"Daha sakin bir adamım artık"

İyi oyunculuk böyle bir şey olmalı. 10 yılı aşkın zamandır, tekrarları bile çok seyredilenler listesinin gediklisi olmuş bir dizinin, başrol karakterini canlandırmadığı halde en sevilen ismi olmayı başarmış biri o. Memati olarak tanıyıp sevdiğimiz Gürkan Uygun şimdi Kaçak’ta, yine eli silahlı bir adam. Gerçek dünyasındaki şiddetse sadece ailesine, doğaya, mesleğine duyduğu aşkta gizli...

04 Kasım 2013

Bu ülkede istisnasız herkesin iyi yaptığı iki spor vardır; futbol ve masatenisi. Çocukluk günlerinize dönün. Hadi biraz daha detay vereyim, yazlığa gidin. Akşam saatlerinizin vazgeçilmezi değil miydi masatenisi? Denizden yeni çıkmış, saçlarını kurularken, size dönüp “Çok pis oynarım!” diyen bıçkın bir abiniz yok muydu? İlla ki vardı. Bu ortak bilgiyi aklımızın bir yerine not edelim...

Şimdi bir adam düşünün; 10 yıldan fazla süren bir dizinin başrolünde olmasın ama toplum kültürüne sirayeti en az başrol kadar olsun. Küçük kasaba sokaklarında çocuklar onun gibi “Usta!” diyerek selamlaşsın birbiriyle. “Bu hikaye biraz uzadı mı?” diye birbirimize sorarken, her sezonda bir öncekinden daha fazla ilgiyle izlensin. O adam yıllar sonra kendi yoluna devam etmeye karar versin...

Gürkan Uygun yeni dizisi Kaçak’ta yine ağır abi rolünde, yine vurduğu yerden ses getiriyor, yine eli silahlı... Ama bu kez çok başka bir oyunculuk görüyorsunuz. Belki de birçoğumuz ilk defa “Adam gerçekten iyi oyuncuymuş!” diyeceğiz. Başa dönelim... Gürkan Uygun yaptığı her işte, yazlıkta denizden çıktığında size dönüp “Çok pis oynarım!” diyen abiniz gibi iddialı. Fırsat bu fırsat, kozlarımızı paylaşmaya davet ediyorum...


Kaçak hayırlı olsun. Genelde çok uzun süren projelerden sonra farklı karakterler oynamak tercih edilir. Kurtlar Vadisi’ndeki Memati’ye yakın bir tiple devam etmek sizin tercihiniz miydi?

Benimle de ilgili, yapımcıyla da. Aslında ekranda bizi seyreden insanlarla da ilgili. Hayat verdiğiniz karakter, bu üç tarafın beklentilerinin bileşimi zaten. Sonuçta televizyonda tüketilen bir işe imza atıyoruz ve izleyicilerin beklentilerini de karşılamamız gerekiyor.

Ters köşe yapmak istemediniz yani...

Aynen öyle. Zaten sinema filmlerinde ve tiyatroda farklı rollerde oynayarak o duygumu köreltiyorum. Karakter seçimi konusunda uçlara kaymak riski de beraberinde getiriyor, herkes sizi o “farklı” şekilde görmek istemeyebiliyor. Böyle köklü bir değişikliğin şu anda televizyonda çok fazla karşılık bulacağını düşünmüyorum. Belki ileride olabilir...

10 sene boyunca aynı karaktere hayat vermek bir oyuncuyu köreltir mi? Belli bir noktadan sonra otomatiğe bağlanma riski yok mu?

Var tabii ki. Tiyatroda oyunu her oynadığında yeni bir şey öğreniyorsun. Dizideyse maksimum üç-dört sezonda, elinde ne varsa dökmüş oluyorsun. Ondan sonraki süreçler de bir parça tekrara giriyor. Kurtlar Vadisi’nde böyle hissetmiştim. Diğer arkadaşları bilmem ama ben projenin beni tembelleştirdiğini düşünmeye başlamıştım. Bazı meslekler böyledir; antrenman yapmazsan, yeni şeyler denemezsen kendini geliştirme şansın olmuyor. Ben 10 yıllık sürecin bir bölümünde bunları yaşadığımı düşünüyorum.

Kaçak’taki karakter de çok farklı değil ama...

Sadece silah kullanımı açısından benzerlik var iki karakter arasında. Yoksa derinlerine indiğin zaman hiç alakaları yok. Silah kullanmayı hiç sevmem ama izleyici bir şekilde beni ekranda silahlı görmek istiyor.

Sevmiyorsunuz ama silah kullanmayı biliyor musunuz peki?

Yok, hiç anlamam.


İnsan sevmediği şeyle nasıl bu kadar başarılı özdeşleşebiliyor?

Ben iş olarak bakarım mevzuya. Anlamam dediysem hiç elime almadım değil. Haşır neşir oluyorum tabii. Mekanizma olarak güzel, çok zekice tasarlanmış bir alet. Ama mertliği bozan bir şey. Ben yaptığım işe da oyun olarak bakmıyorum. Size bir atmosfer, bir dünya oluşturuyorlar, siz de elinize o kurusıkı silahları alıp eğleniyorsunuz. Son derece güzel giyinip elimizdeki silahlarla oynuyoruz. Üstelik vurduklarımız da sonradan kalkıyor. Çok eğlenceli değil mi!

Erkek çocuklarının oyun alanı gibi yani...

Aynen öyle. Benim bir kız, bir de erkek çocuğum var. İkisinin hayatına bakınca çıkardığım sonuç şu; erkeklerin dünyası daha yok etme üzerine kurulu. Misal, kızım bana bebek getiriyor, ona su veriyoruz, besliyoruz. Oğlum böcek görüyor, hemen yok etmek istiyor.

Kadınlar beslemek, erkekler beslenmek üzerine kurgulanmış...

Evet. Kadın yapıcı, erkek yıkıcı.

Erkekler biraz kaptırıyor kendini. Dizilerde de öyle olmuyor mu?

Bana gelmez. İnsanın hayata bakışıyla ilgili bir durum bu. Dönem dönem ben de yaşadım bu ikilemi. Nasıl davranacağımı bilemedim ama canlandırdığım karakter üzerinden de bir davranış biçimi geliştirmedim. Orada “Usta!” diye konuşan bir adam var ama gerçekte bakkala gittiğimde “Bir ekmek alabilir miyim?” diyorum. Siyahla beyaz kadar zıt aslında. İşin ilginç yanı, sen bu durumla barışmış olsan bile karşındaki garipsiyor. Misal, bakkal benim Kurtlar Vadisi’ndeki gibi biri olmamama şaşırabiliyor…

Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Kasım sayısında ve GQ Türkiye iPad edisyonunda...