Gülcan Arslan GQ Hype Çekimdeki Tüm Gözlükler: Carrera, Fotoğraflar: Emre Doğru
Hype

Gülcan Arslan: Kendi Ritminde Sakin, Doğal ve Zamansız

İstanbul’un çelişkili ruhu ve sonsuz hızı çoğu zaman modern yalnızlığa zemin hazırlıyor. “Ara ara durup nefes alabilmenin, hayatı sadece hız üzerinden algılamadan özgürlüğü koruyabilmenin bugün en büyük lüks olduğunu düşünüyorum” diye anlatıyor Gülcan Arslan. Oyuncuyu şehrin ilham veren kaosunda, ona “İyiki burada yaşıyorum” dedirten İstanbul’da, yüzü olduğu Carrera gözlükleri ile fotoğraflarken, stil ve şehir ilişkisini de konuşuyor, markanın temsil ettiği özgüven ve zamansızlık gibi değerleri Arslan’ın karakteri ve kimliği üzerinden okuyoruz.

Büyük şehirlerin kaotik enerjisini bugün nasıl okuyorsun?

Büyük şehirlerin kaotik enerjisini artık sadece “tempo” olarak okumuyorum. Bence şehir insanın kendi ritmini koruyup koruyamadığını gösteren bir alan haline geldi. Aynı anda hem çok besleyici hem çok yorucu olabiliyor. O yüzden bugün şehirle ilişkim biraz daha seçici. Her şeye yetişmeye değil, gerçekten bana iyi gelen şeylerin içinde kalmaya çalışıyorum.

İstanbul’u ise biraz ayrı bir yerde tutuyorum. Çünkü bu şehirle ilişkim sadece yaşamak üzerinden değil, sürekli yeniden keşfetmek üzerinden de kuruluyor. İstanbul’da bazen turist olmak bana çok iyi geliyor, tanıdığın bir şehre dışarıdan biri gibi bakınca onun romantik tarafını yeniden görebiliyorsun. Ama aynı anda bu kadar betonun içinde ve dar kaldırımlarda yürüyerek biraz daha yeşil görmek ya da denize ulaşmak için ciddi bir efor harcamak da insanı yoruyor. Bazen sırf trafiği çekmemek için o yoldan vazgeçtiğim anlar oluyor.

Sanırım İstanbul’un en çarpıcı tarafı da bu çelişki. Bir yandan “İyiki buradayım” hissi yaratıyor, diğer yandan insanın içinde sürekli “Bir gün buradan gideceğim” duygusu da taşıyor. Hem ait hissettiren hem de kaçma isteği uyandıran bir şehir İstanbul. 

Gülcan Arslan: Kendi Ritminde Sakin, Doğal ve Zamansız

Şehir senin için hâlâ hız mı demek, yoksa artık kişisel dengenin test edildiği bir alan mı?

Şehir benim için hâlâ hareket ve ilham demek ama eskisi kadar “hız” odaklı değil, daha çok dengeyle ilgili. Günün sonunda kendine ait küçük bir alan yaratabilmek, zihinsel olarak dağılmadan kalabilmek en önemli mesele.

Bir yandan da arkadaşlarımla kolektif bir niyetle burada olmak bana iyi geliyor, o kaosun içinde yalnız olmadığınız duygusu uyandırıyor. Bence büyük şehirlerde denge biraz da bu şekilde, fiziksel alanların ötesinde kurduğunuz bağlarla şekilleniyor. İnsan kendini yakın bulduğu insanlarla aynı ritimde yaşayınca şehir daha yaşanabilir hale geliyor. 

Modern şehir insanının en büyük lüksü sence nedir?

Modern şehir insanının en büyük lüksü bence zamanın kendi ritmine uyabildiği bir hayat kurabilmek. Sürekli bir yere yetişme telaşına kapılmadan, her şeyi olduğu kadarıyla kabul edebildiğiniz bir akış… Bir güne gereğinden fazla anlam ya da yük bindirmeden, daha sakin ve sessiz yaşayabilmek çok kıymetli geliyor bana.

Bir de bunu sadece bir şehre ait hissederek değil, dünyaya ait olduğunu unutmadan yapabilmek önemli. Çünkü bazen şehirler insanı kendi temposunun içine fazla kapatıyor. O yüzden ara ara durup nefes alabilmek, perspektifi büyütmek ve hayatı sadece hız üzerinden yaşamamak bence en büyük lüks.

Giyinmenin ve aksesuar seçmenin senin için nasıl bir psikolojik tarafı var?

Giyinmenin psikolojik anlamları hakkında çok şey söyleyebilirim. Kıyafetler ruh halimin ve duygularımın eşlikçisi ve dışarıya verdiğim en net mesajlardan biri.

Aksesuarlar da aynı şekilde benim için çok özel. Sanki bir cümlenin noktalama işaretleri gibiler. Bazen daha keskin, bazen daha sakin, bazen daha görünür ya da geri planda… Aslında seçimlerim o gün nasıl hissettiğimi ele veriyor. Ben de çoğu zaman bir aksesuarın sadece görünümü tamamlamasını değil, ruh halimi de yansıtmasını seviyorum.

Carreranın şehirli karakterinde güçlü bir özgüven var ama aynı zamanda gösterişsiz bir netlik de hissediliyor. Bu denge hakkında ne düşünüyorsun?

Carrera’nın bence en güçlü tarafı kuruluşundan beri hep çok net bir karaktere sahip olması. Marka hiçbir zaman sadece bir aksesuar dili kurmadı, bir yaşam tavrı da yarattı. İsmini motor sporlarının hızından ve cesaretinden alan o kimlik bugün hâlâ kendini belli ediyor ama bunu artık sadece performansla değil, şehirli bir özgüvenle anlatıyor.

Benim Carrera’da sevdiğim denge de tam burada başlıyor. Güçlü, kararlı ve iddialı bir duruşu var ama bunu gösteriş olsun diye yapmıyor. Daha sade, daha net ve kendinden emin bir tavırla kimliğini gösteriyor. Bence bugün gerçek lüks ya da gerçek stilin ardında bağırmadan dikkat çekebilmek yatıyor.

Carrera’nın şehirli karakterinde zamansızlığı trendlerin önünde tutması bana ilham veriyor. Çünkü metropol yaşamında insanlar iyi görünmenin ötesinde karakteri olan parçalarla salınmayı önemsiyor. Carrera’nın ikonik tarafı da burada, parçalar sadece bir aksesuar değil, kişinin tavrını tamamlayan bir kimliğin göstergesi. 

Ben de marka elçisi olarak bu dili çok gerçek buluyorum. Dünyaya Carrera’nın gözünden bakmak karakterime ve enerjime renk katıyor. Çünkü Carrera’nın temsil ettiği özgüven anlayışı dikkat çekmek üzerine değil, kim olduğunu net bir şekilde bilmek ve bunu doğallık içinde yansıtmak üzerine kurulu.

Şehir ve sahil stilini nasıl ayırıyor, hangi noktalarda birleştiriyorsun?

İki ayrı karakter gibi görmüyorum, daha çok ruh halimin farklı yansımaları gibi düşünüyorum. Şehir tarafında daha keskin köşeleri, daha belirgin sınırları olan parçalar ilgimi çekiyor. Daha net, daha yapılandırılmış bir enerji var orada.

Dünyayı algılamayı en çok tercih ettiğim yer olan yaz mevsiminin daha köşesiz, daha sınırsız ve daha akışkan bir hissi var benim için. Renk paleti genişliyor, siluetler rahatlıyor, her şey biraz daha nefes alıyor. Sanırım kendime en yakın hissettiğim estetik alan da orası.

Benim tarzım bulunduğum yere göre değişmiyor. Giydiklerim daha çok ruh halim ve enerjimle ilişkili. Benim için stil, iç dünyanın dışarıya yansıması gibi, şehirde de deniz kenarında da aynı karakterin farklı tonları ortaya çıkıyor. 

Seni estetik olarak neler besler?

Beni aslında en çok varoluşun kendi estetik anlayışı etkiliyor. Doğadaki denge, ışık, tesadüf gibi görünen detaylar… Dünyanın zaten başlı başına çok güçlü bir estetik dili olduğunu düşünüyorum.

Ama bunu insan üretimi üzerinden değerlendireceksem, emek, ustalık ve el işçiliğinden oldukça etkileniyorum. Mimari, binalar, ağaç oymaları, çiniler… Bir şeyin gerçekten özenle yapılmış olduğunu hissetmek bende çok büyük bir hayranlık uyandırıyor. Aynı şekilde bir resme uzun uzun bakmayı da çok seviyorum. Seramik ve cam ustalarını da ayrıca takdir ediyorum, çünkü o malzemelerin içinde hem kırılganlık hem de güç var.

Şunu da söyleyeyim: Estetik benim için sadece “güzel görünmek” değil, ruhu, emeği ve hissi olan şeylerle karşılaşmak.

Carrera gözlük gibi ikonik bir aksesuar bazen görünümün tamamlayıcısından çok karakterin uzantısına dönüşebiliyor. Sen bir aksesuarın statement” haline geldiğini hangi anda hissediyorsun?

Bence bir aksesuarın “statement” haline geldiği an, onun görünümü tamamlamayı bırakıp karakterin bir uzantısına dönüşmesi. Çünkü bazı parçaları gerçekten sadece şık oldukları için değil, bir hissi hatırlattığı, bir tavrı simgelediği ya da seni daha net anlattığı için seçiyorsun.

Ben aksesuarlarla insan arasında çok görünmez bir bağ olduğuna inanıyorum. Özellikle gözlük gibi parçalar insanın dünyayla arasına yerleştirdiği çerçeveyi bile değiştiriyor bence. Nasıl görünmek istediğini değil, dünyayı nasıl gördüğünü de anlatıyor.

O yüzden bir aksesuar benim için hiçbir zaman sadece detay değil. Bazen bir ruh halinin, bazen bir dönemin, bazen de sessiz bir özgüvenin sembolü. Ve bence bir parçayı gerçek bir “statement” haline getiren, o parçanın fazla görünür olmaya çalışmadan insanın enerjisinde ve kimliğinde doğal bir şekilde kaybolabilmesidir.

Carrera ile kurduğun bağ yalnızca stil üzerinden değil, aynı zamanda tavır ve enerji üzerinden de okunuyor.  Kendini Carrera’nın dünyasının içinde nasıl konumlandırıyorsun?

Carrera’yla kurduğum bağ sadece moda ya da stil üzerinden değil; daha çok karakter, duruş ve enerji üzerinden gelişti diyebilirim. Kendimi kalıpların içinde tutmayı seven biri değilim. Carrera’nın da özgür, güçlü ve zamansız bir tavrı var. O yüzden doğal olarak o dünyanın içinde kendime çok yakın bir yer buluyorum. Hem feminen hem güçlü olabilen, dikkat çekmek için çabalamayan ama hissedilen bir enerjiyi temsil ettiğini düşünüyorum.

Kimler Geldi Kimler Geçti dizisi modern ilişkileri çok şehirli bir yerden anlatıyor. Sence bugün aşkı ve yalnızlığı en çok şehir hayatı mı dönüştürüyor?

Evet, çok doğru. Kimler Geldi Kimler Geçti’de de bunu çok hissediyorum aslında. Çünkü modern şehir insanı artık sürekli bir hareketin, seçeneklerin ve hızın içinde yaşıyor. İnsanlarla tanışmak hiç olmadığı kadar kolay ama gerçekten bağ kurmak da bir o kadar zor.

Şehir insanı bir yandan özgürlüğünü korumak istiyor, bir yandan da gerçekten ait hissedeceği bir bağ arıyor. Bence bugünün en büyük çelişkilerinden biri bu. Kalabalıkların içinde yalnız hissetmek ya da sürekli iletişim halinde olup gerçek bir yakınlık kuramamak, şehir hayatına özgü duygular.

Dizinin bana gerçek gelen tarafı da modern ilişkileri romantize etmeden anlatması. Çünkü bugün aşk biraz da zaman yaratabilmekle, yavaşlayabilmekle ve iki kişinin gerçekten birbirini görebilmesiyle ilgili. Şehir hayatı ise bizi sürekli hızda tutuyor. Bu yüzden yalnızlık artık sadece fiziksel değil, duygusal bir tanıma da işaret ediyor. 

Şehirli stil uzun süre yalnızca trendlerle tanımlandı ama artık daha kişisel bir dile dönüştü. Senin için gerçek stilin en belirgin göstergesi nedir?

“Zamansızlığın trend olduğu” gerçekliğe hoş geldiniz :) Bence de artık stil sadece ne giydiğinle değil, giydiğini nasıl taşıdığınla ilgili. Bakışınla, duruşunla, tavrınla tamamlanan bir bütün. Tavırla stilin birleşmesi trend oldu ve ben bu durumu çok seviyorum. 

İnsanların sende ilk olarak hangi hissi fark etmesini isterdin?

Ben çok gizemli biri değilim. Bana bakınca insanın kafasında mutlaka “kendince” bir yorum oluşur diye düşünüyorum. Gülcan’ı samimi, gerçekliği hatırlatan, kalıplara sığmayan, keyfine oldukça düşkün, her şeye önce sevgiyle yaklaşan ve her şeyin en iyi versiyonu için çabalayan biri olarak tanımlayabilirim. İnsanların beni kendine has tavrı olan biri olarak hatırlaması, en büyük isteğim. 

 

İZLE
Men of the Year 2025: Late Checkout
İLGİLİ İÇERİKLER
İlgili Başlıklar
Daha Fazlası