Yaratıcı Hikaye Anlatıcısı: Göktuğ Sarıöz

Chicago, Kill Bill 1-2, Gangs of New York, The Hunger Games, Dark Knight Rises, Transformers, Django Unchained ve Hobbit gibi dev işlerin reklam ve pazarlama kampanyalarında imzası olan bir isimden bahsediyoruz. Özendiyseniz bu yol hikayesini dikkatli okuyun.

16 Kasım 2015

Yaratıcı Hikaye Anlatıcısı: Göktuğ Sarıöz

Görsel iletişim ve reklam sektöründe 20 yıllık bir kariyeri var Göktuğ Sarıöz’ün. İstanbul’da birkaç reklam ajansından sonra New York’taki Miramax’a, 2005’ten beri de Kreatif Direktör ve şirket ortağı olarak çalıştığı Ignition Creative’e uzanan bir yol... 

BİZ HİKAYELER ANLATIYORUZ

Buradaki herkese her gün söylediğim bir şey var: Biz hikayeler anlatıyoruz. Günün sonunda insanların duygularını harekete geçirmeliyiz. Eğer duygu yoksa hiçbir şey yoktur!

KREATİF DİREKTÖR OLMAK BABA OLMAK GİBİ

Yaşadığımız her şeyin birbirine etkisi var. New York’ta birçok işte çalıştım. Vitrin tasarladım, yedi sene DJ’lik yaptım ve hedef kitlemi tanıdım. Barmenlik, hizmet sektörünün ne olduğunu anlamama yardımcı oldu. Çok eskilerde bile bir “takım lideri” olma durumu var; mesela okulda hep sınıf başkanıydım. Lisede çok iyi bir öğrenci değildim ama 49 kişiden 48’inin takip ettiği bir adamdım. Ajansta “mentorluk” yapıyorum. Ama ona gelmeden önce takım lideri olman ve herkesi anlayabilmen gerekiyor. Kreatif direktör olmak, baba olmak gibi; çocuk öğrenirken bırakıyorsun, birkaç hata yapsın, düşsün sonra ayağa kalksın. Ona bu şansı vermeyip her şeyi kendin kontrol edersen olmaz.

İLK TİPOGRAFİ KİTABI DEDEDEN

9-10 yaşındayken yazları babamla Mahmutpaşa’daki işine giderdim. Orada esnafın vitrin camlarına varaklı yazılar işleyen ustalar çok ilgimi çekmişti. Tipografiye ve boyamaya ilgim oradan gelir. Rahmetli dedem kitaplarla yatıp kalkan bir adamdı. Bu ilgimi fark edince bana tipografiyle ilgili bir kitap verdi.

YARATICILIK VE GİRİŞİMCİLİK HEP BİRLİKTEYDİ

Benim lise yıllarımda Türkiye’de sırt çantası falan bulmak imkansızdı. Arkadaşımla Mercan’a gidip, kumaş bulup kendimize sırt çantası yapmıştık. Görüp beğenenlere de yapıp satıyorduk. Sonra heavy metal trendi geldi. Metalcilerin ceketlerine taktığı rozetleri yine Mercan’dan 25 kuruşa alırdık. Hem kullanır hem de arkadaşlarımıza satardık. İstanbul’da metal konseri varsa bizim evin kapısında kuyruk olurdu.

EN İYİSİNİ YAP VE ONUNLA EĞLEN

Benim illa Amerika’da çalışacağım diye bir hedefim yoktu. Ama yapacağın şeyin en iyisini yap, seni mutlu eden işi yap ve onunla eğlen, sonra nerelere geleceğini tahmin bile edemezsin. Şu anda dünyanın gittiği yer de bu zaten. “Gideyim ve yapayım” aslında bizim kültürümüzde var. Biz çok kendiliğinden yapan adamlarız zaten.