NBA Yıldızlarının Bu Kadar Sık Sakatlanmasının Gerçek Nedeni Michael Houtz; Getty Images
GQ Sports

NBA Yıldızlarının Bu Kadar Sık Sakatlanmasının Gerçek Nedeni

Giannis Antetokounmpo ve Tyrese Haliburton gibi oyuncuları sahalardan uzak tutan kas, bağ ve tendon sakatlıklarındaki artışın sebebi ne? Bunu anlamak için eski bir NBA performans antrenörüyle konuştuk.

Eğer 2026’da bir NBA taraftarıysan, muhtemelen şu durumu birebir yaşamışsındır: Uzun bir günün ardından koltuğa yerleşirsin, o akşamın maç programını açarsın ve ilgini çeken eşleşmeler olup olmadığına bakarsın. Kaçınılmaz olarak, gerçekten izlemekten keyif aldığın takımlar arasında bir ya da iki maç bulursun; her kadro, basketbolu bu kadar heyecan verici kılan o benzersiz ve büyüleyici oyuncularla doludur.

Sonra aklına gelir: Bir dakika, bu oyuncuların yarısı şu anda sakat.

Günümüz NBA’inde artık bir maçı açtığında favori oyuncularını sahada görmeyi bekleyemezsin. Modern NBA, üçlük atmak ve ribaund almak kadar, stratejik dinlendirmeler ve sakatlık yönetimiyle de ilgilidir. Hassas sakatlıklar neredeyse her hafta yeni bir süper yıldızı vuruyor. Takımlar, oyuncuların yıpranmasını azaltmak (ya da draft sıralamasında avantaj elde etmek) için sağlıklı oyuncuları bile tartışmalı şekilde dinlendiriyor ve uzun süreli sakatlıklar bazen yıldız isimleri tüm sezon boyunca kenarda tutabiliyor.

Sadece bu sezon bile Giannis Antetokounmpo ve Victor Wembanyama gibi yıldızlar inatçı baldır sakatlıklarıyla mücadele etti. Jayson Tatum, geçen yılki playoff’larda yaşadığı Aşil tendon yırtığından yeni döndü. Damian Lillard ve Tyrese Haliburton ise aynı sakatlık nedeniyle henüz tek bir dakika bile oynayamadı. Steph Curry, halk arasında “runner’s knee” olarak bilinen bir sorunla uğraşıyor. Son şampiyon Jalen Williams ve atletik smaçlarıyla öne çıkan Ja Morant, potaya giderken bacak sakatlıkları yaşadı. Devin Booker kalça kasını zorladı. Joel Embiid kronik diz problemleriyle mücadele etmeye devam ediyor. Aaron Gordon ise tekrarlayan hamstring sakatlıklarıyla uğraşıyor. Liste uzayıp gidiyor.

Sakatlanmak sporun kaçınılmaz bir parçasıdır, ancak yukarıda sayılan oyuncuların çoğunu sahadan uzaklaştıran sakatlık türleri—çoğunlukla temas olmadan gelişen alt vücut yumuşak doku problemleri—çok daha yaygın hale geldi. Aralık 2025’te Yahoo! Sports için yazan Tom Haberstroh, baldır sakatlıklarının artışına ve bunun oyuncuların sezonun uzun bölümlerini kaçırmasına nasıl yol açtığına dikkat çekti; özellikle genç oyuncuların bundan daha fazla etkilendiğini vurguladı. (2025-26 sezonunda sakatlığı bacakla ilgili olmayan nadir yıldızlardan biri Shai Gilgeous-Alexander’dı; Şubat ayında karın bölgesi sorunu nedeniyle dokuz maç kaçırdı. Nikola Jokić de diz sakatlığı nedeniyle 16 maç kaçırdı, ancak bu bir takım arkadaşının çarpması sonucu oluşmuştu, yıpranma kaynaklı değildi.)

Bu durum, popülaritesi diğer büyük Amerikan spor liglerine kıyasla daha çok bireysel oyunculara bağlı olan NBA için endişe verici bir gerçeklik. Taraftarların bir maçı izlediklerinde ya da yüksek fiyatlar ödeyerek salona gittiklerinde en iyi oyuncuları göreceklerinden emin olamamaları işleri daha da kritik hale getiriyor. Bu yüzden 2025-26 sezonunun en büyük tartışma konusu şu oldu: NBA’i nasıl düzeltebiliriz?

Belki de en kafa karıştırıcı olan şu: Oyunun temel parametreleri değişmedi. NBA sezonu hâlâ 82 maç ve her maç 48 dakika. 1980’lerde de durum buydu; oyuncular sert Converse ayakkabılarla oynar, maçlara ticari uçuşlarla gider gelir ve bugünün All-Star’larını kenarda tutan türde sakatlıklara nadiren maruz kalırlardı. Peki modern NBA’de oyuncuları bu kadar sakatlayan ne değişti? Belki de cevap tam olarak bu: modernlik.

Utah Jazz organizasyonunda Performance Healthcare Research & Development alanında çalışan Aaron Nelson, NBA atletik antrenmanında 30 yılı aşkın deneyime sahip. Ona göre bugünün oyuncularının sürekli bir yerlerini çekmesi ya da zorlamasının nedeni, oyunun fazla optimize edilmiş olması. “Oyunun hızı arttı,” diyor Nelson. Phoenix Suns’ta çalıştığı ve efsanevi “Seven Seconds or Less” dönemine tanıklık ettiği yıllarda, performans ekibinin hakem masasına Gatorade bıraktığını hatırlıyor; böylece Mike D’Antoni’nin hızlı tempolu oyununda hakemler de susuz kalmazdı. Ancak o zamanlar hızlı kabul edilen tempo, bugünün standartlarına göre neredeyse yavaş kalıyor. NBA’de “pace” adı verilen ve bir takımın 48 dakikada kaç hücum gerçekleştirdiğini ölçen istatistikte, Suns 2004-05 sezonunda 97.35 ile ligin lideriydi. Bugün bu sayı onları rahatlıkla ligin alt üçte birlik dilimine yerleştirirdi.

Daha yüksek tempo, daha fazla hücum demektir; bu da sahada ileri geri daha çok koşmak anlamına gelir. Daha fazla koşu ise daha fazla yıpranma ihtimali yaratır. Nelson bunu şöyle açıklıyor: “Spor salonuna gidip 10 squat yerine 50 squat yaptığını düşün. 50 yaptığında çok daha fazla yorulursun.” Ayrıca lig artık adeta atletik “uzaylılarla” dolu. Victor Wembanyama gibi, 2 metrenin çok üzerinde olup guard gibi top sürüp şut atabilen bir oyuncu, geçmişte yoktu. “Oyuncular daha yükseğe sıçrıyor ve daha sert düşüyor,” diyor Nelson. “Yukarı çıkan her şey aşağı iner.”

Nelson’a göre bu atletizm sıçraması kısmen oyuncuların evriminden kaynaklanıyor; teorik olarak 30 yıl sonra ligde daha uzun ve daha hızlı bir “Wemby” görmek mümkün olabilir. Bu da geçmişin iri ve güçlü oyuncularını geriye dönüp bakıldığında sanki ayaklarında ağırlık varmış gibi oynuyormuş izlenimi veriyor.

“Mesela Karl Malone gibi bir oyuncuyu düşünün; fiziksel olarak olağanüstü, güçlü ve iri bir oyuncu—bugün de böyle oyuncular var ama onu bugünkü birçok oyuncuyla kıyaslasam, durum farklı,” diyor Nelson. “Atletizm seviyesi biraz daha farklı.” Ayrıca yetişme tarzındaki farklılıkların da etkili olabileceğini ekliyor. “Eskiden oyuncular birden fazla spor yapardı. Birden fazla sporla uğraşan kadın ve erkekler genelde sakatlıklardan daha iyi kaçınır. Erken yaşta tek bir spora odaklanmak ise sorun yaratabiliyor.”

Günümüz profesyonel basketbol ekosistemi büyük ölçüde, küçük yaşlardan itibaren yalnızca basketbola yönlendirilmiş ve Amerikan Athletic Union (AAU) sisteminde yetişmiş oyunculardan oluşuyor. Nelson’a göre çocukların birden fazla spor yaparak kazandığı hareket çeşitliliği, atletizm ve kas hafızasının ortadan kalkması, yetişkinlikte vücut üzerinde yıpratıcı etkiler yaratabiliyor. Özellikle haftada üç kez 35 dakikanın üzerinde NBA temposunda oynamaları beklendiğinde. İnsan vücudu, basketbolda bu kadar iyi olacak şekilde tasarlanmış değil. Nelson bunu retorik bir soruyla özetliyor: “Bu büyük sakatlıklar neden oluyor? Belki de vücut henüz o noktaya ulaşmadı ya da ulaşabilecek durumda değil.”

Elbette bazı sakatlıklar kaçınılmazdır. Ribaund için sıçrayıp birinin ayağına basarak bileğini burkmak gibi durumlara önceden hazırlanmak mümkün değildir. Ancak bazı hareketler doğası gereği risk taşır ve önceden önlem alınabilir. Tatum ve Haliburton’da görülen Aşil tendon sakatlıklarında olduğu gibi—oyuncular geride kalan ayaklarından itiş alırken meydana gelen bu sakatlıklarda—Nelson’a göre tendon bir lastik bant gibidir; belli bir esneme ve gerilme eşiği vardır ve bu eşik aşıldığında kopma gerçekleşir. Ancak dizlikler, bilek bantları ve neopren kompresyon kılıfları gibi destekleyici ekipmanlar, vücudun kritik bölgelerindeki sakatlık riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Bunun ötesinde, Nelson’a göre dinamik esneme ve daha fazla uyku gibi toparlanma alışkanlıkları da bu sakatlıkların önlenmesinde kritik rol oynar. “Oyuncular öküz gibi güçlü ve çok esnek olabilir, ama yorgunlarsa sahaya çıktıklarında yanlış bir hareket yapabilirler,” diyor.

Basit iletişim de oyuncunun sahada kalmasında büyük rol oynar. Bir antrenörün oyuncuya nasıl hissettiğini sorması ve en önemlisi dürüst bir yanıt alması, sakatlık riskini azaltmanın en temel yollarından biridir. Bu konuşmalar her zaman kolay olmasa da oyuncu ile antrenör arasında bir diyalog kurar. “Bu bir çatışma değil,” diye açıklıyor Nelson. “Oyuncuyla onun için en iyi olanın ne olduğunu ve neyin işe yarayabileceğini konuşmak. Bizim en iyi sandığımız şey, onunla örtüşmeyebilir.”

NBA Yıldızlarının Bu Kadar Sık Sakatlanmasının Gerçek Nedeni

2025 NBA Finalleri sırasında Aşil tendonunu yırttıktan sonra Tyrese Haliburton (ortada) bu sezonu yalnızca izlemekle yetindi. Fotoğraf: China Wong / Getty Images

NBA League Pass açmadan önce oyuncuların sağlık durumunu kontrol etmek benim için bu on yıla özgü yeni bir alışkanlık. 2010’larda “load management” kavramı lige yeni yeni girerken hâlâ bir yenilik sayılıyordu. En bilinen örneklerden biri 2012’de yaşandı; San Antonio Spurs koçu Gregg Popovich, LeBron James’li Miami Heat’e karşı oynanan ve Spurs’ün bir haftadan kısa süredeki beşinci maçı olan karşılaşmada Tim Duncan, Tony Parker, Manu Ginobili ve Danny Green’i dinlendirme kararı aldı. Bu karar medyada büyük tepki çekti ve taraftarlar arasında ciddi bir huzursuzluk yarattı. Dönemin NBA komiseri David Stern de bu tepkilere katılarak Spurs’e “lige ve taraftarlara zarar verdiği” gerekçesiyle 250.000 dolar ceza verdi.

Bugün benzer bir karar hâlâ tepki çeker ve muhtemelen ceza da gelir, ancak artık eskisi kadar haber değeri taşımaz. NBA’de uzun yıllar geçirmiş ve sağlıklı bir oyuncunun bench’e çivilenmesinin bir zamanlar düşünülemez olduğunu hatırlayan Nelson’ın bu konuda net görüşleri var: “Evet, oyuncuların dinlenmesi gerekiyor. İyileşmeleri lazım. Ama aynı zamanda daha büyük bir yükü kaldırabilecek fiziksel kapasiteye de sahip olmaları gerekiyor. Hızlı koşabilmeli, yükseğe sıçrayabilmeli, bu tempoda maç başına 28, 32, 35 dakika oynayabilmeliler. Eğer bunu yapamıyorsan, çünkü maçlara ya da antrenmanlara çıkmıyorsan, vücudun buna adapte olamaz.”

On yıl önce, 2015-16 sezonunda All-NBA Birinci Takımı’ndaki beş oyuncunun tamamı 82 maçlık sezonun en az 72’sinde forma giymişti. Bu sezon ise lig, birçok yıldız oyuncunun büyük ödüller (All-NBA, MVP, Yılın Çaylağı vb.) için gerekli olan 65 maç barajının altında kalması riskiyle karşı karşıya. Steph Curry, Giannis Antetokounmpo ve LeBron James şimdiden bu eşiğin altına düşerek All-NBA seçilme şansını kaybetti; bu da Steph için beş yıllık, Giannis için dokuz yıllık ve LeBron için inanılmaz 21 yıllık serinin sona ermesi anlamına geliyor.

2023’te yürürlüğe giren 65 maç kuralı, özellikle “tanking”i önlemek için tasarlanmıştı. Ancak ligin öngöremediği şey, bu sınırın gerçek sakatlık yaşayan oyuncular üzerindeki etkisi oldu; takımların draft şanslarını artırmak için uydurduğu sakatlık senaryolarından ziyade gerçek fiziksel sorunları olan oyuncuları nasıl etkileyeceği hesaba katılmadı. Artık NBA her zamankinden daha fazla “en son ayakta kalanların” mücadelesine dönüşmüş durumda. Playoff’lara bir aydan az bir süre kalmışken, herkesin aklındaki temel soru artık hücum ya da savunma değil; çok daha basit: Hangi takım en sağlıklı kalacak?

BU İÇERİK İLK OLARAK GQ SPORTS WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.

İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası