Jay Z Nisan GQ Ceket ve pantolon Valentino. Kazak Saint Laurent by Anthony Vaccarello. Bere (kendisine ait) by Paper Planes.Kendi saati, Rolex. Bilezik L’Enchanteur. Yüzük Graff.
Dergi Konuları

Exclusive: Jay-Z Röportajı

Jay-Z, son on yılın büyük bölümünde düşüncelerini kendine sakladı. Ancak burada, nadir verdiği bir röportajda, her şeyi açıkça ortaya koyuyor—Reasonable Doubt albümünün yayımlanmasından bu yana geçen 30 yıla dair müzik, iş dünyası, aile ve hayat üzerine düşüncelerini değerlendiriyor.

Uzun zamandır düşüncelerini kendine saklamayı ve sessiz kalmayı tercih ediyordu. Ama GQ’ya verdiği özel röportajda, ilk stüdyo albümü Reasonable Doubt’ın çıkışından bugüne uzanan dönemi, müziğini, kariyerini ve aile yaşamını sakınmadan anlattı.
Shawn Carter ile çok özel bir buluşma…

Yıl 2002. New York’un efsanevi radyo istasyonu Hot 97’de bir anda klasiğe dönüşen doğaçlama performansında Jay-Z şu sözlerle rap yapmıştı: “Yokluğumda bile varlığım hissedilir. En azından bu bile benim kral olduğumu sana söylemeli, dostum.” Çoğu Jay-Z sözünde olduğu gibi, üzerinden 20 yılı aşkın süre geçmesine rağmen bu kelimeler zamansız bir kehanete işaret ediyor sanki; hatta bugün daha da güçlü bir etki taşıyor.

Exclusive: Jay-Z Röportajı

Jay-Z, GQ Global Nisan Kapağı - Takım elbise ve kravat Zegna. Gömlek Speciale. Kendi Saati Patek Philippe. Bilezik, stiliste ait. Yüzük (sol el) Maggi Simpkins. Yüzük Sağ El Graff.

Hip-hop, pop kültürü ve zamanın ruhu bir yandan akıp giderken, tüm diğer anlatılar ve hikâyeler arasında sürekli geri döndüğümüz bir ana karakter var: Hatta o sahneden uzaklaşmaya çalıştıkça biz daha çok çekiliyoruz ona. Jay’in son solo albümünden (4:44) bu yana dokuz yıl geçti, son projesinden (Jay Electronica’nın A Written Testimony albümünde yer aldı) beri altı yıl, God Did’deki devasa verse’üne imza atmasından beri ise neredeyse dört yıl. Yani anlayacağınız, uzun süredir aktif değil.

Ama hayranları yeni projeler için çağrı yaparken (isterse sadece merakla beklenen bir albüme konuk dahi olabilir) Jay’in giderek genişleyen şemsiyesi altına kültürel başlıkları da entegre etmeye devam ediyor.  Favori rap'çiniz işlerini kendi kurduğu müzik ve yayın eğlence şirketi Roc Nation ile yürütüyor. Denetiminde gerçekleşen spor etkinliği Super Bowl devre arası gösterisi, hiç olmadığı kadar tartışma ve beklenti yarattı. Büyüttüğü ve geliştirdiği çeşitli işler sayesinde servetini neredeyse üçe katladı. Ve son zamanlarda sahne tozu solumaya heveslendiğinde de dünya yüzündeki en büyük pop yıldızı olan karısıyla çıktığı dünya turnesinin çeşitli duraklarında görünmeyi tercih etti. Bu arada çiftin en büyük kızlarının da performansçı olarak sahnede maharetini sergilediğini hatırlatalım. 

İlk albümünün üzerinden otuz yıl geçti (Haziran’da Reasonable Doubt albümünün yıldönümü kutlanacak) ve artık 56 yaşındaki Jay-Z, her zamankinden daha etkili bir figür. Ancak uzun kariyerinin türlü tartışma, eleştiri ve mücadeleden nasibini aldığını de söylemeden geçmeyelim. Son vukuat, 2024’ün sonunda ismini açıklamayan bir kadının onlarca yıl önce kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu iddia ederek sanatçıya açtığı kamu davasıydı. Davacı, açıldıktan sadece birkaç ay sonra davayı “bir daha açılmamak kaydıyla” gönüllü olarak geri çekti. Jay-Z iddiaların asılsız ve uydurma olduğunu savunsa da, bu sürecin yarattığı etki zihinsel ve duygusal açıdan ağır oldu. 

Exclusive: Jay-Z Röportajı

Palto Maison Margiela. Gömlek ve pantolon Evan Kinori. Kendi saati Patek Philippe. Yüzük (sol yüzük parmağındaki) Graff. Yüzükler (sağ yüzük ve serçe parmağındakiler), kendisine ait

Geçtiğimiz ocak ayında, ikişer saatlik iki röportaj için buluştuğumuzda Jay’in aklında pek çok şey vardı. Son sohbetimizi hatırlatarak “Epey zamandır görüşmüyoruz” diyerek söze başladım.

GQ: 2025’i nasıl değerlendirirsin?

Jay-Z: Zordu. Gerçekten çok zordu. Kalbim kırıldı. Bu konuya hemen girdiğimiz için mutluyum, böylece aradan çıkarabiliriz. Çünkü gerçekten yaşanan her şey beni derinden yaraladı. Şu anda öyle bir dönemdeyiz ki, sanki kimse ne gibi sonuçlara yol açabileceğini yeterince düşünmüyor. Her şey çok anlık, ne demek istediğimi anlıyorsun değil mi?

Dava meselesi beni çok yıprattı. Öfkeliydim. Uzun zamandır bu kadar öfkelenmemiştim; kontrol edilemeyen bir öfke bu... Böyle bir suçu birinin üzerine atamazsın, bundan çok emin olman gerekir. Eskiden öyleydi. Birine böyle bir sorumluluk yüklemeden önce çok emin olmalıydın. Özellikle benim gibi birine. En kötü şeyleri yaptığımız zamanlarda bile kurallarımız vardı. Biz o kurallarla yaşar ve ölürüz.   

Bu süreci gerçekten çok ağır yaşadım. Böyle bir dönemin içinden geçeceğimizi biliyordum çünkü her şeyden önce, söylenenler doğru değil. Ve günün sonunda, gerçek her şeyin üstünde. 

Bu duyguları yaşarken, nasıl toparlanıp yeniden Jay-Z oluyorsun?

Bilmiyorum. Aslında yaptığım en önemli şey bu. Geçen yıllarda yeterince savunmada kaldık, 2026’da hücum etmeye hazırız.  

Exclusive: Jay-Z Röportajı

Palto Giorgio Armani. Kazak Factor’s. Pantolon Dolce & Gabbana. Ayakkabılar Dries Van Noten. Çoraplar Falke. Güneş Gözlükleri Mykita. Bileklik, kendisine ait. Yüzük Graff.

Sana güç veren bir meydan okuma ruhu olduğunu söyledin. Bunun nereden geldiğini merak ediyorum.

Bence bu doğduğum, büyüdüğüm mahalleden geldi; o zamanlar herkes her şeyle savaşıyordu. Kendi başımıza savaşarak, yalnızlığımızla meydan okuyorduk etrafımızda olan bitene. İşte o isyan insanı ayakta tutuyor.

İlk albümümüz Reasonable Doubt’ı çıkardığımızda 43 bin adet sattık. İnsanlar “Yenisin. Kendini henüz kanıtlamadın” düşüncesine sahipti. Ama bizim için, bir albüm çıkarmış olmak zaten yeterli bir kanıttı. Bunu yaptık. Dağıtımın, pazarlamanın kontrolü bizde değildi. Sokak seviyesinde, sokak ekibi yaklaşımıyla ilerliyorduk. Ve albümü çıkarmak bizim zaferimizdi. Başarı çok fazla olmasa da sokağın gücüyle hareket ediyorduk. O zamanlar nereye giderseniz gidin, Reasonable Doubt’ı duyardınız.

Bunu söylemen iyi oldu çünkü insanlar hâlâ şu tartışmayı yapıyor: Roc hareketi o dönemde ne kadar derinlemesine nüfuz etti?

Evet. Eğer orada değildiysen, dinlenme ve satış rakamlarına bakarak konuşursun şimdi. Böyle konuşan da bir şey görmemiştir, çünkü görseydi “Bu bir tartışma konusu bile değil” derdi. Nereye gidersen git, hangi arabaya binsen Reasonable Doubt çalıyordu.

Özellikle hangi şarkıları hatırlıyorsun?

Sokakta dururduk, arabalardan (Doppler efektiyle şarkıyı mırıldanıyor) Ain’t no n… ya da D’Evils şarkıları duyulurdu. Gün boyu, her gün farklı şarkılar vardı kulağımıza çalınan. Sonra kulüpte, kesinlikle Ain’t No çalardı. Tıpkı N-ggas in Paris ya da In Da Club gibi dünyayı durduran şarkılardandı. Ain’t No N-gga onlardan biriydi ve gecede bin kez çalınıyordu. Hem o ilk albüm hem de o dönem herhangi bir plak şirketiyle anlaşma yapamamış olmak benim için çok büyük nimet oldu.

O zamanlar da mı böyle düşünüyordun?

Hayır. O zamanlar birçok plak şirketini ziyaret etmiştim. 

 Kendini umutsuz hissettin mi?

Reddedildim ama umutsuzluğa kapılmadım. Her kapı (kapının kapanmasını taklit ediyor) yüzüme kapandı. Ama kendime hep inandım. Bir an bile “Bu sektör için yeterince iyi değilim” diye düşünmedim. Her reddedilişte aklımdan geçen şuydu: “Bu adamı neden oraya koymuşlar? Bir şey bilmiyor.”

Çünkü onlar senin baktığın yerden bakmıyordu. 

Benim söylediğim şeyler o zamanın adeta kutsal kitabıydı. Anlattıklarım o duyguları yaşayan insanları farklı bir şekilde etkiliyordu, çünkü içseldi. Benim sadece dinleyiciye ulaşacak köprüye ihtiyacım vardı. Dinleyicinin, söylediklerim için orada olduğunu biliyordum.

Geri dönüp o döneme baktığında, bilmediğine sevindiğin şeyler var mı?

Tabii ki. Bu şöyle bir şey: Bir odadasın, ilerliyorsun, sona ulaştığında kapıyı açıyorsun ve diyorsun ki “Vay be.” Sonra geri dönüp ışıkları açıyorsun ve içerisinin çukurlar ve yılanlarla dolu olduğunu fark ediyorsun. İçindeki dürtüler seni karanlıkta doğal olarak yönlendiriyor.

İşte bilmediğimiz şeyleri telafi eden bu dürtülerdi. Ve bu işe yarıyor, yoksa çok şey görürsün ve sonunda pes edersin. Müzik sektöründe bu çok sık yaşanıyor. İnsanlar müzik piyasasına doğru sebeplerle giriyor, çok tutkulu oluyorlar. Ama sonra sıradanlaşıyorlar.

Ne zaman “Tamam, artık yeterince bilgiye ulaştım, kendi işimi kurabilirim ve 1995-96’da doğan müzik şirketi Roc-A-Fella Records ruhuna geri dönebilirim” dedin?

Bu garip ama bazen hiç beklemediğiniz yerlerden tavsiye alıyorsunuz. 2004’te Def Jam’de başkanlık görevini üstlendiğimde, Jon Bon Jovi bana şöyle demişti: “Sen bir sanatçısın. Sanatçı olduğunu unutma.”

Orada uzun süre kalacağımı hiç düşünmedim. Ayrıca bu, Def Jam’den tüm master kayıtlarımı geri almam için yapılan bir anlaşmanın parçasıydı. Bir alışverişti yani. Ve gerçekten öğrenmek istiyordum. Perdenin arkasını görmek istiyordum.

Tüm bunlardan bahsederken, aklıma Kanye’nin seninle ilgili eski bir sözü geliyor: “Jay’de her zaman gördüğün şey kazanmaktır.” Sence ne demek istemişti?

Söylemesi zor. Bence You Must Love Me’den Regrets ve Soon You’ll Understand’e dek resmin bütününü gösterdim. Ama kazandığın anlar o kadar büyük ki, birinin hafızasında bunlar baskın hale geliyor ve kayıpları unutuyorsun. Ben de “Kaybetmeyeceğim” derim. Dolayısıyla bu algıya ben de katkıda bulunmuş olabilirim.

Exclusive: Jay-Z Röportajı

Ceket ve pantolon Tom Ford. Kazak Zegna. Kendi saati, Rolex. Kolye Maggi Simpkins. Bileklikler, stiliste ait.

Bu yaklaşımı hâlâ uyguluyor musun? Yani bir şeyler ters gittiğinde panik yapmamak?

Hayatta her şey senin iyiliğin için olur. Her şey. O an göremeyebilirsin. Mesela o dönemde bir plak anlaşmasına ihtiyacım olmadığını görememiştim. Bağımsızlığımı korumam, farklı olasılıkları zorlamam gerekiyordu; tıpkı Prince’in yaptığı gibi. Prince müzik için vardı. Ben hip-hop ve kültürümüz için vardım. Bugün olduğum kişi olabilmek için anlaşma yapmamam gerekiyordu. Anlaşma yapmamalıydım. Ama o zaman bunu bana biri söyleseydi, bunun en büyük nimet olduğunu anlayamazdım. Oysa anlaşma yapmamış olmak en büyük nimetti. Yani hayatında hiçbir şey "başına gelmez"; her şey senin iyiliğin için yaşanır. Bu ayrımı bilmek önemli. Her şey senin bir olaya nasıl baktığınla ilgili. İyi ya da kötü diye bir şey yok. Olur ya da olmaz. Hayat bu.

Bunu ne zaman kabul ettin? Çünkü herkes o kadar hızlı kavrayamıyor.

Ben erken yaşta çok kitap okudum. Mutlak Gücün Yolu (The Seat of the Soul), Dokuz Kehanet (The Celestine Prophecy).... Yolda hep bu değerli taşları, mücevherleri topluyordum. İlk kez sahneye çıktığım o dönem 26 yaşındaydım ve o 26 yılda çok şey yaşamıştım. Marcy’den Trenton ve New Jersey’e, Cambridge’e, Maryland’e, Newport News’ten Virginia’ya… Her türden insanla tanıştım, her türden durumun içinde bulundum ve tek bir çizik almadan çıktım. Hiç hapse girmedim.

A Written Testimony hakkında biraz konuşmak istiyorum. Çünkü bu, son çıkan albümün.

Favori verse’üm o karmaşık, çok gürültülü ve alışılmadık bir parça olan, Flux Capacitor’den… 

Hatırlıyor musun bilmiyorum ama o albüm hakkında yazdığımda seninle e‑posta üzerinden konuşmuştuk. Ben “Verse çılgın, offbeat olsa bile” diye yazmıştım. Sen de “Zaten mesele offbeat olması, şampiyon” demiştin. Ben de “E, buna ne diyebilirim ki?” diye kalmıştım.

Evet, bazen ritmin içinde kalman gerekir. Benim ritmim zaten hep biraz eşiktedir. Hep son ana kadar sallanır, sonra “uh” diye girerim. Çünkü bazen çok fazla kelimeyi dar bir alana sığdırmaya çalışıyorum ve o son kelime kapıdan içeri giriyor. Müzikal olarak çok farklı flow’lar denedim. Ne zaman offbeat olduğumu biliyorum. 

Universal Soldier isimli şarkında şöyle diyorsun: “Du Pont'lar ve Carnegies'ler için aynı enerjiyi sarf etmedin.” Bu aslında sana yöneltilen eleştirilere bir yanıt, bazen insanlar sana kapitalist diye yükleniyor.

Büyürken duyduğum tek şey Amerikan rüyasıydı. Çabalarsan, kendi ayaklarının üzerinde durup yükselirsen, başarabilirsin. Hayatım boyunca bunu duydum, ta ki biz başarılı olmaya başlayana kadar. O noktada “Para kazanıyorsun, satılmışsın” demeye başladılar. İnsanlara “acı çeken sanatçı” imgesi cazip geliyordu, bu bir zihin oyunu, bizim eskiden “tricknology” (Hip-hop argosunda manipülasyon, hile) dediğimiz şey. Ben buna kanmıyorum. Önce sanatımı yapıyorum, sonra sanatımın karşılığını aldığımdan emin oluyorum. Buraya insanları sömürerek, sistemdeki boşluklardan faydalanarak ya da kapitalist yapının bir hilesiyle gelmedim. O yapı var; ben dünyayı olduğu gibi görüyorum, görmek istediğim gibi değil. Ben realistim. Bu idealizm değil. İnsanlar dünyayı görmek istedikleri gibi anlatıyor. Böyle kazanamazsın.

Dünyanın gerçekliğiyle yüzleşmek ve bu dünyada sadece kendim için değil, bize adaletli davranmayan sistem tarafından dışlanmış bir sürü insan için de bir yol bulmak zorundayım. İlerleyebilmemiz için dünyayı olduğu gibi kabul etmeliyiz. Bazen bu, kendi şirketini kurmak anlamına gelir. Bazen de mevcut şirketlerle ortaklık yapmak, çünkü yaşadığımız dünya böyle. Siyahların dağıtımı ve medyayı tamamen kontrol ettiği bir yer yok. Bir noktada birileriyle ortaklık yapmak zorundasın.

Başarılı olmanın ve müzikte ya da ötesinde büyük şeyler başarmanın pek çok farklı yolu var. Ben hepsine açığım ve dünyayı olduğu gibi görmek istiyorum. 

“Her şey yüzde yüz siyahlara ait olmalı” gibi bir yaklaşımım yok. Eğer bir şirketin yüzde birine sahipsem, siyahlara ait demektir. Elon Musk Tesla’nın yüzde 20’sine sahip. Kimse Tesla’nın Musk’a ait olmadığını söylemez. Kimse Tesla’nın “beyazlara ait” olmadığını da söylemez. Hatta ben hiç “beyazlara ait” diye bir terim duydum mu, emin değilim (gülüyor). Ya sen?

Flux Capacitor’da NFL anlaşmasından ve o anlaşma sonrası aldığın tepkilerden bahsediyorsun. Şimdi yedi Super Bowl şampiyonluk maçı geride kaldı ve her devre arası gösterisi büyük bir kültürel olaya dönüştü. Bu eleştiriler hakkında bugün nasıl hissediyorsun?

Bence anlaşılır tepkilerdi. Biz duygusal bir halkız.

Siyahları mı kastediyorsun?

Kesinlikle. Dünyanın yaptığım her şeye katılması gerektiğini düşünmüyorum. Ben dünyayı olduğu gibi görüyorum. Öyle bir an vardı ki, NFL zayıf bir dönemindeydi ve biz oraya girip gerçekten bir değişim yaratabilirdik. Müziğimizi sahneye koyabilirdik. Ayrıca işin içinde Inspire Change (sosyal adalet girişimi) de vardı. Onu da göz ardı etmek istemem. Takımları sahiplenen adamlar dünyanın dört bir yanından geliyor ve fildişi kulelerde yaşıyorlar; kültürle ilgilenmiyorlar. Bizim önem verdiğimiz, kültürel olarak doğru bulduğumuz konular onlar için hiçbir anlam ifade etmiyor. 

Az önce tıpkı Prince gibi bağımsızlığını koruman gerektiğinden bahsettin. Bunu hayata geçirirken, başarılı bir siyah erkeğin yapmasına “izin verilen” şeyler için bir mücadeleye öncülük ettiğini düşünüyor musun?

Bunun lafını bile etmemelisin bence.

Neyin lafını etmemeliyim?

“İzin” kelimesinin. Bizim için “izin verilen” diye bir şey yok. Birinin sana izin vermesi için üzerinde otorite sahibi olması gerekir. Kimsenin üzerimizde otoritesi yok. Biz burada herkes gibi varız. Kimse bize bir şey yapmamız için izin veremez. Ama o kelimenin ardında bir gerçek de var ve ben bizim için bu tür kelimeleri tamamen ortadan kaldırmak istiyorum. O yüzden cevabım evet.

Exclusive: Jay-Z Röportajı

Kendi saati, Patek Philippe. Kolye Cartier. Bileklik, kendisine ait.

Smile parçasında şöyle diyorsun: “Tüm bu insanlar beni öldürmek istedi, çünkü kendimi ne kadar çok açarsam, onlar gerçek benden o kadar korktu.” Burada “onlar” kim?

Sistemi, statükoyu koruyanlar.  Bizi “izin” gibi kelimeler kullanmaya zorlandığımız bir pozisyonda tutmak için kurulan bu düzende sorumluluğu olan herkes, işte “onlar”. Ve bu aslında rengin ötesine geçiyor. Bunu çok yaşadım: “Tamam, bu başarılı siyah adam o noktaya ulaştı, hadi ondan yardım isteyelim.” Ama "onlar"ın tavrı şu oluyor: “Biz rap işine bulaşmayız.” Bunu yüksek sesle söylemiyorlar ama enerjilerinden anlıyorsun.

Geçen yıl ne kadar öfkeli olduğundan bahsetmiş, uzun zamandır ilk kez böyle hissettiğini söylemiştin. Nasıl kurtulmayı başardın o duygudan? 

Etrafımdaki insanlara her zamankinden daha çok ihtiyaç duydum, çünkü genelde böyle hissettiğimde müzik yapardım ve bana terapi gibi gelirdi. İçimi döker, rahatlar ve yoluma devam ederdim. Ama bu kez o duygunun içinde uzun süre vakit geçirmek zorunda kaldım. Kendime gerçekten güvenli bir çevre kurdum; beni gerçekten seven, beni kullanmayan ve çıkarımı gözeten insanlardan oluşan bir çevre. En kritik zamanda böyle bir destek geldi.

Ama yine de bütün bunların içinde hem nimetler hem lanetler var. İnsanların, özellikle bana yakın duranların, hakkımda neler hissettiğini gördüm. Şöyle açıklayayım: Böyle şeyler olduğunda insanlar kaçar, ne olduğuna aldırmaz. "Kendini kurtar" modundadır. 

Uzlaşma yoluna gidersen öleceğini söylüyordun.

Eğer uzlaşsaydım meseleyi kapatırdım. Ve benim için daha ucuz olur muydu? Evet. Daha ucuz, daha hızlı, “hayatına devam et” modunda devam ederdi her şey. Ama ben neyin geleceğini biliyordum. Saf değildim. Ailemden sonra ortaklarımı aradım. Telefon görüşmelerimizde, “Ne gerekiyorsa söyle, hiç merak etme” dediler. Bu bir güven göstergesiydi, çünkü insanlar beni tanıyordu. 

Buradan duygusal olarak nasıl geri döndün?

Hâlâ bununla uğraşıyorum. Çünkü birinin üzerine böyle bir şey yüklemek korkunç. Üstelik olay kızımın film galasının olduğu gece ortaya çıktı.

O gece kızının gala gecesinde kırmızı halıdaydın, evde kalmayı düşündün mü hiç? 

Tabii ki düşündüm, çünkü bu onun gecesiydi. Ama ailemiz birbirine çok bağlı. Kızım Blue’nun, sırtında “Jay‑Z” yazan bir forması var. Bir gün onu giydi ve okula gitti. Ben köşede durmuş, gözyaşlarıma engel olamıyordum. Bu paha biçilmez bir şey... İnsanlar “Her zaman yanında olacağız” diyebilir, ama bunu gerçekten yaşamak çok nadirdir. 

Exclusive: Jay-Z Röportajı

Son dönemde baba olmak senin için ne ifade ediyor? 

Baba olmak her şeye farklı bir anlam katıyor. Ülke çapında seyahat ederim ama gerektiğinde ama aynı gece uçağa binip evime geri dönerim. Çocuklarımı okula götürüp okuldan almayı çok seviyorum. 

Blue’nun Cowboy Carter turnesinde kendi kimliğini bulmasını izlemek nasıldı?

Harikaydı. İlk turnede, ilk performansı üzerine çok konuşuldu, o noktaya gelmek için çok çalışmıştı ama tam anlamıyla kendini vermiyordu. Sadece hareketleri tekrar ediyordu. Sonra savaşmaya başladı. Hayatında belki ilk kez mücadele ettiğini gördüm; hiçbir şeyin ona en baştan verilmediğini, hiçbir şeyin kolay olmadığını fark etti. Bunun için mücadele etti. 

Blue inanılmaz bir piyanist ama ona öğretmen tutmamıza izin vermiyor. Müzik kulağı mükemmel. Bir şarkı duyduğunda, “Tekrar çal” diyor ve müziği kendi kendine öğreniyor. Gerçekten arzu ettiği bir şey için mücadele etmesi beni gururlandırıyor. Artık onu sahneden indirebileceğimizi sanmıyorum.

Canın istediğinde kayıt yapıyorsun. Yılda bir albüm çıkarma baskı ve zorunluluğuna boyun eğmiyorsun. 

4:44 çok şeyi açığa çıkardı. Hatta ben 4:44’ü dinleyemiyorum bile. Hep yapmaktan korktuğum albümdü… Tamamen saf ve kırılgan, içsel düşüncelerimi yansıtan bir albüm.

Ben çok fazla travma, çok fazla kayıpla büyüdüm; dokuz yaşındaki bir çocuğun görmemesi gereken şeyleri gördüm. Bu olumsuz duyguları bastırırız, gömeriz, ama onlar sonrasında farklı şekillerde ortaya çıkar. 

4:44’ten bu yana uzun bir süre geçti. Yaşadığın değişimler seni nasıl dönüştürdü?

Yaptığım işle, verdiğim emekle inanılmaz gurur duyuyorum. Üstelik bunu tüm dünyanın önünde yapabilmek, benim için çok değerliydi. Çoğu insan kendi meselelerini çok özel bir şekilde yaşar.

Albümü turneye taşıdın!

Turne! Canlı ve her gece. Kolay değildi. Ama çok iyileştiriciydi ve kesinlikle değerdi. Gerçek zamanlı bir iyileşmeydi. Sendeleyerek, tökezleyerek “İşte buradayım” demek gibiydi. Lemonade’den 4:44’e, oradan Everything Is Love’a… Bu şarkılarla hayatımın gerçek bir bölümü kayda geçti.

Exclusive: Jay-Z Röportajı

Bu dinginliğe ulaşmak için belli bir noktaya gelmen mi gerekti? Çünkü ilk sekiz albümde hep zirvedeydin, her yaz en çok senin şarkıların duyuluyordu.

Kesinlikle. O dönem tamamen gösterişten ibaretti. Kısmen kendimi saklıyordum ve işe yarıyordu. Tıpkı başka şeyler gibi… İnsanlar öfkeli tipleri sever. O heyecan ve tehlikenin bir cazibesi vardır, Jigga’da böyleydi. Çok işe yaradı ama sürdürülebilir değil. Bir gün kendini bir akıl hastanesinde, yalnız, ailesiz bulmak istemezsin. Öyle bir dönemi de deneyimlemem gerekiyordu.

Bu deneyimlerden herhangi biri seni şöhret konusunda ya da içinde bulunduğun çevrelerde daha kuşkucu yaptı mı?

Evet, tabii ki. “Kuşkucuyum, özellikle röportajlarda…” Müzik endüstrisine güvenmiyordum. İnsanlar sana bir şey söyler, başka bir şey yapar, sonra da belgelerin ve avukatların arkasına saklanır. Bu beni aşırı kuşkucu yaptı. Ama büyüdükçe illa kendini her çevreye kabul ettirmek zorunda olmadığını anlıyorsun. Bu yüzden belki şimdi daha az kuşkucuyum, çünkü hayatımı daha iyi düzenledim.

“Düzenlemek…” Bu kelimeyi sevdim.

Hayatımızı bir noktada düzenlememiz gerekir. Bazı insanlar bir süreliğine yaşamımıza dokunur ama tüm yolculuk boyunca bizimle olmaları gerekmez. Böyledir bu. Bazı arkadaşlar ömürlüktür. Bazıları ise sadece belli anlarda varlık gösterir. Kişi ne zaman ilerlemesi gerektiğini bilmeli. Vefa ömürlüktür. Yani yollarımız ayrılsa ve sen benim hakkında konuşursan, doğru karar verdiğimi, senin benim arkadaşım olmadığını anlarım, çünkü vefa sonsuzdur.

Şu sıralar Beyoncé ile gerçekten birbirinizi beslediğiniz fark ediliyor. Onun albümlerinde senin de aktif olarak söz yazarlığı yaptığını gördüm. Seni stüdyoda “Unicorn is the uniform you put on” gibi dizeler üretirken hayal edebiliyorum.

Onun neyi başarmaya çalıştığını biliyorum ve her şeyden önce o benim ailem. Elimden gelen hiçbir katkıyı esirgemiyorum. 

Bu sana kendi alanına dönüp yeniden kalemi eline alman için ilham veriyor mu?  

Aslında tam tersi bir durum söz konusu. O alanda kendimi zaten tatmin olmuş hissediyorum. Ama geçen yıl çok doluydum ve yazarken hep deneyimlerimden yola çıktım. Dünyada bu kadar olumsuzluk varken, insanlar bir de benim negatif duygularım üzerine eklensin isterler mi emin değilim. Ben nasıl hissedersem öyle yazarım, başka türlü müzik yapmayı bilmiyorum. O yüzden bu sohbette de şarkı sözlerimden alıntılar yapıyorum. Hangi şarkıda ne yaşandığını hatırlayabiliyorum. Çünkü bu gerçekten benim hayatım, başka türlüsünü bilmiyorum. 

Exclusive: Jay-Z Röportajı

Kültürel hamleler yapmak ve farklı alanlara girmekten söz ediyorken, Super Bowl devre arası şovu gibi önemli bir kültürel etkinliğin başında olmak senin için ne ifade ediyor?

Bence herkes müziği bütün olarak deneyimlemeli. Her nedense yıllar boyunca müziğin sadece bir tarafı temsil edildi. Bugün popüler müziğin ne olduğuna dair daha dengeli bir fikir öne sürme fırsatına sahibiz. Bu da çok iyi bir şey. 

Kendrick’in şovunu izlemekten özellikle keyif aldığını hayal edebiliyorum, çünkü Super Bowl'daki ilk solo rap headliner’dı.

Kesinlikle. Kendisini bu kadar zorlaması gerekmiyordu. Böylesine büyük bir izleyici kitlesinin önünde yeni albümünü çalmayı tercih etmesi, cesur bir karardı. Çünkü 10 milyon insan bazı şarkıları bilse de, 120 milyon “Bu ne yapıyor?” diye düşünür. Bir sanatçı olarak oraya çıkıp bunu yapmak ve vizyonunu konuşturmak, şapka çıkarılacak hareket. Ona zaten saygı duyuyordum ama saygım daha da arttı: Söylediği şeylerin gerçekten arkasında duruyor.

2024’te Kendrick ile Drake arasında yaşanan gerilim ve atışma hakkında ne düşündün?

Biz heyecanı, kapışmayı seviyoruz ama bu tip hareketler günümüzde birçok olumsuzluğu da beraberinde getiriyor. O yüzden neredeyse hiç olmasa keşke diyorsun.

Gerçekten mi?

Artık şöyle bir durum var: Kendrick’i sevenler, ne yaparsa yapsın Drake’ten nefret ediyor. Bu onun karakterine bir saldırı gibi neredeyse. Bundan hoşlanıyor muyum emin değilim. Bunun büyümemize faydalı olup olmadığını da bilmiyorum, özellikle sosyal medyada ortaya çıkan sonuçlar açısından.

Fan grupları savaşıyor. 

Fazla ileri gidiyorlar. İnsanların çocuklarını işin içine katıyorlar. Bundan hoşlanmıyorum. Parmağını sallayan yaşlı adam gibi konuşuyorum ama bence aynı şeyi, müzikle kapışarak da başarabiliriz; hatta köprüleri yakmak yerine işbirlikleri yaparak da. Eskiden daha tolere edilebilir bir durumdu, çünkü sosyal medya yoktu. Kapışma olurdu, eğlenceliydi ve sonra devam ederdin hayatına. Şimdiyse sahip olduğumuz teknolojiyle bunun tolere edilebileceğinden emin değilim. 

Çünkü enerji tüketiyor…

Hem de çok. İnsanların hayatlarını yıkmaya çalışmak gibi. Artık buna değip değmediğini bilmiyorum. Kısa sürede bu kadar yoğun bir müzik üretiminin ortaya çıkmış olması fikrini seviyorum. Ama etrafında çıkan gümbürtü bizi birkaç adım geri götürdü sanki. Kapışma kültürün bir parçası olmalı mı bilmiyorum. 

Hatta bu kapışma biraz sana da uzandı, değil mi? İnsanlar, Super Bowl için Kendrick’i seçmeni kişisel bir taraf seçmek gibi gördü.

Ben o yıl efsane bir çıkış yapan adamı seçtim. Bence doğru tercihti. İki adamın kapışması beni niye ilgilendirsin? Bunun benimle ne alakası var? Buyursunlar. Herkesi işin içine çekiyorlar, sanki herkes Drake’i baltalamak için kurulmuş bir komplonun parçasıymış gibi. Ben Jay‑Z’yim! Sadece bu adamlar birbirini sevmiyor meselesi de değil. Bence uzun süredir bileniyorlardı, tıpkı benimle Nas (Amerikalı rap'çi ve oyuncu) arasında olduğu gibi. 

Hatırlıyorum, 10–11 yaşlarındaydım o zaman.

Taraf seçmek zorunda mıydın?

Ben senin tarafındaydım.

Evet, görülüyor. 

2008’de kurduğun Roc Nation, sence Roc‑A‑Fella’yla başlattığın bağımsızlık ruhunu beslemeye devam ediyor mu? 

Umarım öyledir. Düzeltmeler yaparak ilerliyoruz ama paylaşmak istediğimiz çok fazla bilgi, çok fazla kod var. Bizim 30 yılda başardıklarımızı umarım bizden sonrakiler 10 yılda, hatta 5 yılda başarır. Yeniliklerin hepsini kucaklıyoruz. Bu yüzden geleneksel plak şirketi modelinden dağıtım modeline geçtik; çünkü insanların bugün ihtiyaç duyduğu şey bu. Ama köşeyi dönünce neyle karşılaşacağını bilmeyebilirsin. Biz biliyoruz. İşte bizim kattığımız değer bu.

Exclusive: Jay-Z Röportajı

Bileklik, stiliste ait. Diş aksesuarı, kendisine ait.

“Senin benimle sözleşmen var” tavrının tersine bir durumu savunuyorsun. 

Evet ve bir de “Kariyerini şu şekilde kurgulayacağız” meselesi var. Bu bana hiçbir zaman doğru gelmedi zaten. Bir sanatçı kendini ifade edebilmeli. Ben geri çekilirim. Bence J. Cole’da da böyle oldu. Cole’u sevmiyorsunuz dediler. Hayır, biz ona kendi yolunu bulması için yeterince inandık. Biraz zaman aldı ama sonunda yolunu buldu.

Bu öğrenmen gereken bir şey miydi? Çünkü Cole, senin onu Stargate’le bir araya getirmek istediğini filan anlatıyor.

Ben ona yeteneğini mümkün olduğunca çok insana gösterebilmesi için bir fırsat sundum, ama kendisinin istediği biçimde. “İşte Stargate’ten bir parça, sen de bunu çıkaracaksın” demedim. Mesela Bleek’i, Memphis Bleek Is…’i yapmaya zorladım. 

Bleek benim küçük kardeşim, bana kulak vermek zorundaydı. Ama J. Cole için durum farklıydı; o kendi yönünü bulmalıydı ve ben ona araçları verecektim. Stargate, Rihanna ile devasa hitler yaptı, Wiz Khalifa’nın Black and Yellow’unu çıkardı. Dünyanın en büyük şarkıları. Onlarla bir araya gelmek istemiyor musun? Peki, sorun değil.

Cole ile ilişkiniz bugünlerde nasıl?

Ona karşı hiçbir olumsuz duygum yok. Aslında onunla ve yaptıklarıyla inanılmaz gurur duyuyorum.

Buraya geldiğinde mixtape’den bahsediyorduk. Görünüşe göre hâlâ işin içinde bir hayran olarak da yer alıyorsun.

Ben hip‑hop’ın ve bu kültürün hayranıyım. Her şeyi dinliyor ve çalıyorum. Çoğu kişinin hiç duymadığı şarkıları bile… 

Doğru şekilde iş yapma fikri servet edinme ve bunu büyütmekle nasıl ilişkilendirilebilir?  Bu dengeyi korumak sürekli bir mücadele mi?

Kim olduğunu tanımlayan şey ahlakındır. Ahlakın sahip olduğun dolarların miktarıyla ölçülemez. Öyle olsa bile, o miktar nedir? Nerede başlar? Hiç mantığı yok. Ben zirveye zor yollardan geçerek ulaştım, sistemin dayattığı tüm engellere rağmen… Yeteneklerim tüm sert rüzgarlara direndi ve bu şekilde başarılı oldum. Ve sahip olduğum bu başarıyı birçok insana faydalı olacak şekilde kullandım. Hayatta en önemlisi, kişinin inandığı değerlerdir. 

Hâlâ tüm milyarderlerin kötü olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Buradaki gerilimin kaynağı ne?

Bence hiçbir gerilim yok. İnsanlar nasıl davranmak istiyorlarsa öyle davranırlar, bu dolar miktarıyla tanımlanmaz. Mevcut sistemin düzeltilmediği bir ortamda, insanların bir toplumsal grubu şeytanlaştırması çok saçma. 

Exclusive: Jay-Z Röportajı

Palto Giorgio Armani. Kazak Factor’s. Pantolon Dolce & Gabbana. Ayakkabılar Dries Van Noten. Güneş Gözlükleri Mykita. Çoraplar Falke. Kendi saati, Patek Philippe. Bileklik, kendisine ait. Yüzük Graff.

2026’da kendini “hücum” tarafında tanımlıyorsun.  Elinde albüm taslakları olduğunu ama bunları yayınlamak istemediğini de söyledin. Merak ediyorum, bugün muhteşem bir Jay‑Z albümünün ayırt edici özellikleri neler olurdu?

Henüz gerçekten bilmiyorum. Etrafımızda çok fazla olumsuzluk yaşanıyor. Şu anda beni tatmin edecek, beni mutlu kılacak ne yaratmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. Bildiğim tek şey, hissettiklerim ve bulunduğum yer hakkında dürüst olmam gerektiği. Belki fazla düşünüyorum. Belki yaratmaktan kendimi alıkoyuyorum. Ama ne olursa olsun, ortaya çıkan sonucun hislerimin gerçek bir temsiline dönüşmesi şart. İnsanların hoşuna gidecek bir şey yaratmaya çalışmak, bence birçok sanatçıyı sıkıştırıyor ve çıkmaza sokuyor. Ve insanlar bunu hissediyor, çünkü yaptığınız özgün değil. Gerçekten seveceğim, dürüst ve kimliğime sadık, zamansız bir şey yaratmak, en büyük arzum. 

Bir keresinde Brooklyn Nets üzerinden iş yaptığın Rus milyarder Mikhail Prokhorov’la konuştuğunu söylemiştin. Prokhorov, ikinizin de kaldığı otelde senin farkında olmadığın daha yüksek bir kat olduğunu açıklamıştı. Bu konuşmadan, “Her zaman çıkılacak daha yüksek bir kat vardır” dersini aldığını söylemiştin. Peki şimdi en yüksek kata ulaştığını mı hissediyorsun, yoksa hâlâ çıkılacak katlar var mı?

Hayatta olduğun sürece bir sonraki seviye her daim varlığını korur. Meraktan vazgeçmedikçe beslenmeye devam eder, asla sıkışıp kalmazsın. Kısaca merak var oldukça, bir üst seviyeye çıkmak her daim ihtimaller arasında olur. 

Frazier Tharpe, GQ’nun kıdemli yardımcı editörüdür.

Fotoğraflar: Rashid Johnson 

Styling: Mobolaji Dawodu ve June Ambrose 

Skin: Hee Soo Kwon, Sauvage Serum 

Saç: Nakia Rachon 

Set Tasarımı: Heath Mattioli 

Tailoring: Yelena Travkina

Prodüksiyon CAMP Productions

Çeviri: Ahu Erkıvanç

İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası