyond the Pines’da izlemiştik. Bu ay da Hangover 3’le sinemalarda. Oyunculukta sıkıntı yok ama Cooper’ın film yapımında edinmek istediği yeni deneyimler var. Makinenin daha derinlerine gitmek, kurgu odasına girmek, yönetmen koltuğuna oturmak... “Esas oğlan” diye tanımladığı, klişe Hollywood erkek rollerine sıkışıp kalmak istemiyor. Gerçi Silver Linings Playbook ve sonrasında kabul ettiği rollere bakılırsa, endişesinin biraz yersiz olduğu söylenebilir.

Ryan Gosling’e silah çekmek

The Place Beyond the Pines’daki rolü genç, yakışıklı ve ticari değerini garanti altında tutmak isteyen bir aktörün kabul edeceği türden bir şey değil. Mesela Chris Pine bu rolü kabul etmezdi. Cooper, bu filmde sinsi bir sahtekarı oynuyor. Kendi içinde çelişkileri olan bir sahtekar ama sonuçta sahtekar. Ayrıca Ryan Gosling’i vurarak öldürmesi gerekiyor. “Kim karakterinin Ryan Gosling’i öldürdüğü bir filmde rol almayı ister ki?” diyor Cooper samimiyetle: “Ryan Gosling bu filmde de anlamsızca seksi görünüyor. Film boyunca bir bebekle ilgilenmek durumunda kalan bol kaslı, dövmeli bir banka soyguncusu. Ve ben... Benim karakterim, arkadaşlarına yalan söyleyen ve onların arkasından iş çeviren bir polis. Üstüne bir de Ryan Gosling’i öldürmek? Hiç iyi değil... Ryan’ı severim. Onunla çalışmak bir onur. Harika bir aktör, çok da iyi bir insan. Ama bu rol konusunda ciddi tereddütlerim vardı. En azından başlangıçta.”

Haberin devamı GQ Türkiye Haziran sayısında ve iPad edisyonunda