İkon: James Brown

Güney Carolina’daki evine kabul ettiği sayılı gazetecilerden biri ve onunla son röportajı yapmış kişi olan GQ yazarı Robert Chalmers, Bay Dinamit’in ölümünün de en az çalkantılı hayatı kadar tahribat yarattığının şahidi.

03 Ocak 2013

İkon: James Brown

James Brown’un mirası üzerine kopan kavganın vardığı çirkinlik boyutunu merak edenlere, dul eşi Tomi Rae Brown’un, birkaç hafta önce konuştuğumuzda anlattığı hikaye bir fikir verebilir: “Bacağını keserlerken yanında oturup James’in elini tutmak zorunda kaldım” demişti Tomi Rae; “Kemik iliği almak için yaptılar bunu. Mumyalanmış olduğu için, elinin üzerindeki deri, her an çıkabilecek bir eldiven gibiydi. Bacağını kesmek için kullandıkları testerenin o berbat sesi şu an bile kulaklarımda.”

Bu korkunç hatıra, 2007 baharına ait: Tomi Rae’nin bugün 11 yaşında olan oğlu James Brown II’nin, soul’un babasının öz çocuğu olduğunu kanıtlayabilmek için Brown’dan DNA örneği alınmasına... Böyle bir işleme gerek duyuldu, zira James Brown’ın Aralık 2006’daki ani ölümüyle başlayan kavgada saf tutan diğer mirasçılar, çocuğun evlilik dışı ilişkiden dünyaya gelmiş olabileceğini iddia ediyordu.

“Yaşadığı gibi öldü” deyişi, kulağa klişe gibi gelir ama bu tabir, dünyevi hayatı da belayla iç içe geçmiş Brown için hazin bir gerçeklik payı taşıyor. Soul müziğin kitabını baştan yazmanın yanında Brown, sayısız vukuatıyla da şanı yürümüş bir yıldız: 1988 yılında özel tuvaletini izin almadan kullananın hangisi olduğunu anlayabilmek için 40 sigorta satıcısını av tüfeğiyle tehdit etmişti. Bu olayın üzerine 14 ekip arabası tarafından memleketi Augusta boyunca kovalanmış, lastiklerinin polis kurşunlarıyla patlatılması sayesinde zapturapta alınabilmişti. Bu olaydan 10 yıl sonra, 30 kalibrelik bir tüfekle, üstelik üzerinde sadece külodu olduğu halde ateş açmaktan suçlu bulunmuştu. 2002’de, genç bir kadının, Brown’un elindeki zebra desenli slip külodu suratına sallayıp kendisine boğa testisleri nakledildiğini söylediğini iddia ederek açtığı taciz davası, ünlü şarkıcının savunmasıyla bir şekilde savuşturulmuştu.

Ceset hırsızlığından zimmete para geçirmeye

Yine de hayattayken kopardığı patırtının, ölümünden sonra yaşananlar yanında esamisi okunmaz. Miras kavgasına karışmış tarafların birbirlerine yönelik ortaya attığı, bazıları kanıtlanmış, kimileri halüsinasyon boyutunda uçuk ithamlar arasında, zimmete milyonlarca dolar geçirmekten ihmalden ölüme sebebiyet vermeye, taammüdi cinayetten ceset hırsızlığına kadar; yok yok...


Ölümünün ardından üç aya yakın süre gömülemeyen Brown bugün, Güney Carolina’da, kızı Deanna’nın sahibi olduğu bir arazide yer alan, mühürlü bir mahzende yatıyor. Bu geçici bir istirahatgah. Vârisleri Augusta’da uygun bir yer üzerinde anlaşabilirlerse, naaşı bu geçici mezardan çıkarılıp orada bir mozoleye nakledilecek.

Mirasta hak iddia edenlerden biri olan LaRhonda Pettit, 2010 yılında gazetecilere Brown’un tabutunun boş olduğuna dair beyanat verdi. İddiasına göre naaş, uzmanların incelemeleri sonucu çıkabilecek bulgulardan korkan, kimliği belirsiz kişilerce çalınmıştı (Tam bir otopsi hiçbir zaman gerçekleşmedi). Brown’ın mirasına ilişkin kanuni işlemler, altı yıl aralıksız sürdü ki bu satırların kaleme alındığı sırada da temposundan bir şey kaybetmiş değil.

Las Vegas’ta, konforlu bir evde yaşayan Tomi Rae Brown, mirasın en önemli ve en tartışmalı vârisi; 2001 yılında evlendiği müzisyenin ömrünün son 10 yılının en yakın şahidi. Muhtemel mirasçıların hemen hepsi, yani Brown’un önceki ilişkilerinden olan en az yedi çocuğu, bu çocuklardan doğmuş torunları, metresleri, eski çalışanları, danışmanları, ilk günden beri Tomi Rae’nin Brown’la ilişkisini ve miras üzerindeki yasal haklarını sorguluyor.

Doğduğu isimle Tomi Rae Hynie, 1997 yılında Javed Ahmed isminde bir Pakistanlıyla evliydi. Hasımlarının iddialarına göre, Brown’la evlenirken, bir önceki evliliğini sonladıracak belgeleri tamamlamamış olan Tomi Rae’nin, başta 100 milyon dolara yaklaşan, ancak geçen yıllarda verilen hukuk savaşının maliyeti yüzünden bugün epey erimiş olan mirastaki hakkını kaybetmesi gerekiyor. James Brown’un da hayattayken bu ihmalkarlığa eni konu öfkelendiği herkesçe biliniyor. Öyle ki, 2003 yılında, Variety gazetesine, ayrıldıklarına dair bir ilan bile vermişliği var. Çift bu olayın hemen akabinde barıştıysa da nikah tazelediklerine ya da bağlılık yeminlerini yinelediklerine dair herhangi bir belge mevcut değil. Bununla birlikte ne Tomi Rae ne de oğlu, Brown’un müzik kariyerinden elde ettiği varlığını paylaştıran veraset planı dahilinde yer alıyor.

Adalet duygusu, bu her önüne gelenle yatan, şiddete eğilimli, sağlıklıyken bile idaresi zorken bir de üstüne ciddi manada hasta adama yıllarca ihtimam gösteren Tomi Rae’nin doğal ve zorunlu vârislerden olması gerektiğini düşündürüyor. Gelin görün ki burası Evanjelik Protestanlığın hüküm sürdüğü muhafazakar İncil Kemeri; böylesi insani inceliklerin, zannedildiği kadar hükmü olmayabiliyor.

Üç evlilik, dokuz çocuk ve sayısız ilişki

Davalar, karşı davalar, temyizler, vasiyetnameler, mahkeme celpleri derken, süren hukuk savaşı öyle kapsamlı ve öyle karmaşık ki, üzerine doktora tezi yazılabilir. Potansiyel vârislerin sayısı bile şüpheli. Brown, Tomi Rae’den önce üç evlilik yaptı: Velma (1953-69), Deidre (1970-81) ve 1996 yılında hayatını kaybeden, uyuşturucu bağımlısı olduğu bilinen Adrienne... Bu evliliklerden ve evlilik dışı ilişkilerden dünyaya gelmiş beş oğlu ve dört kızı var: En büyük oğlu Teddy, 1973 yılında bir otomobil kazasında öldü. Nikahsız birlikteliklerinden olan çocuklarının üçü DNA tasdikli! Tabii, sadakat meselesinde iyi niyetli çabalarının hep nafile çıktığı düşünülünce, gayrimeşru çocuk sayısının her an artması da şaşırtıcı olmaz.


Özetlemek gerekirse, mevcut durum şöyle: Brown, 90’ların sonlarında I Feel Good adında bir vakıf kurdu. Avukatı Albert “Buddy” Dallas tarafından, Brown adına hayata geçirilen bu kuruluşun amacı, Georgia ve Güney Carolina’daki muhtaç çocuklara destek olmaktı. Brown’un 2000’deki mal varlığı sözleşmesi, ölümü halinde müzik imparatorluğundan gelecek gelirin, bu vakfa aktarılmasını öngörüyordu. Bundan ayrı olarak, eşzamanlı düzenlenmiş bir vasiyetnamedeyse ismi belirtilmiş torunların eğitimine ayrılmış belli bir miktar paranın ve çocuklarına paylaştırılmasını istediği birtakım özel eşyaların bahsi geçiyordu. Söz konusu özel eşyalar arasında 36 şehrin anahtarı, 71 takım pijama ve şarkı söyleyen oyuncak James Brown bebeği gibi şeyler vardı.

Bu sözleşmeye karşı koyacak her kim olursa, mirastan tamamen reddedileceği açıkça belirtilmişti. İnsan, hep “oğlum” diye bahsettiği James Brown II’ye düşkünlüğünü göz önünde bulundurunca, vasiyetini yenilememiş olmasına inanmakta güçlük çekiyor. Fakat yaptıysa bile kimsenin elinde bunu kanıtlayacak bir belge yok.

Güney Carolina başsavcısı, 2009 başlarında, Tomi Rae ile Brown’un çocuklarından gelen itirazlara cevaben 2000 yılında hazırlanmış malvarlığı sözleşmesini yırtıp attı ve yeni bir miras fonu oluşturdu. Buna göre yıldızın servetinin yüzde 50’si, başta çocukları olmak üzere, daha önce mirastan mahrum bırakılmış kişilere gidiyordu. Tomi Rae ve James Brown II, bu dilimin yaklaşık yarısına hak kazandı. Kalan yüzde 50’nin, Brown’un arzuladığı gibi muhtaç çocuklara verilmesine karar verildi fakat bu yazının yazıldığı sırada, henüz bu ödemeler gerçekleşmiş değildi. Hırsızlık ve beceriksizlik gibi ithamlara maruz kalan birçok mütevelli geldi gitti; servet bugün Russell Bauknight’a emanet edilmiş durumda.

O son röportajı yapmak kolay olmadı

James Brown öldüğünde serveti 100 milyon, borçlarıysa 15 milyon dolar civarındaydı. Mahkeme masraflarına harcanan para kamuya açık bir bilgi değil ama içeriden kaynakların belirttiğine göre, olağanüstü yüksek bir meblağ.

Devamı GQ Türkiye Ocak sayısında