Ertan Balaban'la Challenge

Sağlığımızı ne zaman yitirdik? Sanırım en doğal özelliğimiz olan yürümeyi bıraktığımız zaman. Biz bilgisayarımızın başında hangi adımsayar daha iyi diye bakarken Serdar Kılıç büyük ihtimalle yurdun eşsiz köşelerinden birinde göğe bakıp kuşları izlemekle meşguldür. Bu ay onunla doğadayız.

25 Mayıs 2015

Ertan Balaban'la Challenge

Doğayla bağımızı yanlış mecralarda korumaya çalışıyoruz. Hem sporcu hem de eğitmen olarak, insanları haftada en az bir defa salonlarının dışına çıkmaları ve antrenmanlarını doğada yapmaları konusunda teşvik etmeye çalışıyorum. Bu aktiviteler yalnızca fiziksel değil mental faktörleri de olumlu etkiliyor. Sporun ekstra vakit harcanan bir aktivite olarak değil de hayatımızın olağan bir parçası olarak görülmesi önemli. Hem bedenen hem de kafaca sağlıklı olmak türlü senaryolar karşısında hazırlıklı olmamızı da sağlıyor. Bu senaryoları en çok tecrübe etmiş insanlardan biriyle vakit geçirmek, benim için fazlasıyla heyecan verici.

Serdar Kılıç, doğanın o kadar da uzakta olmadığını gösterircesine, şehrin merkezinden yalnızca 45 dakika mesafedeki Poyrazköy’de buluşmak istedi. Poyrazköy yalnızca İstanbul’un Karadeniz’e açılan kapısı değil, aynı zamanda İstanbul’un huzur vaat eden sayılı noktalarından biri. Daha önceki tecrübelerimden Serdar abinin “Hadi bakalım gidiyoruz!” diyerek bizi bir köşeden tepelere çıkaracağını biliyordum. Yanılmadım...

Kılıç’ı bu kadar özel yapan şey, yalnızca sahip olduğu bilgi değil, bu bilgiyi paylaşmaya olan tutkusu olabilir. Yürümeye başlamadan önce sırt çantam hakkında ne kadar az şey bildiğimi öğrendim. Serdar abi ağırlığın kalçada olmasının son derece önemli olduğunu anlatırken bir yandan da çantamın omuz ve bel ayarlarını yapıyordu. Dedim ya; doğada geçen her saniye, yeni bir bilgi demek.

Aktif spor yapan insanların doğayla entegrasyonu her zaman daha kolaydır. Tırmanmaya başladığımızda fiziksel hazırlığımın faydalarını hissettim. Tırmanışta en önemli şey, adımları doğru ve sağlam atmak. Her ne kadar spor yapsam da, ayağımı taşlara her bastığımda bacaklarımın farklı bir kasının daha fazla çalıştığı bir gerçek. Bu da doğa yürüyüşlerinin aslında ne kadar etkili olduğunun ve birçok farklı kas grubunu çalıştırdığının kanıtı. Denge ve dikkat de önemli unsurlardan. Dikkatsizce, yalnız noktaya atılmış bir adım, ciddi bir risk. Bu, bir yandan da kamera ve aydınlatma ekipmanlarını taşıyan ekibimiz için en zor çekimlerden biri olacak gibi duruyor.

Kısa bir tırmanışın ardından biraz dinlenip manzaranın tadına varmak için mola veriyoruz. Heyecanla başlıyorum.


Serdar abi bizi nereye getirdin?

İstanbul’un Karadeniz’e açılan kapısında, Anadolu Feneri’nin iç kısımlarındayız. Seni buraya getirmemin sebebi, her şeyin kolaylıkla elde edilebildiği ve elektromanyetik alanın yüksek olduğu şehir merkezinden yalnızca 45 dakika uzaklıkta bu güzellikleri bulmanın mümkün olduğunu göstermekti. Kuşlar, çiçekler ve belki de daha önce bu açıdan hiç görmediğin Boğaz manzarası. Düşünsene; şu an Boğaz’dayız fakat yürüdüğümüz zemin insan yapımı beton ya da asfalt değil, doğanın ta kendisi. Taşın ve toprağın üstünde yürüyoruz.

Doğaya ne kadar yakın olduğumuzu hiç fark etmiyoruz.

Biz hep tabiata ne kadar zarar verdiğimizi konuşuyoruz. Oysa onun bize verdiklerine odaklansak bakış açımız da değişecek. Bunun için de önce tabiatın kendisine gitmek gerekiyor.

Dayanıklılığı bir kenara koyduğumuzda doğanın bizden istediği özellikler neler?

Dayanıklılığı açmamız gerek. Fiziksel olarak, kardiyovasküler olarak hazır olmamız gerekiyor.

Atılan her adım çok önemli, postürümüz doğru olmalı. Psikolojik açıdan da hazırlıklı olmak gerektiğini gördüm. Konsantrasyonun önemi nedir?

Mental olarak sağlıklı ve hazır olmak çok önemli. Tedirginlik hata getirir. Kasların hangi yönde ve ne şekilde çalıştığı, vücudun hazırlığı için çok önemli. Buna bedensel kinestetik zeka deniyor. Hareketler zamanla otomatikleşiyor. Doğa insanı dinamikleştirir.

Doğa ve şehir hayatındaki dengeyi nasıl kurarız?

Hayat yalnızca dağda da yaşanmaz. Bir ayağın şehirde olacak, diğeriyse geçmişte ve doğada. Hayatımın yarısını doğada geçirdim. İnsanı ve doğasıyla memleketime hayranım. Bu coğrafyada yaşamanın bedeli hep ağır olmuştur. O sebeple milli kültürümüzü iyi muhafaza etmemiz gerekiyor. Halkın içine girmemiz, insanımızı iyi tanımamız gerekiyor. Sahip olduğumuz değerler, şehir hayatında daha kolay yitiriliyor.

 

 

Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Mayıs sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...