Her zaman her istediğinizi elde edemezsiniz

Görünüşe göre L’Wren Scott her şeye sahipti; başarı, şöhret ve bir rock yıldızıyla aşk. Fakat bu göz kamaştıran dış görünümün altında aslında güvensiz, şüpheci ve stresli bir figür yatıyordu. Ünlü modacının kendini yok etmeye doğru ilerleyen yolculuğunu açığa çıkarıyoruz. Bu hikayeden öğreneceğiniz çok şey var.

30 Ocak 2015

Her zaman her istediğinizi elde edemezsiniz

L’Wren Scott’u temsilen soluk pembe Amnesia gülleriyle bezenen küçül kilise, tasarımcının sevdiği gibi geçmiş dönemlere uygun şekilde yeniden düzenlenmişti.

Scott’un ölüm ilanlarına baktığınızda adı, yaşı ve hatta hiç evlenip evlenmediği konusunda ortak bir dil bulamıyordunuz. Çünkü onun ortaya koyduğu hikaye, kendisinin titizlikle üzerinde çalıştığı ve gerçeklerin biraz saptırıldığı bir hikayeydi. Hollywood’un ilk kıdemli stilisti Scott’un en iyi yeteneği, birinin kendini dünyaya nasıl en iyi şekilde sunabileceğini bilebilmekti. Özenle korunan pek çok sırrı arasında ilk sırada ise 50’nci yaşını geçmek üzere oluşu yer alırdı.

Fakat tüm bunlara rağmen onu asıl yaralayan, ismi anıldığında ilk akla gelen şeyin The Rolling Stones’un solisti Mick Jagger’ın sevgilisi olmasıydı. Oysa altı ayda bir düzenlenen moda şovları, kendi sosyal çevresinden gelen konuklarından ötürü her zaman merakla beklenirdi. Çünkü Scott, kendi servetini kurmaya giden trenin biletini elinde tutan bir marka sahibi olduğunu kanıtlama konusunda hep çok istekliydi.

Tabii ki onunla evlenmeyi istiyordu. Ancak sık sık sahip olduğu ahlaktan ve dindar bir Mormon olarak yetiştirildiğinden bahsetmesi, 70 yaşındaki “bohem” sevgilisini pek de memnun etmiyordu. Tüm bunlar Mick Jagger’ı evliliğe mecbur etmezdi. Scott da bu nedenle, 10 yıldan uzun bir süre Mick Jagger’ın eşini en uygun şekilde oynadı. Tek sorun, ünlü modacının, aslında Jagger’ın tam anlamıyla “eşi” olmamasıydı. Tam olarak ne olduğu konusundaki sıkıntıları üstüne bir de evlatlık olmasının derdi eklenince ne yazık ki mezarındaki yeri de hazırlanmış oldu.

Cenazesinde kameralardan ötürü, davetlilerden kapıya gelmeden beş dakika önce haber vermeleri istendi. Bu da Scott’un Jagger ile beraber olmaya başladıktan sonra fanatikçe özelini saklamak konusundaki hassasiyetinin bir başka açıklamasıydı belki de. Çok az insan gerçekten aralarında olan biteni biliyordu. Scott’un erkek arkadaşıyla olan sorunları yakın arkadaşlar arasında bile açığa vurulmadı. Her biri onun ölümünün bir avuç puzzle parçalarını tuttular ellerinde yalnızca.

Jagger’ı sonunda küçük kiliseye getirense bir düğün değil, cenaze oldu. Damat rolü yerine, akrabaların yanındaki kişiyi oynuyordu şimdi. O, evlilik kadar burjuva bir olayı oynamak için uygun insan değildi ama şimdi piskoposluğa ait bir servise hazırlanmış gibi en uygun haliyle oradaydı.

Jagger’ın da minnetle anlattığı gibi hayatlarının ayrıntılı kısımlarıyla ilgilenen kişi hep Scott’tı. Jagger’sa şimdi kendi görevini üstlenerek basın önünde saygılı bir sevgili rolü çiziyordu. Bu önceki ilişkileri için değil Scott için bir saygı duruşuydu ve bu da muhtemelen onun olgunlaşan yaşının bir açıklamasıydı.

Cenazede Bernard Fowler, annesinin cenazesini izleyen küçük bir erkek çocuğundan bahseden “Will The Circle Be Unbroken” şarkısını söyledi. Bu aynı zamanda Jagger’ın annesinin cenazesinde söylediği şarkıydı: “Soğuk ve bulutlu gökyüzüne bakan bir pencerenin önünde duruyordum…”

Scott, bir Mart günü pencereden dışarı bakarken hava aynı şekilde soğuk ve bulutluydu. New York’ta olduğunu sadece birkaç kişi biliyordu. Jagger’ın onunla asla evlenmeyeceğini artık anlamıştı. Bir kravata düğüm attı, yere diz çöktü ve kendini balkonun kapı tokmağına astı.

Bu, böylesine gururlu bir kadın için ondan beklenmeyecek türden bir intihar şekliydi. Onun moda etiketinin kaymağını yemek isteyen gazeteler ise Scott’ın borç batağında olduğunu yazdı. Mesele kapanmıştı.

L’Wren Scott’ın geride bıraktığı notta hiçbir duygusal ize de rastlanmadı. Ne de olsa o, işinin detayını herkese duyuracak cinsten biri değildi. Scott’ın yakılan bedeninden geriye kalan küllerin yarısı sevgilisine verildi, diğer yarısı ise ailesiyle beraber Utah’daki Wasatch Dağı’na gömüldü.

Luann (L’Wren’ın asıl adı) film karakterlerini çok severdi. Auntie Mame, Gilda, Queen Christina gibi... Ama onun asıl favorisi Breakfast at Tiffany’s’in kadın kahramanı Lulamae Barnes olarak doğan Holly Golightly’di. Luann, idolü olarak işte bu ismi benimsemişti.

Ailesi hakkında ise çok da bilgimiz yok. Ailenin Mormon yapısından ve soyundan dolayı üç kardeş de evlat edinilmişti. Luann gerçek ailesinin kökenini elbette merak etti. Yıllar sonra onları buldu da ancak haklarında hiçbir şey öğrenmeyi talep etmedi. Zaten onlarla arasında bir bağ da yakalayamamıştı. “Aileme ve komşularımıza baktığımda inanın hiç birine benzemiyorum.” demişti 2011 Şubat’ında Harper’s Bazaar dergisine verdiği röportajda.

Luann 16 yaşındayken, hemen arkalarındaki eve çarpıcı bir kızıl taşındı. Cindy Brimhall 1.77 cm boyundaydı. Luann ise 1.82 cm. Hem de 13 yaşından beri. Arkadaşı Julie Nichols Thompson’ın söylediğine göre o sıralar Luann oldukça popülerdi.

“Luann herkesi memnun etmeye çalışırdı. Bense bunun üzücü olduğunu düşünüyordum çünkü kimi zaman çocuklar ona zorbalık edebiliyordu. Yine de onu kaybederken görmenize asla izin vermezdi.” diye anlatıyor Brimhall. Söz Luann’ın ailesinden açıldığında ise şöyle diyor: “Hatırlıyorum da, bir gün onlardayken annesi Luann’ı kovalayıp duruyordu. Annesi, yapmak zorunda olduğu her şey hakkında dırdır ederdi. Ödevini en ince ayrıntısına kadar kontrol ederdi mesela.” Scott banka memuru annesi Lula’nın gelip gidişlerini anahtarlarının çıkardığı çıngırdama sesinden ve çantasını tıkırdatmasından anlardı. Yıllar sonra, ilk çantasının adını da “Lula” koydu.

Okurken genelde tüm derslerinden A alan Luann, asla okul hakkında konuşmayı sevmezdi. O günleri “Okula bir şovun parçası olmaya gidiyorduk.” diyerek anlatıyor Brimhall. “İleride şov dünyasında yer alacağımızı biliyorduk. Luann’in yaşadığı evin bodrum katında oturup Rod Stewart’ın Tonight I’m Yours şarkısını dinlerdik. Gerçek dünyayla tek bağlantımız moda dergilerimizdi. Cesaret edip boyumuzla ilgili soru sormaya kalkan olunca da hep, biz modeliz derdik.”

Luann’in 1982 yılındaki mezuniyetinden sonra Los Angeles’a gelmesi bir buçuk sene sürdü. Brimhall zaten oradaydı, Gilda Marx Flexitard için modellik yapıyordu. David Lee Roth’un “California Girls” video klibinde de yer almıştı. O dönemde ise bu ikilinin koruyucu annelik görevini Patty “ Apollonia” Kotero üstlenmişti.
Onlara benzin parası veriyor ve gösteri dünyasının gerçekleriyle ilgili uyarılarda bulunuyordu: “Yüksek topuklu ayakkabıları ve kovboy şapkalarıyla bulutlara ulaşıyorlardı. Ne zaman bir odaya girseler herkesin ağzı açık kalırdı.”

Ve 1985 yılının Ekim ayında Brimhall, Playboy dergisine konuk oldu. Derginin reklam videosu ise her ikisinin de yıldızını parlatmaya yetti. O kadar ki ikili, kutlamak için Park City’de (Elbette tamamen giyinik vaziyette) şarkı söyleyip dans ettiler. Luann arkadaşı için mutluydu, Playboy köşkünde beraber partilere katılıyorlardı. Hayat umduğundan da güzel gidiyordu.

İlerleyen aylarda Luann, Beverly Center alışveriş merkezinde satış elemanı olarak çalıştı, sonra da aerobik hocası ve çiçek dağıtıcısı olarak. Yoksa bilet satıcısı mıydı? Brimhall tam olarak hatırlayamıyor. Ama bir gün Beverly Hills’te bir fotoğrafçının onu gördüğünü çok net anımsıyor. Paris ajansları Los Angeles’a keşfe çıkmıştı ve 1996 ilkbaharında, Luann artık kendi kanatlarıyla uçmak için hazırdı. “Bir gün beni arayarak adımı L’Wren olarak değiştiriyorlar dedi, ben de Ralph Lauren gibi mi diye sordum. Hayır, kuş gibi dedi. O dönemde bütün kızların isimleri değişiyordu.”

Portfolyosunu oluştururken Scott, Mike Russ’la bir çekim yaptı. Üstelik sevgili de olmuşlardı. Russ, o dönemleri şöyle anımsıyor: “Çok gülerdi. Çok komik olduğu ve hiçbir şeyin henüz onu kirletmediği zamanlardı.”

22 yaşında yeni hayatının rotasını çizen Scott, John Wayne’nin oğlu ile çıkmaya başlamıştı. Şimdilerde Dallas’ta Dee Lincoln restoran zincirinin yöneticiliğini yapan Brimhall, o günler için şöyle diyor: “Scott her zaman şaşılası hikayelerle gelirdi ve ben hiçbir zaman gerçekten ne olduğunu bilemezdim.”

Apollonia Kotero da, yıllar sonra Hollywood’da Scott’la ikinci kez bir araya geldiğinde ne kadar farklı biriyle tanıştığını anlatıyor: “Üslubunda, sesinde, yüzünde, saçında eski haliyle hiçbir benzerlik yoktu. Yepyeni bir insandı, artık Luann’den geriye hiçbir şey kalmamıştı.”

Glamour ajansı ile ilk defa sözleşme imzaladığında, Scott, yakın zamanda Marilyn Gauthier’e sunulacağının güvencesini almıştı. Ve kısa süre sonra Scott’un uzun bacaklı tam boy bir posteri, başka bir kızınkine eşlik etmekteydi. Böylece fotoğrafçıların Scott için birbirleriyle yarışacakları dönem başladı. Helmut Newton, Paris Match için Scott’u botlarıyla plajda sendelerken ve mayosunu aşağı doğru sıyırırken çekti. Newton’un fotoğrafa koyduğu isim ise “Dev” oldu.

Scott heykel gibi durarak işler yapmaktansa daha aktif çalışmak istiyordu. “Thierry Mugler benim defile modeli olabileceğime karar verdi. Başka kimse beni bunun için uygun görmemişti.” Bunun nedeni ise diğer kızlara göre fazla uzun olmasıydı.

“L’Wren çok çalışkan bir kızdı. Ayrıca fotoğraflamak için bu kadar muazzam bir vücut da bulamazdınız.” diyor Russ ve birlikte gittikleri bir gece kulübünde Scott’ın tamamı Thierry Mugler işi olan, uzun ince botları ile kendi halinde kahkahalar atarken ne kadar dikkat çekici göründüğünü anlatıyor.

Bir model olarak Mayıs 1987’de Keith Haring’le tanışması ise biraz olaylı oldu. Scott, İsviçre’de yayınlanan Schweizer Illustrierte dergisinin kapak çekimi için geldiğinde, hayal kırıklığına uğradığını anlatıyor Haring: “Siyah bir kız getireceklerini sanıyordum. Onun yerine Utah’dan bir çiftlik kızı getirmişlerdi.” Haring, bronzlaştırıcı kremleri Scott’ın vücuduna elleriyle sürdü, sonra da onu g-string’iyle Monte Carlo sokaklarına saldı. Scott da o çekimde sıradan bir taşralı olmadığını kanıtladı.

1980’lerin sonuna geldiğimizde ise Scott varlıklı bir gayrimenkul yatırımcısıyla tanıştı ve adamın Chelsea’deki dairesine taşındı. Scott’la çalışmışlığı olan şapkacı Stephen Jones, “O dönem mankenliği bıraktı” diye anlatıyor. Ekim 1991’de L’Wren Scott basın tarafından hiç yakalanamayan gizemli sevgilisi Andrew Ladsky ile evlendi. “Ladsky 162 cm’di, Scott ise 193 cm’di. İlginç bir ikili.” Diye anlatıyor çifti Mark Ryan.

Fakat bu evlilik uzun sürmedi. Scott, Ladsky’yi Londra’ya tatile geldiği sırada tanıştıkları Anthony Brand için terk etti. Temmuz 1992’de Los Angeles’a yerleşen L’Wren, evlendikten yalnızca dokuz ay sonra boşanmak için harekete geçti. Boşanmanın hemen ardından da, Şubat 1993’te Brand’le evlendi. Brand annesinin Beverly Hills’teki resmi satış hakkı olan Prada mağazasının yöneticisiydi. Scott da
artık mağazanın halkla ilişkiler işleriyle ilgilenmeye başladı. Aynı zamanda Pretty Polly taytlarının bacak mankeni olmaya devam etti. Ta ki üç yıl sonra biri yerini alana kadar: Jagger’ın kızı Jade...

O sıralarda işi gibi, evliliği de iyi gitmiyordu. Mike Russ, bu ikinci evlilik hakkında “Âşıktı falan, her şey çok güzeldi ama Scott evlendikleri gün her şeyin 180 derece değiştiğini söylemişti” diyor.

Bu süreçte Scott da giderek zayıflamıştı. Bu evlilik onda travma etkisi yarattı.”

1997 yılında Brand’in bir temsilcisinin de söylediği gibi kısa sürmüş bir evlilikti bu, çok yıllar önce gerçekleşti ve aralarındaki mesele de çoktan çözüldü. Oldukça dostane bir boşanmaydı.

Boşanmanın ardından L’Wren bağımsız olarak styling yapmaya başladı ve etrafından övgüler almaya devam etti. Rolling Stone dergisinin 1995 tarihli Jim Carrey çekiminde, fotoğrafçı Herb Ritts’le beraber çalıştılar. L’Wren’in fotoğraf çekimlerinde modeller üzerinde kullandığı dövmeler, ülke genelinde popüler olmaya başladı.

“L’Wren insanların kişilikleriyle uğraşmak zorundaydı.” diyor fotoğrafçı Bruce Weber onunla ilk defa Utah’da Calvin Klein çekiminde bir araya geldiğinden bahsederken. Onların sırları onun sırrı oluyordu. Kadınlar üstünde sakin bir abla etkisi yaratırdı ve bu insanların çoğu onun ömür boyu müşterisiydi. Ritts onun bu yeteneğini şöyle açıklıyor: “Bence stilistler, fotoğrafçılar için kılavuz niteliğinde. Bir gün çekim için sahildeydik ve Nicole Kidman’a mayo giydirmiştik. Hafif soğuk olduğu için L’Wren, Kidman’a bir kazak giydirmemizi söyledi. Güzel de oldu, bir anda Nicole’ün üstünde hiçbir şey yokmuş gibi durdu. O her zaman fark yaratmasını bilirdi. Mesela bir kostüm partisi vardı ve Scott partiye deri büstiyeri, file çorapları ve kırbaçla geldi. Bütün gece, o garip karakterin içinde kalmaya çalıştı.”

Böylece Scott’ın yolu açıldı. Los Angeles’da sadece Armani’nin showroom’u olduğu günlerde, Hollywood’un stilisti haline geldi ve Nicole Kidman, Oprah Winfrey, Penélope Cruz, Julianne Moore, Demi Moore, Sarah Jessica Parker gibi sektördeki büyük isimlerle çalışmaya başladı.

Dönüp bakınca çalıştığı herkesin şu an dünyaca ünlü olduklarını görüyoruz. Scott, Nicole Kidman ve Sharon Stone gibi yıldızlara filmlerde kostüm dizaynı gibi birkaç işin ardından, Mariah Carey ve Renée Zellweger gibi ünlülere 1999 Oscar ödülleri töreninde giymeleri için elbiseler de tasarladı. Ancak bu isimler balık etli görünümleri yüzünden eleştiriler alınca, oda David Naylor’ın ofisinin yolunu tuttu.

Bir gün yapımcı David Naylor’ın ofisine gitti. O günden bahsederken Naylor, Scott’ın siyah deri pantolonu ve yüksek topuklularıyla meydan okur bir hali olduğunu ve bu durumdan hoşlanıyor gibi göründüğünü anlatıyor. Böylece Naylor, reklam ve müzik video yönetmenliğine talip olan Scott’ı kabul etti.

2002 sonbaharında ise Ritts ve Scott’ın arası çok ciddi şekilde bozuldu. “Ritts’in ona çok fazla bağlı olmasından artık yorulmuştu.”diyor bir arkadaşı. “Bazı insanlar bir stiliste diğerlerinden daha fazla bel bağlarlar. Ancak Ritts durumu biraz abartmıştı.” Scott Ritts’in ölümünden kısa bir süre önce, onu bir öğle yemeği esnasında terk etti ve bu olay Mick Jagger’la flörtünün de başlangıcı oldu.

New York’taki anma töreninde Jagger, Scott’la Paris’teki “Belle Epoque” restoranı Le Train Bleu’deki tanışmalarını şöyle anlatıyor: “O anda bu uzun, güzel ve gizemli kadının büyüsüne kapılmıştım.” Jagger’ın söylediğine göre ilişkilerinin, üç yıldan uzun bir süre kadar gizli kalmasını isteyen Scott’tı. Dikkatleri üzerlerine çekmek istememiş ve zamanla onun yol arkadaşı olmuştu.

O zamanlar yeni boşanmış rock yıldızı adeta bir biçerdöver gibi kadınları ezip geçiyordu. Şaşırtıcı olansa ilişkilerinin üç yıldan fazla bir süre boyunca sır olarak kalması konusunda ısrarcı olanın Jagger değil, Scott olmasıydı. Çünkü her hareketlerinin dikkatle incelenmesini istemiyordu.

Scott, Jagger’ın seyahat arkadaşı oldu, albüm turnelerinde dahi onu yalnız bırakmadı. Bir keresinde Scott’la birlikte çalışan Phillip Bloch da bu turnelerden birine onunla birlikte katıldı: “Her şey birilerinin bir şeyi gibi görünüyordu. Her şeyin bir hikayesi vardı.”

Ve Scott da gıpta edilecek biri olmaya karar verdi. Kimse Mick Jagger’dan daha havalı bir hayata ve arkadaşlara sahip değildi. Fakat Jagger dünyayı gezmekle meşguldü. Loire Vadisi’nde Scott ve Jagger, gösterişli evlerde kalıyor, en çok da alışverişe vakit harcıyorlardı. Scott Jagger’ı kesinlikle kovalayarak elde etmedi. New York’taki anma töreninde Jagger’ın söylediğine göre tüm arkadaşlarının bir müzik uzmanı olarak nitelendirdiği Scott, Jagger’a bir ünlü gibi davranmak yerine, Gimme Shelter’ı hiç duymadığını söyledi. Ve Jagger da ona inandı.

Aslında Scott kendini Jagger’ın tüm ilgi alanlarına adamış bir kadındı. Uzun bir oyunun içindeydi, Amanda de Cadenet ve Sophie Dahl gibi tükenmemeliydi. Londra’da yaşayan ve birlikteliklerine tanık olan biri bu durumla ilgili şöyle diyor: “Jagger her zaman flört etmeyi seven biriydi. Bir keresinde onun yanına gittiğimde Scott bir köşede oturuyordu ve beni öldürecek gibi bakıyordu.”

Rolling Stones grubuna yakın biri Mick’in asla frenlenemediğini söylüyor. Özellikle de L’Wren etrafta olmadığı zamanlarda. Ve Jagger pervasızca Jerry Hall’u aldatırken bu ilişkiyi mümkün olduğunca gizli yaşayarak ona kendince saygılı da davranıyordu. Mesela personeline yanlış bilgiler verip ispiyonlamalarını söylüyordu. Yıllarca basını uzak tutmak için Londra’da evi olmasına rağmen Claridge’s Hotel’i tuttu. Hatta arkasında gizli bir çıkış kapısı olan yeni bir ev bile aldı.

Mick Jagger, Bali’de Jagger ile şüpheli bir yasallık çerçevesinde “evlenen” Hall ile 1999 yılında ayrıldıktan sonra, Londra’daki evlerinin hemen yanında bir daire satın aldı ve böylece duvardan açtığı bir hol sayesinde 4 çocuğunu görmeye devam etti. 2003 Haziran’ında ise Hall, Jagger’dan özel hayatına biraz saygı duymasını ve Scott’ı mirasından mahrum etmesini istedi. Bu durum da ünlü çiftin ilişkisinde kötü bir etki bıraktı.

Scott bu zamanı referans göstererek “Hayatımda uzun yıllar Claridge’s de yaşadım” diye anlatmıştı. Jagger ise İngiltere’de yılın 90 gününden fazla kalmıyordu; vergi işleriyle uğraşmak için zamanının çoğunu Paris’te maliye bakanının sahip olduğu Loire Valley’de geçiriyordu.

“Kimse Jagger’la birlikte olmasına rağmen onunla olamazdı.”diyor Scott’un bir arkadaşı. “Böyle bir kapasiteye sahip değildi. O biriyle olabilecek yapıda değildi.” Fakat 2005 yılına geldiğimizde, Scott ve Jagger’ın ilişkilerinin kusursuz olduğunu görüyoruz. O kadar ki Nike giymeye başlayan Mick, Golden Globes’ta etrafındakilere Scott’ı ana ilgi alanı olarak göstermişti.

Jagger, Cheyne Walk-Chelsea’de tarihi bir ev için 10 milyon pound ödediğinde ise evlilik iddiaları güçlendi. Mücevherlerin genelde bir “telafi” olduğunu bilen Jerry Hall ise Scott’ın sürekli mücevherlerle dolaşıyor olmasını imalı buluyordu.

Nasıl bir insana dönüştüğüne bakılacak olursa Scott artık stilistliğe az zaman ayırıyor gibiydi. “Stilistler muhtemelen en çok fazla mesai harcayan fakat aynı zamanda da moda dünyasında en az para kazananlardır. ”diyor Bruce Weber. Ancak bu durumun aksine Ekim 2006’da, Scott kendi parasıyla, kendi markasını kurduğunun duyurusunu yaptı. Victorian tarzı ceketler, pelerinler, diz üstünde ve vücudu saran elbiselerden oluşan 18 parçalık koleksiyonu, giymek için cüret isteyen bir koleksiyondu.

Bu esnada ise Jagger sessizliğini koruyordu ama aslında asla sessiz bir partner değildi. Scott’ın çıktığı bu yolda onun amacını övgüyle karşılıyordu. Scott’a verdiği değeri şuradan da anlamak mümkün: Jerry Hall bir güzellik salonu ve mağaza açmak istediğinde Jagger ona parayı kendisinin bulmasını söylememiş miydi?

Yine de bu bir bağış değildi, Jagger elbette bu yatırımdan bir geri dönüş bekliyordu. Geçmişi düşününce Scott aslında büyük bir risk almıştı. Rolling Stones’a yakın kaynaklar Jagger’ın bu işe 2 milyon dolar koyduğunu söyledi. Üstelik farklı konularda da Scott’a yardım etmişti. Mesela arkadaşı Bryan Adams’ın onun için Paris’teki showroom’unda yer ayırması ya da Tony Shafrazi’yle görüşüp Shafrazi’nin sanat galerisinde bir sunum ayarlaması gibi.

Ve böylelikle Scott artık Jagger’ın yılbaşı partilerinde ve diğer tüm davetlerinde ev sahibi konumuna yükseldi. Jagger’ın bir arkadaşı “Scott’u çok severdi. Gün içinde çok defa konuşurlardı” diyerek onların aslında evli gibi yaşadıklarını ima ediyor: “Scott Laos’a, Cambodia’ya ufak seyahatler organize ederdi. Ve bu tip şeyleri daha önce kimse onun için yapmamıştı. Scott hayatını Jagger’a adamıştı.” Oysa çifte yakın bir gözlemci durumun aksini iddia ediyor: “Mick özür gerektirmeyen bir şey hakkında Scott’tan özür dilediğinde gerçekten şoka girmiştim.”

Ve artık Scott, Jagger’ın çek defterini kullanarak ev bakınmaya başlamıştı bile. O, düzenlemeler yapmak, çiçekler, şaraplar ve yemekler, tren biletlerini ayarlamak ve hediye konusunda hep çok iyiydi. Mesela Jagger’a 70’inci doğum günü için aldığı Hogarth’ın A Roke’s Progress’in eski bir baskısı ile ünlü müzisyeni büyülemişti.

“Scott sanat ve sanatçılarla tabiri caizse büyülenmişti.”diyor Julia Peyton-Jones. Ve bu nedenle ona Serpentine Galleries’in yıllık yaz partilerinden birini düzenlemesi konusunda bir ortaklık teklif etti.
Scott sanatçılar toplumunu ele geçirmişti: Doug Aitken, Marc Quinn, Rachel Feinstein ve John Currin. Scott’un Rolling Stones’un en iyiler albümünün kapağının dizaynı için işe aldığı Walton Fond durumu şöyle anlatıyor: “Herkesin yaptıklarını kusursuz bulduğu bu iki kişi ile çalışmak müthiş bir duyguydu. Onlar sanatın eski patronlarıydı. Benim için müthiş bir onur.”

Birlikte yaşadıkları hayat kusursuzdu ve Jagger alenen Scott’a tapıyordu. Ve bir gün Scott bir çocuk istedi. Oysa Jagger artık üremeyi bırakmıştı. Scott ise aslında birkaç vaftiz kıza sahipti ama bahsettiği gerçek bir aile olmaktı. Jagger bu durumu anma töreninde şöyle açıkladı: “Biliyorsunuz yedi çocuğun da üvey annesi olmak kolay değil, Scott sürekli olarak aile tatilleri ve doğum günleri gibi konuları çok güzel organize eden biriydi. Ancak yine de zor.” Bu vaftiz kızlardan en küçük olanı neredeyse Scott’ın elinde büyümüştü ve ona çok bağlıydı. Ancak Scott bazen onun kendi çocuğu olmadığını unutuyordu. “Onu çok kırıcı bir şekilde yargıladı” dedi bir arkadaşı. Jagger’sa hep arabuluculuk oynuyor, ortamı sakinleştirmeye çalışıyordu. “Scott yalnızca bir başkasının çocuğunu eleştirmemesi gerektiğini anlayamıyordu.

O zamanlar Scott tüm zamanını Londra’da çalışarak geçiriyordu. 2010 yılında ise Chelsea- Manhattan’da 5.6 milyon dolar nakit paraya başka bir ev alındı. Alıcı ismi şu şekilde görünüyordu: Scottland Managment LLC. Bu yeni marka, bina yatırımlarıyla ihalelere bahse giriyordu, takma adı ise “Sky Garage”. “Jagger olaya yalnızca karar verme aşamasında ve bir de antika dükkanlarından alışveriş sırasında dahil olurdu” diyor mimar Daniel Romualdez.

Scott oy kullanmaya “Linren Scott” adı ile katıldı ve böylece rezidansını Jagger’ınkinden farklı kurabilecekti. Ama arayı bozmak isteyen muhabirler onun gerçek yaşını araştırıyorlardı.

Nakit sıkıntısı çeken acemi çaylak, Scott, New York’taki konutlar için muhtemelen ödeme yapamıyordu. Ne zaman 2008 yılındaki düşüşten önce LA’daki kır evini satışa sundu, ve bu evi “ünlüye ait” diye adlandırdı, o zaman ev yaklaşık 965 bin dolara satıldı. Onun ipotek geçmişine bakarsak Scott’un ne tip bir hayat idam ettirdiğini görüyoruz. Miller-Samuels’in Jonathan Miller’ı konutlara değer biçti ve Scott’un milyonlarca Amerikalı gibi evlerini ATM gibi kullandığı sonucuna vardı. Ev yaklaşık üç buçuk kat değerlendi. “Ama bunun büyük bir kısmı borçlara karşı ödünç verildi yıllar içinde.”

Sahiden Jagger Scott’a 5.6 milyon dolarlık bir daire hediye etti mi? “Mick’in büyük hediyeler alacak biri olduğunu düşünmüyorum.”diyor Scott’un yakın bir arkadaşı “Ona onun seçtiği mücevherleri alırdı ve o gerçekten güzel parçalara sahipti ama bazen o bunun Mick’in ona aldığı tek şey olduğunu söylerdi.” Stones’a yakın olan kaynaklar ise onun adına park etmiş vaziyette duran bir Jagger varlığı olduğuna inanıyorlardı. Her şeyi satın alabilirdi. L’Wren’in parlayan hayatını kabul etmişlerdi ama onun hayatı çok fazla Jagger’ın ödünç kredileri üstüne kuruluydu.

Arkadaşları L’Wren Scott’ın parlak yaşam tarzına gıpta etseler de sahip olduğu muhteşem hayatına dair birçok şeyi Jagger’a borçlu olduğunu da biliyorlardı.

Scott, annesinin 2009’daki cenaze töreninden eve geldikten hemen sonra, Londra’nın yerel gazeteleri, Jagger’ın Molly Miller Mundy ile yakınlaştığını yazdı. Mundy, Jagger’ın dekoratör arkadaşı Nicky Haslam’ın dokuma üretim menajeriydi. Bir dostu “Molly oldukça ‘İngiliz’ bir kız. Mick’in onda sevdiği şey de bu.” diye anlatıyor. Daily Mail’ın haberine göre ise Jagger 2010’da Molly’ye Noel için bir takı satın almış. Bir diğer söylenene göre Scott etrafındakilere bu durumu şöyle değerlendirmiş: “Mick şu anda yetmiş küsur yaşında. Molly tüm varlığın eninde sonunda ona kalacağını düşünmüş olmalı.”

Scott, Jagger’ın içinden çıkılmaz iş durumuyla uğraşırken bir yandan da bir başka vakayla, Madame du Barry ile uğraşıyordu.

Bir keşiş ile bir dikişçi kadının gayrı meşru modern kızları du Barry’nin XV. Louis’den dört çocuğu vardı ancak XV. Louis onunla evlenmek yerine yalnızca mücevherlerle donatıyordu.

Scott’ın hayal ettiği ev, Vogue’a böyle demişti, Loire Vadisi’ndeki Chenonceau Şatosu, yani II. Henry’nin karısı Catherine de Medici’nin engel olma çabalarına rağmen metresi Diane de Poitiers’i getirdiği yerdi. Kral öldüğünde de Poitiers, de Medici tarafından sürgün edildi. Belki de bu nedenle Scott, asla Jagger’ın akıcılığına erişemese de konuşurken Fransızca kelimeler kullanarak konuşmayı zenginleştirmeyi seviyor. Tanışmayı en çok istediği Madame Figaro sorulduğunda ise bu soruya du Barry, de Poitiers ve de Medici ile yanıt veriyor.

“Aşkın Alegorisi” Scott’ın 2013 Şubat koleksiyonunun adı ve bu koleksiyon, Gustave Klimt’in üç yıldan fazla zaman ayırarak mükemmelleştirdiği Adele Bloch-Bauer eserinin etkisiyle geliştirilmiş. Scott da benzer şekilde Jagger’ın gelecek turnesi için Klimt’ten ilham alarak ışıldayan ceketler tasarlamış. Neue Galerie’de verdiği demecinde Klimt’i bir seks sembolü olarak gösteriyor ve sanatçının 14 yaşındaki gayrı meşru kızına atıfta bulunarak “Oldukça öncü ve skandallarla dolu” sözlerini kullanıyor. Onun gibi Klimte düşkün biri daha var; Anne Marie O’Connor, Klimt hakkındaki kitabı The Lady In Gold’da, “Klimt, Mick Jagger’a çok benziyor.” diyor. “Ayrıca bence Scott da Emilie Flöge ile özdeşleşmiş.” Çalı saçlı moda tasarımcısı Flöge, aynı zamanda Klimt’in aşkı ve onun tasarımcısı.

İşini hayatta tutabilmek adına Scott, , yüksek riskli müşteri sınıfına alınarak Şubat 2012’de 1.25 milyon dolar tutarında Mortgage kredisi çekti. Mick’in bunlardan haberi olmadığını umarak...

Öldüğünde, belgeler şirketinin 9.4 milyon dolar borcu olduğunu söylüyordu. Ancak hepsi bu değildi, alacaklı müşteriler ile mahkeme aşamasına gelinmişti. Christian Lacroix’nın ve Jimmy Choo’nun eski CEO’su, Scott ile yıllar evvel tanışmış bir girişim sermayesi yöneticisi olan Robert Bensoussan, Scott kendisinden yüksek oranda kısa vadeli kredi istediğinde daha düşüğünü önermiş. Hatta tek istediği para ise Jagger’dan da isteyebileceğini söylemiş. Scott ise Jagger’ın kendi payına düşeni fazlasıyla yaptığını belirtmiş.
Bensoussan’a, bir Mormon topluluğuna mensup olarak Paris’te, gencecik, bir başına ve beş kuruşsuz bir halde yaşamanın ne kadar zor olduğunu söylemiş Scott. “Zedelenmiş durumdaydı.” diye açıklıyor Bensoussan. Çok hızlı bir şekilde nakit para harcadığını, satışlarının bu denli düşük olmasına şaşırdığını da ekliyor.

Scott’ın gerçek bir yönetim danışmanına ihtiyacı vardı. Çünkü küçük çaplı tasarımcılar, Chanel gibi markalar ile fabrikalarını paylaşıyorlardı. Bu durumda da küçük çaplı markalar elbette makine kuyruğunda son sıradaydılar. Böylece üretim gecikti, tedarikçilerin ödemeleri ve elbette siparişlerin teslimatı da öyle. Eğer diğerlerine göre daha küçük bir markaysanız bu sektörde iki ay geriden geliyorsunuz demektir.

Harper’s Bazaar’ın genel yayın yönetmeni Justine Picardie ise Scott için şunları söylüyor: “Şunu söylemeliyim ki çoğu zaman mağlup olmaktansa hemen yeni bir şeyler yapmaya kalkışıyordu. Yenilgiye tahammülü yoktu.”

Scott, asıl para kaynağı olan güneş gözlüğü, aksesuar, ayakkabı ve çanta üretmek için ruhsat sahibi olmak istiyordu. “Bir plan yaptık ama aynı zamanda bu işten çok para kazanmanın kolay olmayacağını da biliyorduk.” diyor Bensoussan.

Nitekim sıkıntılar baş göstermeye başladı: Jagger, Scott’ın bir CEO’yu aklı havada masraflar sebebiyle suçlamasının ardından inancını yitirme noktasına geldi. Scott’ı bazı arkadaşlarıyla ve iş ortaklarıyla tanıştırdı - bu yükün altına girebilecek herkesle. Zira o para kaybetmeyi seven bir adam değildi.

Scott’ın gerçekten istediği, diyor bu durum hakkında bir bilgi kaynağı, Jagger’ın doğrudan doğruya operasyonun başına dönmesiydi. Potansiyel yatırımcılar Bayan Jagger olmak ile çok vakit harcayarak işe odaklanmamasından endişeliydiler çünkü. Bu nedenle de ona güvenemiyorlardı.

Tagasode, Scott'ın bol dökümlü kimonolar gösteren milyon dolarlık Japon türü ekranlardan esinlenerek gerçekleştirdiği ve New York'tan bir daire satın almasını sağlayan son defilesiydi. Arka planda, Scott son ABD Vogue eylül sayısında Hamish Bowles 'a koleksiyonundan bahsetmişti.

Budist rahiplerin ilahileriyle açılan gösteri, Jagger’ın Scott’u almadan gittiği Laos için bir atıftı. Final ise "Baby Did a Bad Bad Thing" ile oldu. Bu defileden sonra ansızın Scott, bir nevi hakimiyetini ilan etti. AnOther dergisine verdiği bir röportajda Jagger için "benim kocam" dediği gibi Asya basınında da ondan Loire Vadisi'ndeki şatosunda büyüyen bir gül olarak bahsetti. 2013'ün ilkbaharında Scott, kişisel eğitim seansı sırasında dizinden yaralanıp ayaklarından olmuştu. Geçirdiği operasyondan sonra geriye bir koltuk değneği ile baştan başa değişen bir kişilik kalmıştı. Bana daha çok dayanıklılık egzersizine ihtiyacı olduğunu söylemişti. Ona uyku ve egzersiz arasında bir seçenek sunuldu ve o bu ikilemde egzersizi tercih etti.

Scott artık vahşice bir depresyona ve aynı zamanda bir şeyler almayı niçin reddettiğini anlayamayan sayısız endişeli arkadaşa sahipti. Ekim ayında Jagger ile yaptıkları bir yolculuktan sonra biraz daha toparlandı ve Hindistan'da bir balkonda birbirlerine yakın çekilen, pek de bilinmeyen bir fotoğrafı paylaştı. Jagger daha önce böyle dramatik bir şekilde kapıyı çarpıp çıkmamıştı. O, sürüklenip gitmektense ilişkiler içerisinde sürüklenmek istiyordu. Fakat artık ikisi de birbirinden ayrı dünyalarda yaşamaya başladılar.

Aralık’ta, Scott Doha’dan Roudha merkezine doğru yola çıktığında, Rolling Stones, Pan-Asya’ya bir turne düzenleyeceklerini duyurdu. Scott ise kadın rehberlik vakfı için çok zor şartlar altında yaptığı müze kalitesindeki gösterisi için son güne yetiştirilmesi imkansız olan podyum ve mankenleri bulmaya çalıştı. Ve çift, Mustique’de çocuklarıyla uzun bir Noel geçirdi.

“Bir gün eve gelip sen artık yoksun diyeceğini bir an olsun düşünmemiştim.” diyor Jagger’ın aralarında bir ayrılık olmadığında ısrar eden bir arkadaşı. “Jagger etrafta boşa zaman harcamayacağı bir yaşa gelmişti ama yeniden başlayacakmış gibi de gözükmüyordu. Hayır, onunla ne anlaşma yaparlarsa yapsınlar, şikayet ettiği şeylere katlansınlar, o bununla başa çıkmaya hazırdı.”

Stones’a yakın olan bir kaynak ise Scott’un Keith Richards’ın emriyle “turdan uzaklaştırıldığını” söylüyor, The Stones’un Amerika’daki sözcüsü ise bunu inkar etti. Açıkçası Scott, Richard’ın en sevdiği kişi değildi. Grubun görüşünde zayıflık ve güçlülük karmaşasını dengede tutan kişiydi. Ama Richards Scott’ın, ona herkesten uzun süre evli olan Jagger ile ilgili tavsiye vermeye çalıştığı zamandan beri korktuğu en kişiydi.

Scott, gruba önceden var olan şartlarda giremedi. Kuliste iki kamp vardı: birinde Mick’in koşu bandı, nemlendiricisi ve vokal çalışmaları. Diğerinde Keith ve Ronnie Wood’un alkollü partisi. Ama Scott için Richard ile Wood’un yakınlarında olmak zordu; sigara içiyorlardı ve o, felce uğratan baş ağrısıyla sonuçlanan kronik sinüzit hastasıydı. Scott yine de tura uzun süre devam etmedi.

Olmayacak sebeplerden dolayı dağılmış bir grup için turne yapmak önemli bir meseledir. Acısız olmak zorundadır. Ve grubun Paris’teki ilk haftasında şu kaza meydana geldi, The Sun, Scott’ın Cheyne Walk merdivenlerinde, sabahın erken saatlerinde baygın bulunduğu hakkındaki dedikoduyu yayımladı. The Stones’un sözcüsü Bernard Doherty’ye sorular yönelten gazeteye Doherty “İntihar etmeye çalıştığını düşündük.” demişti. Doherty bugün, merdiven hikayesinin pek de doğru olmadığını dile getiriyor, yalnızca o dönem sinüs yollarındaki rahatsızlık sebebiyle hastaneye kaldırıldığı doğrulandı.

Jagger Paris’ten döndü, turne iptal edildi. Takip eden öğleden sonra, Scott ve Jagger, Chelsea Embankment’ta fotoğraflandılar. 11 Şubat’ta, gizemli kazadan hemen sonra, Scott, King Tut hakkındaki bir kitaptan esinlendiği programını iptal etti ve Paris’i Mart ayına erteledi.

Scott aynı zamanda Oprah Winfrey’e Altın Küre için tasarladığı elbiseyi ulaştırmadı. “Mükemmel olmayan hiçbir şey yapmak istemiyordu.” diyor Stephen Jones “Ve hasta olmuştu.” Acınası halde ve çok zayıf, ilaçlar kullanıyor ve bazı arkadaşlarının söylemiyle, bir kadının kolayca itiraf etmeyi kabullenemeyeceği menopoz öncesi dönemi yaşıyordu. Jagger, turnede ona eşlik etmesini teklif etti ama o bunu reddetti.

Son dönemlerde ise Facebook paylaşımları hoş olmayan biçimde değişti, Francis Bacon’ın, inancını yitirmesi üzerine yaptığı son röportajından bir kesit ve onun sözlerini içeren paylaşımının kısa açıklamasında, Bacon’ın ağzından şöyle yazmıştı: “Düşene kadar, sonuna değin durmayacağım.”

Bir arkadaşı, Mustique’te birkaç günlüğüne tatil yapması için ona eşlik etmek üzere Londra’ya geldi. Mustique, ölümünden hemen önce New York’taki bir psikiyatriste gitmeden önce, tüm şevkini ve takatini yitirdiği yerdi. “Mustique’i terk etmesinin öncesinde, Daily Mail’in haberine göre Scott, Jerry Hall’un Jade ve kızı için düzenlediği partiye davet edilmedi. Ve Jagger’ın çocukları Scott’a bir takma isim taktılar: “siyah örümcek.”

Oysa bir arkadaşı durumun böyle olmadığını ve davetli olduğu halde gitmediğini söylüyordu. “Oldukça mutsuz bir ruh hali içindeydi.”

Scott, dünyadaki son gününde oldukça gündelik giyindi, sarı logolu Nike ayakkabılarına kadar tepeden tırnağa siyahtı. Sanki bir yere gidiyormuş gibi. Asistanı o sabah 08.30’da atılmış bir mesaj
aldı: “Buraya uğra.” Scott’ın vücudunda hiçbir uyuşturucu yoktu, tıpkı Jagger gibi karaciğeri tertemizdi.

Kısaca özetlemek gerekirse, aslında L’Wren Scott, kendini kabul ettirmek adına inanılmaz uzun bir merdivenden düştü. Uzun versiyonu ise şöyle: Menepoz öncesi dönemin güçlü fırtınasına kapılmış, çocuksuzluktan, sadakatsizliklerden ve terk edilmelerden bıkmıştı. King Tut’un laneti. İtalya’daki fabrika. Aralıksız hayal kırıklıkları. Doğum günü ve dinmek bilmeyen baş ağrıları.

Belki de en başından beri kurtarılmak istiyordu. Ne de olsa bunu hayatı boyunca bir çok kez istemişti. Ölüme gitmeden saatler öncesinde, Scott arkadaşlarıyla bir akşam yemeği düzenliyordu. Belki de Sylvia Plath’e benziyordu, planlar ters gittiğinde işleri durduracak bir dadıya sahip gibi.

Scott, 7 Şubat’taki kazadan arkadaşlarına asla bahsetmedi. 50 yaşını doldurunca insan "Olmayı istediğim insan haline gelmeyi başarabildim mi?" sorusunu cevaplandırmak için uğraşıyor. Scott'ın balkon manzarası, seslerin dokuzuncu kata kadar ulaştığı bir çocuk parkıydı. Bir aile istemişti. Bu nasıl yetiştirildiğiyle ilgiliydi. Ailesi, Mick Jagger'dan bir borç olsa bile bu böyleydi.

Şubat 2013’te Scott, ayrıca borç yüklü bir şekilde vefat ettiği, New York'taki evinin kredisini yeniledi. Ancak iki yıl vadeli olan bu krediyi ödemek için o kadar da beklemek zorunda kalmadı.

O Mayıs ayında Jagger'la çıktığı turne sırasında Santa Monica menşeili bir hukuk firması tarafından Beverly Hills Otel'den fakslanmış bir vasiyet eline ulaştı. Vasiyete göre tüm malvarlıkları Michael Philip Jagger'a bırakılmıştı. (Olayın tanıkları The Mistique aşçısı ve Jagger adına çalışan hizmetlilerdi.)

Mülk avukatı hızlı bir süreç olduğunu, fazla ayrıntıya girilmeden ana hatlarıyla işi hallettiklerini belirtti.

İki ay sonra Scott'ın kredi borcunu ödemesi gereken zamana gelinmişti. Yardıma gelecek biri var mıydı? Belki bu kişinin iyi bir güvencesi olmalıydı. Ölüm haberiyle birlikte çokça borç içinde olduğu da yazılmaya başlamıştı. Ama Scott kişisel olarak bu borçlardan sorumlu değildi çünkü şirketi bir limitli yükümlülük kuruluşuydu ve anlaşılan Scott'ın sigortayla işi olmamıştı.

L'Wren Scott saygı duyulan biriydi. Bir önceki sene eski bir marka için tasarımcılık yapması teklif edilmişti. Kendisinin ve Banana Republic kapsül koleksiyonunun yer aldığı reklam panoları dünyanın her yerindeydi. Maddi kazançlar ortadaydı ancak hangi koşullarda? Bunu kim sahiplenecekti? Ölümü bu soruları yersiz bıraktı.

"İnsanlar genelde modayı sadece yüzeysellikle bağdaştırırlar ancak tasarımcının yaşantısında fazlasıyla karanlık bir etkisi vardır." Coco Chanel biyografisi yazarı Justine Picardie modadan böyle bahseder. "Kıyafetlerin bu kadar güçlü olmasının sebebi üstünü sardıklarıdır aslında."

Mick Jagger'a gelince, geri döndüğü turnesinde Zürih'teki otel odasında, geçtiğimiz Şubat ayında Tokyo'da beraber vakit geçirdikleri iddia edilen balerinle objektiflere takıldılar. Anlayacağınız hayat devam ediyor.

Nihayetinde, Scott’un ölümü, ölümünden önce Facebook’taki bir paylaşım kadar gizemli kalmaya devam ediyor. Moda fotoğrafçısı Tim Walker’ın bilindik bir fotoğrafı şunu yansıtıyor: Ağacın birinde asılı duran retro ve şık parti kıyafetlerinden modern bir tagasode.