Oğlum, dinle burayı!

Beyler, kendi aranızda konuşmayı bırakın. Siz esip gürleyerek vakit geçirirken, 5Harfliler internette enteresan işler yapıyor. Dikkatinizi biraz o tarafa vermeniz yararınıza olabilir.

26 Nisan 2013

Oğlum, dinle burayı!

Size bugüne kadar envai çeşit tavsiye verdik. Artık lafımıza güvendiğinizi varsayıyoruz. Yine de, GQ neden işi gücü bıraktı da bize genel anlamda “kadın gündemi” sitesi olarak tanımlanan 5Harfliler’i öneriyor, diye sorma ihtimalinize karşılık, konuyu önden üç maddede açıklığa kavuşturalım:

1. Bir alay internet dergisi ve çok yazarlı blog denemesinin yapamadığının yapılmışı. Sık güncelleniyor, odaklandığı gündemi ilgilendiren bir şey varsa yakalıyor.

2. Kendini konunun muhatabı görmeyenlerin bile takılıp okuyacağı bir içerik üretiyor. Gözünüz gereksiz yere korkmasın.

3. Belli hususlarda korkunun ecelinize faydası yok, debelenmeyin. Hem bazı konularda hizanızı kadınlardan almanın zararını değil, faydasını görürsünüz.

Gerisini kendileri anlatsınlar...

Kim kimdir? Kim ne iş yapar? Kim neden yazar?

Oşu yazar, çevirir, basar. Kiraz editörlük ve  tarih doktorası yapar. Nigar haber işinde. Feride edebiyat öğrencisi. Çağla yazarlık, editörlük yapıyor, bir de öğrenci. Duygu fotoğrafçı. Zeynep makine mühendisinden bozma yazılımcı. Deniz bir kadın örgütünün yayınlarından sorumlu.

5Harfliler nasıl ortaya çıktı? Neyi amaçlıyor?

5Harfliler’i Deniz, Çağla ve Duygu olarak kendi aramızda devamlı konuşuyorduk. 2012 kışında işi ciddiye bindirdik, sonra da fikrine ve yazılarına saygı duyduğumuz, severek okuduğumuz insanlara ulaştık. 2012 yazında da paldır küldür açıldık. Sitenin önceliği kadın düşmanı söylemi ötelemeye çalışması, onun dışında frenleri tamamen koyverdik, sinemadan edebiyata, güncel haberlerden en güzel Serdar Ortaç bestelerine, Orlando Bloom’un Türkiye ziyaretine kadar her şeye dair yazılar var. Konu kısıtlaması yapmayınca herkesin okuyabileceği bir içerik çıkıyor ortaya doğal olarak.

Editoryal olarak sık güncelleniyor, kendi alanını ilgilendirebilecek gündemi hızlı yakalıyor ve konuyu farklı noktalara bağlayıp yazıya dönüştürebiliyor. Bunu sağlayan çalışma temposu nasıl bir tempo? Girecek yazılara, konulara nasıl karar veriyorsunuz?


Sağolun, eyvallah. Editörlüğü hafta hafta paylaşıyoruz, yazıları yayın sırasına koyuyoruz. Birimiz bir hafta Twitter müdürü oluyor, bir hafta Facebook sayfasının başını bekliyor. Günde 2-3 güncelleme öngörüyoruz, sitenin boş kalmaması birinci kuralımız. Bunun dışında devamlı iletişim halindeyiz zaten. Yeraltında gizli ve sinsi bir mail grubumuz var, devamlı “Şunu gördünüz mü / Buna ne diyorsunuz” diye laflıyoruz, yazı konuları oradan da çıkabiliyor. Herkesin kendi gündemi var zaten. Bunun dışında sitede inanılmaz vakit geçiriyoruz. Büyük keyifle takip ediyoruz. (Çıldırmışlar)

Genelde blog yapılı sitelerde içeriği üretenler bir süre sonra sıkılıyor site savsaklanmaya başlıyor. İstikrar sürecek mi? Gelecek neler getirecek?

Valla hayat bu şimdi ne desek yalan ama, bu siteyi bir gece gaza gelip açmadık. Arkasında neredeyse bir seneyi bulan bir hazırlık, düşünme ve toplaşma süreci var. Çalışma planını site açılmadan biraz oturtmuş, bir çok şeyini önceden konuşmuştuk. Övünmek gibi olmasın, eforu yığdık yani. Sürmesini çok isteriz o yüzden. Gün içinde o kadar büyük bir takip trafiği dönüyor ki aramızda, sitenin içini doldurmak için uğraşıyor gibi değiliz. 5H ve sıkılmak yan yana gelmez gibi duruyor. Yani gelecek göz kamaştırıcı parlak, hışır hışır, fıkır fıkır.

Kaç hit alıyorsunuz? genel geri dönüşler nasıl?

Bir kadına hitleri asla sorulmaz! Ama geri dönüşler çok iyi... “Şunu yazmayacak mısınız / Bu tam sizlik, baksanıza” biçiminde çok mail alıyoruz, çok hoşumuza gidiyor.  

5Harfliler modaya, kozmetiğe şuna buna mesafeli mi?

Yok canım değiliz, moda ve kozmetik yazılarını “onlar da olsun” diye değil, hakikaten ilgilendiğimiz için yazıyoruz.

Çağla: O yazıların çoğunun müsebbibi olduğumdan lafa kamyon gibi dalayım. Ben çok büyük giyim, kozmetik düşkünüyüm. Bu ikisi aklı başında insanın barışması zor iki endüstri olduğundan ve günahları da çok olduğundan, bu durumumu ilkgençliğimden beri “Ama ben kalın kitap da okuyorum/Kafka’yı duymuş muydunuz?” gibi sevimsiz tavırlarla birleştirmeye, bazen yokmuş gibi davranmaya çalıştım. Artık saldım, banane, düşkünüyüm, ne yapalım yani. Gördüğünüz Alexander Wang ve diğer enkaz moda yazılarım bunun sonucudur. Hem bakıyorum, hem dede gibi bir yandan sövüyorum. Sonra da siteye haber yapıyorum, belki bu konuda benim gibi hisseden birileri vardır diye.

Elif Key’in yazısından yola çıkan Amansız Tatmin Maratonu’nun altındaki Ekin Özbiçer yorumu başlı başına bir yazı. Bu interaktivite elinizi kolaylaştırıyor mu ve genel olarak ne hissettiriyor?

Oşu Bubu: Key’in yazısını okuduktan sonra pek de bilmediğimiz çocuk sahibi olma konusunda bizi rahatsız eden bir hissiyat doğrultusunda ilerledik. Yazıya gelen, Ekin’in çocuk sahibi olması arefesindeki dönemi anlattığı o yorumu hepimizi salladı desek yeri herhalde. Yazının kilit hassasiyetlere dokunan, yapıcı bir eleştirel dili olması da yardımcı olmuştur. Ekin’in yorumu can verdi tüm bu hissiyata. Ayrıca birinin bu kadar özel bir deneyimden yakınımızmışçasına bahsetmesi yazının yazarı Çağla’nın ve dolayısıyla bizim samimiyetimize bir ödül gibiydi. Yani yazı bir tür samimiyet aktarabiliyor, el uzatabiliyor okuyucuya. Ayrıca Ekin sayesinde sıkışmışlığımızın, kendi kendimize ördüğümüz duvarların, kapandığımız küt alemlerin ve arkadaşlıklarımızın hesabını vermeye başladık aslında. Beraber ya da karşılıklı açınca bu hesap defterlerini daha sağlam oluyor.

Neye gülüyor, neye sinirleniyorsunuz?
 
Twitter’da gördüğümüz şeylere acayip güldüğümüz oluyor. Bunun dışında siteye gelen yorumlara da çok gülüyoruz bazen (iyi anlamda, yani onlarla birlikte gülüyoruz). Saçma sapan haberlere (bilim haberleri köşemizi gördünüz mü?), ünlülerin ve politikacıların sidik yarışlarına, Acun’a, metrobüs kavgalarına, derin futbol programına...

Neden ve tabii nasıl, bu kadar acı ve trajik içerikleri neşeli ve komik bir üslupla yazıyorsunuz? İçerikle üslubun benzeşmezliği tercihi neden? Komik olmazsak okunmayız gibi bir endişe var mı? Bu bağlamda sadece komik videolar, komik laflar ve komik kadınların lafını dinletebildiği bir dünyada mı yaşıyoruz?

Acemi lise öğretmeni gibi laf dinletmek için komiklik yaparsan kimse sallamaz ki? Bizim derdimiz bir şeyi mizahla “yutulur” hale getirmek değil. O bir başa çıkma yöntemi de aslında. Siteye İbrahim Tatlıses gibi kameraya ellerimizi şaklatıp “İşte şimdi komik oluyoruz” diye başlamadık, bayağı huydan geliyor yani. Tartışma açmak, üzerine muhabbet etmek köşesinden ilerliyoruz genelde. Fakat genel tavır olarak olabildiğince olumlu davranmaya çalışıyoruz tabii, bin senedir orada olan, üzerine söylenebilecek her şey söylenmiş olumsuz bir durumu aynı şekilde ve her gün eşelemiyoruz. Çünkü artık diyecek pek bir şey kalmamış. Biraz mücadeleleri seçme gerekliliği doğuyor orada. Şimdi atıyoruz “Arkadaşlar Ekşi Sözlük’te ayı gibi nefret söylemi, kadın düşmanlığı var” diye haber yapsak bize postayla 2003 takvimi hediye etmez misiniz?

5harfliler üzerinden 'Yeni feminizm' diye bir şeyden söz edebilir miyiz?

Sümme haşa, hep beraber çarpılırız! Feminizm tek bir rehber kitabı olan, tek bir tane olan bir şey değil, bin tane farklı feminizm var. Yenisi, eskisi, parlak boyalısı yok - dalga dalga başka anlayışlar ve fikirler var. Biz toplaşırken kimseye feminist olup olmadığını dahi sormadık - Tek önceliğimiz sitede internetin her tarafına yayılmış kadın düşmanlığının olmayacağıydı.

İlham aldığınız kadınlar kimler?

Kiraz: İlham mı bilmiyorum ama Çolpan İlhan’a sevgim çok büyük. Kendisiyle dört sene sürecek bir nehir söyleşi yapmayı çok istiyorum.

Çağla: Füruzan, Çalıkuşu, Camille Claudel. Bi de Hülya Avşar’ı çok düşünüyorum.

Oşu: Sevim Burak, Müjde Ar, Anais Nin, Fahrelnisa Zeid, Esengül, Lauryn Hill, Ümmü Gülsüm, Patti Smith (say say bitmiyor ama yer yok, diğerlerini sayamıyor diye fenalaşıp bırakıyor)

Duygu: Colette’e kafayı takmış haldeyim bir süredir. Müthiş bir yazar olmasının yanı sıra; tüm çelişkileri, zaferleri, hata ve sevaplarıyla upuzun ve zangır zangır bir hayat yaşamış.

Twitter hesabı Nil Burak, Demet Akalın, Banu Alkan, Yıldız Tilbe RT'leri yapıyor. Bu kadınlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Mesela Demet Akalın'ın kocasının tırlı aşk mesajını görünce aklınıza ne geliyor?

Çağla: Türk Twitter dünyasıyla 5Harfliler hesabı yüzünden tanıştım, müptela oldum. Ünlüler arasında Silivri yazlık gibi devamlı herkes birbirine günaydın, yakşamlar, nasılsınız falan diyor. Ünlünün alçakgönüllülük göstergesi ya o, sanki herkes balkonunda. Bazen timeline’da selamlaşmadan başka hiçbişey olmuyor. Yıldız Tilbe’nin gece 3-4 arası kopuşlarına bayılıyorum, hakikaten çok içli bir kadın. Demet Akalın büyük efsane, ben o atarlı ve işsiz güçsüz genç kız prototipini anıtlaştırdığına üzülsem de kadını seviyorum. Onda da bi müdanasızlık ve doğal komiklik var. Sinemaya gidip filmi beğenmeyince Twitter’dan parasını geri istiyor mesela. Ve sinema da Twitter üzerinden “Demet hanım çok özür dileriz, buyrun paranız” diye iade ediyor aynen. Tarantino adına özür diletiyor adamları... Bundan alınacak dersler olmalı, bayağı bomba. Neyse Twitter Türk ünlüsünün tamamen bittiği yer aslında. Külte, mite yer yok.

Feride: Ben Yıldız Tilbe’nin iyi bir müzisyen olduğunu düşünüyorum. Demet Akalın’ın da duygularının arkasında durmasındaki cesaret hoşuma gidiyor. Bu nedenle popüler kültürün özellikle bu iki kadından ısrarla ve sürekli kendisini tekrarlayan bir mizah çıkarma gayretini bazen yersiz, bazen acımasız buluyorum denebilir. (Oşu katılıyor!)

En takdir ettiğiniz yerli ünlü kim? Neden?

Feride: “Radikal Feminist” şarkısıyla beni can evimden vuran İsmail YK!

Duygu: Nihal Yalçın olabilir mesela. Ortalığı tam manasıyla darmaduman edeceği iyi bir filmde izlemeyi çok isterim. Çünkü o yetenek ve manyaklıkta olduğu o kadar belli ki.

Oşu: Binnur Kaya ve Engin Günaydın. Tamamen kendi tellerinden çalıyorlar, herkes de oynuyor.

Kiraz: Çolpan İlhan’ı çok beğeniyorum, kendisiyle dört sene sürecek... (takmış kafayı)