Neslihan'a dair her şey

Olimpiyat seferindeyken, buradan aldığı övgülere rock’çı iltifatı da eklenince uzun süredir sadece o konuşulur oldu. Voleybolun memleket tarihinde bu kadar popüler hale gelmesini de önemli miktarda kendisine borçluyuz.

28 Eylül 2012

Neslihan'a dair her şey

BAYRAK HAFİFTİ AMA TAKILIP DÜŞMEYEYİM DİYE DUA ETTİM

Olimpiyat açılış töreninde Türk bayrağını taşıması hakkında... Bayrak taşıma başlı başına çok farklı duygular tattırdı. Çok gurur verici bir olay, beni seçmelerini beklemiyordum açıkçası, biraz sürpriz oldu. Umarım her Türk sporcusu bir gün bu şansa erişir. O anki hislerime gelirsek; bayrak ağır değil, hafifti. O konuda sorun yaşamadım ama sürekli içimden dua ettim, “Allahım lütfen takılıp düşmeyeyim” dediğimi hatırlıyorum.

AMERİKA’YA GELİN GİDİYORUM, ONA GÖRE!

Red Hot Chili Peppers’ın basçısı Flea’nın Twitter’dan hayranlığını itiraf etmesi hakkında... Maçtan hemen sonra telefonuma baktığımda gördüm ve bir hayli şaşırdım. Hatta Orkun’u (eşi Orkun Darnel) aradım, biraz dalga geçtik kendi aramızda, “Bak Amerika'ya gelin gidiyorum, ona göre!” dedim. Bu tarz mesajlar olabiliyor, alışığız. Ancak o ünlü olduğu için magazinel boyutu daha büyük oldu. Art niyeti olmayan, samimi bir mesajdı bence, bir fikrini paylaşmış. Sadece teşekkür edebilirim. 8 Eylül'deki konsere çağırırsa giderim tabii. Size de el sallarım artık VIP bölümünden!

CAN GÜVENLİĞİM TEHDİT ALTINDA DEĞİL HENÜZ

Londra'ya gitmeden önce, “Eğer madalya alırsak ve hâlâ ilgi göremezsek, kendimi köprüden atacağım” demesi hakkında... Madalya alamadığımız için can güvenliğim tehdit altında değil henüz! Bazen isyan ediyorsun tabii. Biri gitmiş Şampiyonlar Ligi'ni kazanmış voleybolda, küçücük bir haberle görüyorlar, diğer tarafta bir futbolcu sevgilisiyle öğle yemeği yemiş, yarım sayfa... Ama futbol bir endüstri tabii, ondan para kazanan insan sayısı, voleyboldan para kazananların yüz katı falan. Dediğim gibi, bazen isyan ediyoruz ama kabullendik bunu. Zaten kabullenmesek, sürekli bunu dert etsek, başarı gelmez. Biz memnunuz şu anki yerimizden. Bir de son dönemde sanki bir kabuğu kırar gibiyiz. İnsanlar voleybolu destekliyor. Hatta futbolun aksine, kaybetmenizi tolere edebiliyorlar. Yenilebilirsiniz ama savaştığınızı, yüreğinizi koyduğunuzu gördüklerinde, ona da prim veriyorlar. O konuda biraz daha bilinçlendiğimizi düşünüyorum. Mesela Brezilya maçını çok istedik ama son anda kaybettik. Kimse de kötü bir söz söylemedi. “Sonuna kadar arkanızdayız, savaştınız, bir sonraki maçı alırsınız” dediler. Böyle, yavaş da olsa bir ivme var yukarı doğru.

TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLDU

Bir Twitter kullanıcısının “Neslihan'ı izlerken Almanların Nowitzki, Arjantinlilerin Ginobili, İspanyolların Gasol sayesinde ne hissettiğini anlayabiliyorum” yorumu hakkında... Ben bunu bilmiyordum, siz söylerken tüylerim diken diken oldu. Gerçekten çok güzel bu sözler, övgüler. Böyle bir listenin parçası olarak görülmek zaten müthiş bir şey. Sanki “Ne mutlu Türk'üm diyene” sözüne bağlanıyor. Çok güzel bir duygu.

DOĞRU OYNA LAN! MESAJIYLA KENDİME GELDİM

Sosyal medya deneyimleri hakkında... Twitter'da herkesi tek tek yanıtlamakta zorlanıyorum. Genelde çok güzel mesajlar alıyorum ama çoğu zaman toplu bir teşekkürle cevap vermek durumunda kalıyorum. Gönül ister ki herkesle bire bir iletişim kurayım ama maalesef yoğunluktan dolayı beceremiyorum. Çin maçından sonra çok komik bir mesaj gelmişti mesela, hatta sinirlerim de bozuldu okuyunca ama güzeldi. “Doğru oyna lan!” yazmış biri, sonra düşündüm, “Adam haklı ya, biraz doğru oynamam lazım” dedim kendi kendime. Çok sempatik ve doğal bulmuştum o tepkiyi.

ROL MODEL OLMA ÇABAM YOK

Kendisini bir öncü olarak görüp görmediği hakkında... Pek de öyle düşünmüyorum. Daha doğrusu öyle olmak için bu işi yapmıyorum. Yaptığım her şeye özen gösteririm, en iyi şekilde olması için gayret ederim. Ama bu, sadece beni tanıyanlar tarafından bilinir. Bizim yaptığımız iş kitlelere hitap ettiği için, çok fazla göz önünde olduğu için, biraz farkında olmadan rol modele dönüşüyorsun ama böyle bir çabam olmadı hiç. Kendi normal hayatımı yaşamaya çalışıyorum. Ama demek ki iyi bir şeyler yapıyorum ki insanlar örnek alıyorlar. Bu da gurur verici bir durum tabii.

FARKLI FİZİKSEL YAPILAR NORMAL

Yüksel Aytuğ'un, kadın sporcuların fiziğiyle ilgili, tepki toplayan yazısı hakkında... Voleybol kadınlara en çok yakıştırılan dallardan biri. Bu biraz da her spor dalında kullanılan kas gruplarının farklı olmasıyla alakalı. O yüzden farklı fiziksel yapılar oluşması çok normal. O yazıdaki görüşlere tabii ki katılmıyorum. Bazı sporlarda görünüş farklılaşabilir ama bu kadın sporcunun kendi tercihidir. Kimsenin bu konuda bir şey söylemeye hakkı olduğunu zannetmiyorum.




ERKEKLERDE OLGUNLUKTAN UZAK DAVRANIŞLAR OLABİLİYOR

Erkeklerin voleybol da dahil birçok branşta kadınlar kadar ön plana çıkamaması hakkında... Bu biraz da kadınların sporda daha erken olgunlaşmasıyla alakalı. Profesyonellik kadın sporcularda çok daha erken ve sağlam bir şekilde gelişiyor. Ukalalık yapmak istemem ama kendimce yaptığım gözlemlere göre erkeklerde çocuksu kavgalar, kaprisler ve takım içi anlaşmazlıklar biraz daha fazla. Sevmediği insanla çalışamayanlar var mesela. Olgunluktan uzak davranışlar ve hal-tavır söz konusu olabiliyor. Kadın sporcularsa bunu çok daha çabuk ve iyi bir şekilde aşmayı başarıyor. Sevmesen, anlaşamasan bile birbirine saygı duyman, beraber o sahaya çıkıp savaşmayı becerebilmen gerekiyor. Kadınların yapısı bu açıdan daha farklı.

SAĞ ELİM TAHTA GİBİ

Sol eliyle Demir Yumruk lakabını alması ve sağ elinin durumu hakkında... Sağ elim gerçekten çok kötüdür. Resmen tahta gibi. Gene şimdi biraz iyi ama birkaç sene önce durum çok vahimdi. Çorba içmeye çalışırdım ama kaşığı ağzıma götüremez, kafamı kaşığa uzatırdım. O kadar çolaktım yani. Dediğim gibi, şimdi biraz daha iyi ama sağ el fıs bende.

EVET, MAÇA ÇIKMADAN HAZIRLANIYORUZ AMA KADINLAR İŞE MAKYAJSIZ MI GİDİYOR?

Kadın voleybolcuların maça çıkarken çok süslenmesi, hatta özel oje dizaynları yapmaları hakkında... Ben ojelerden hiç anlamam, zaten sağ elimle hiçbir şey yapamadığım için oje de süremiyorum. Takım arkadaşlarım bana sürüyorlar, onlar harikalar bu konuda. Doğrudur, maça çıkmadan makyajımızı yapıyoruz, özel olarak hazırlanıyoruz ama siz işinize giderken dikkat etmiyor musunuz giyiminize? Bu da onun gibi. Kadın işe giderken makyajsız, saç baş bir yerde mi gidiyor? Biz de işimize saygı duyuyoruz ve görünümümüze dikkat ediyoruz.

EVLENİRİM AMA 26 YAŞINDAN ÖNCE ÇOCUK YAPACAĞIM, ONA GÖRE…

Eşi Orkun Darnel’le tanışması ve çocuk doğurmaya karar vermesi hakkında... Orkun beni çenesiyle tavladı diyebilirim. Evlenirken “Bak ben evlenirim ama 26 yaşından önce çocuk yapacağım, ona göre” dedim. Yani birazcık da ben tavladım onu. Akdeniz Oyunları'nda tanışmıştık. Orkun o zaman sutopu oynuyordu. Çok uzun bir flört dönemi olmadı. Altı ay içinde nişan, bir sene içinde de evlilik geldi. Sporcuyken aile kurmak kolay değil tabii. Özellikle de kadın sporcuysan, eşlere çok fazla iş düşüyor. Sağ olsun Orkun da sonuna kadar destek veren bir yapıya sahip. Deplasmanlar, kamplar, seyahatler derken ailenin desteği çok önemli. Şimdi çocuk olunca anne-baba da devreye giriyor yardım için. Etrafınızdaki bu destek çemberinin önemi çok büyük. Onu görünce, her şeye cesaret edebiliyor insan.

BEN DE KIZLARLA ANTRENMAN YAPIP DÖNÜYORUM, ORKUN DA!

Eşi Galatasaray Kadın Voleybol Takımı'nın menajeri, kendisi de ilgi gören bir sporcu. İlişkilerindeki kıskançlık düzeyi hakkında... Valla ben gidiyorum, kızlarla antrenman yapıp dönüyorum. Ama işin kötüsü, Orkun da kızlarla antrenman yapıp dönüyor! Birazcık sıkıntı var tabii. Mesela biri arıyor, gecenin bir vakti, yok efendim kombisi bozulmuş. Haydiii, Orkun kalkıyor, gecenin bir yarısı kombiciyle kızın evine gidiyor, tamire. Ben de birazcık sinirleniyorum tabii böyle şeylere. Ama bunlar bir şey değil, alıştık artık. Siz bizi asıl karşılıklı maçımız olduğu hafta görün. Ben taktik kağıtlarımı falan saklıyorum evde, alır bakar diye. Yalan yanlış bilgiler veriyorum. Bir de onun ağzından laf almaya çalışıyorum; benim hakkımda ne dediler, benim hücumumu nereden kapatacaklarmış, onları soruyorum. Güzel oluyor yani, komik oluyor. Maç sonunda biz kazandıysak hiç problem yok, ama kaybettiysek üç gün falan konuşmuyorum.

Yazının devamı GQ Türkiye Eylül sayısında