Konuşmasa bile yüz ifadesiyle güldüren bir oyuncu Cihan Talay. Gerçekten de ona bakınca istemsizce tebessüm ediyor insan. İşin komiği, Talay bunun sempatik görünümüyle değil, uyandırdığı “yardıma muhtaç kişi” hissiyatıyla ilgili olduğunu düşünüyor. Doğuştan geldiğine inandığı mizah yeteneğiyle sadece sahnede kalabalıkları değil, hayatının her anında çevresindekileri de güldürmeyi görev edinen genç stand-up oyuncusu Talay, nevi şahsına münhasır kişiliği ve tatlı muzipliğiyle karşınızda!
Sizi hiç tanımayan insanların size bakınca tebessüm etmesinin sebebi nedir sizce?
Sempatik göründüğümle alakalı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca sadece tebessüm etmiyor, bana bir şey ikram etmek ya da ısmarlamak istiyorlar. Biraz da ihtiyacım varmış gibi görünüyorum sanırım. Gelir seviyesi düşük rollerle seyirci karşısına çıktım, fakir görünümlü karakterler canlandırdım. Gerçek hayatta da insanların gözünde böyle bir intiba bırakmış olabilirim. Yemek ısmarlamak isteyen, “Gel bari bir çay iç, bir su vereyim, bir ihtiyacın var mı?” diyen çok oluyor. Cebime para sıkıştırmak isteyen bile olmuştu.
Henüz mesleğe başlamadan çocukken de insanları güldürür müydünüz?
Evet, çocukken de güldürürdüm. Anne-baba kavgasında bile, sanki bu durum bir oyunmuş gibi düşünüp kızkardeşimle “Sen hangisini seçiyorsun?” diyerek eşleştirme yapardık. Annem ya da babamdan hangisi bana denk geliyorsa, joystick kullanıyormuş gibi onu uzaktan kontrol edip hareket ettirirdim. Benim tuttuğum ebeveyn galibiyete daha yakınsa çok sevinirdim.
Doğaçlama tiyatroyla oyunculuğa başladınız. Güldür Güldür Show’da stand-up gösterileri yaptınız. Sonrasında BKM ekibine katıldınız ve Çok Güzel Hareketler Bunlar 2 programında skeçler yazıp oynadınız. Organize İşler 2: Sazan Sarmalı filminde Nektar karakterini canlandırdınız. Sahip olduğunuz mizah anlayışı nasıl doğdu, nelerden ilham alarak gelişti ve gelişiyor?
Tiyatroya ilk olarak Mahşer-i Cümbüş ekibine dahil olarak başladım. Bu yolculuk aslında benden çok eşimin öngörüsüyle başladı. Eşim, benden habersiz bir şekilde başvuru yapmış Mahşer-i Cümbüş’e. Burada başladım oyunculuğa amatör olarak. Ama çocukluğumdan beri mizaha özel bir ilgim vardı. Cem Yılmaz’ın Bir Tat Bir Doku’larını CD’den dinleyerek uyurdum.
Mizah yeteneği doğuştan mıdır sizce? Yoksa sonradan öğrenilip, üzerinde çalışılır mı sizce?
Bende doğuştan olduğunu düşünüyorum. Tabii ki bu yetenek sonradan gelişebilir fakat bunun için halihazırda bir temel olması gerekir. Bunun üzerine sonradan okuyarak, izleyerek, yazarak, daha fazla gözlem yaparak kişi daha ileriye gidebilir.
Hangi konuları işliyorsunuz stand-up’larınızda? Nasıl seçiyorsunuz konuları, başlıkları?
“Şu konu üzerinde bir şaka yapayım” diye uğraşmıyorum. Başıma gelen olaylardan yola çıkıyor ve onları sahneliyorum. Eğer o an beni çok zor duruma sokan bir olay olduysa, üzerine biraz düşününce şaka kendiliğinden çıkıyor ortaya. Biraz da maruziyetle alakalı sanırım stand-up setimdeki metinler.
Peki nasıl hazırlanırsınız bir sahne şovuna? Tekrar eder misiniz? Daha doğaçlama mı gelişir süreç?
Oyun günü enerjimin yüksek olması için bir önceki gece erken yatmaya çalışırım ama maalesef bunu gerçekleştiremem ve geç yatarım. Yine de erken kalkarım. Geç yatıp erken kalktığım için de uykusuz olurum. Ama oyun saati yaklaştıkça adrenalin yeniden tavan yapar.
Sahnede geçireceğim bir buçuk saat, bir sonraki günden ödünç aldığım enerjiyle de olsa, beni seyirciye mahcup etmez.
Kafamda konu başlıkları olur, onların üzerinden geçerim. Sahne üzerinde de doğaçlama yaparım. Gerek kendi anlattıklarım, gerek seyirci reaksiyonları veya interaksiyonları beni doğaçlamaya götürür. Doğaçlama benim hayatımın her yerinde var. Sahnede, sahne arkasında, iş yerinde, evde ve sette… Severim.
İnsanları güldürmek hiç de kolay değil. Siz nasıl güldürüyorsunuz insanları?
“İnsanları güldürmek ne kadar zor, bakalım ben güldürebilecek miyim?” diye bir meydan okumayla başlamıyorum işe. Bunu bir meslek haline getirmiş olabilirim ama bu biraz kişiliğimle alakalı bir mesele. Gülmeden ya da güldürmeden geçen bir günüm olsa oturup bunu düşünür ve çözüm ararım. Neyse ki şimdiye kadar öyle bir günüm olmadı ☺
Örneğin kalabalık bir ortamda bir sessizlik olursa bunun sorumlusu olarak kendimi görürüm ve hemen orayı neşelendirmeye çalışırım, bu cenaze de olsa…
Sizce Türk halkı en çok neye/nelere gülüyor?
Türk halkı kendi dertlerine, bildiği konulara, aklına gelen ama dillendirmediği şeylere güler. Ülkemizin mizah seviyesi çok iyi bence. Biz nasıl “İngiliz mizahı çok iyi, Amerikan mizahı çok iyi” diyoruz, dünyadaki birçok ülke de bizim mizahımızla ilgili benzer yorumlar yapıyor.
Sahne öncesi güldürememe stresi yaşar mısınız? Ya da insanların hiç gülmediği durumlarla karşılaştınız mı?
Güldüremediğim bir kere oldu, yakın zamanda bir sahnede. Çok üzülmüş, çok kırılmıştım. Tabii ki bahanem var, savunma yapabilirim ama bu kendini kandırmak olur. Çok yorgun ve uykusuz kaldığım bir günün akşamı sahne almıştım. Bir daha kendime bunu yapmam. Bazen vücudunuza belli bir saatten sonra hükmedemiyorsunuz maalesef.
Stand-up’ın “spontan” tarafı ile oyunculuğun daha “hazırlıklı” tarafı arasında nasıl farklar var ve her ikisi size neler hissettiriyor? Her ikisinin en zor ve en kolay tarafları nedir sizce?
Spontan tarafları daha çok seviyorum. Gösteri oturduktan sonra araya giren o spontan şakalar sahnedeki kişi için de sürpriz oluyor. O an, o gün, o gece orada beni izlemeye kim gelmişse, herkes için bir ilk yaşanıyor. Ben o hissi çok seviyorum.
Oyunculukta da benim için benzer bir yer var çünkü provada doğaçlama yapmıyorum. Sahnede ve kayıt esnasında, hem bana hem rol arkadaşlarıma hem de yönetmene sürpriz yapmak hoşuma gidiyor, o an öyle davranmak içimden geliyor. Bu beklenmeyeni yapma durumu kendimi iyi hissettiriyor.
Stand-up yaparken sınırlarınızı nasıl belirliyorsunuz?
Benim sınırım yok, sınırsızlığım çok. Ben her şeyle ilgili şaka yapılabileceğini hatta yapılması gerektiğini düşünenlerdenim. Tabii ki hassasiyetleri gözeterek yapmak gerek bunu.
Hassas olduğunu düşündüğüm bir noktada yapılan şaka, konuyla alay eder gibi değil de “iyi düşünmüş” dedirtebilecek bir şaka olmalı. Dinleyen, izleyen kişi gülmüyorsa bile şakayı “mantıklı” bulması gerek. Bu biraz komedyenin işi. Böyle konularla ilgili tespit şakası yapmak biraz matematik ister.
Oyunculukta bir karaktere, bir kimliğe bürünmek, o karakterin içinde, “sınırları”nda var olmak durumundasınız. Peki bu sınırlı alanda Cihan Talay nasıl bir özgürlük yaratabiliyor? Kısaca bir rolü yorumlarken nasıl bir özgürlüğe sahipsiniz?
Hep çok iyi ve önemli yönetmenlerle çalıştım. Her biri benden daha iyi verim alabilmek için beni özgür bıraktı. Bu alanı bana sağlayan yönetmenlerime buradan teşekkür ediyorum, özellikle Taylan Biraderler’e...
Netflix’te yayınlanan Kübra’daki Salih rolüyle de oyuncuğunuz hakkında oldukça alkış topladınız. Nasıl geliştiriyorsunuz kendinizi meslekte?
İnançlı biriyim ben ve bu inanç kendimi huzurlu hissetmemi sağlıyor. Salih karakteri inançlı tarafıma temas etti ve bu hissiyata Salih’i çok daha kolay buldum.
Komedi mi dram mı? Hangisini daha çok seviyorsunuz?
İyi bir işteysem komedi de dram da beni mutlu eder. Seçim yapmak istemem.
Size göre iyi oyuncu kime nedir?
İyi oyuncu, oyunculuk yaptığını hissettirmeyen kişidir bence.
Son yıllarda ne yazık ki daha az “gülen” bir Türkiye’de yaşıyoruz. Bu bağlamda insanları güldürmek nasıl hissettiriyor sizi?
Stand-up izlemeye gelen biri zaten gülmek için orada bulunuyor. Stand-up’ta bir taahhüt vermiş oluyorsunuz seyirciye. Ama hiç gülmeyecek bir ruh haline sahip birini güldürebilmek beni çok mutlu eder. Gülmek belki problemleri çözmez ama bir saniyeliğine bile olsa mutluluk hormonu salgılatabiliyorsam ne mutlu bana.
Şu an hayatınızda sizi en çok ne/neler heyecanlandırıyor?
Beni en çok oğlum Karya heyecanlandırıyor. Sabah kalkar kalkmaz, gece yatmadan önce ve gün içinde birçok defa “Baba” diyor… Çünkü çocuk şu anda sadece “Baba” diyebiliyor ve sadece bana değil, her şeye “Baba” diyor. O yüzden heyecanlanıyorum.
Kariyerinizdeki hedefleri kısaca anlatır mısınız?
Hep iyi işlerin içinde bulunurum umarım, oyuncu olarak da yazar olarak da. Seyirci kimliğimle de beğeneceğim işlerle anılmak isterim.
En çok kimlere gülersiniz?
Bu aralar en çok oğlum Karya’ya gülüyorum, bence çok komik birisi olacak çünkü o da çirkin. Hayata bir adım geriden başlıyor ve bence o da bunun farkında. Henüz 2 yaşında olmasına rağmen mizah yeteneği çabuk devreye girdi. Onun dışında Cem Yılmaz’a çok gülerim.
En son ne zamanneye, neden kahkahalarla güldünüz?
Sektörle alakası olmayan bir arkadaş grubum var. Onlar farkında değiller ama bazı şakalarına çok gülüyorum.
Kendinizi komik buluyor musunuz peki?
Kendimi komik buluyorum, evet. Bence ben oldukça komiğim. Eğer değilsem, çok büyük güçler var arkamda beni bu sektörde tutan, beni var eden. Yanlış anlaşılmasın; eğer öyleyse buna da itirazım yok. Sadece haberim de yok öyle bir güçten. Ama eğer öyleyse teşekkür ediyorum buradan kendilerine.
Sizien çok güldüren, defalarca seyretmekten vazgeçmeyeceğiniz sinema filmi?
Man on the Moon.
En son izlediğiniz oyun, dizi ve sinema filmi hangileri?
Dublörün Dilemması isimli oyun, Masumiyet Müzesi ve They Live filmi.