Modaya bakış açınızı, koleksiyonlarınızın ardındaki felsefeyi nasıl anlatırsınız bize?
Benim için imge, ilk üründür. Bir giysiyi fiziksel olarak elimize almadan çok önce ekranda görüyor ve o noktada onunla ilgili ne hissettiğimize çoktan karar veriyoruz. Zevk çevrimiçi ortamda şekilleniyor ama çevrimdışında tüketiliyor. Ben de bu yüzden gerçek dünyadan beslenen ve onu dijital olarak yeniden kurup bize sunan bu görsel dünyanın içinde çalışıyorum. Burada tamamen insan gibi görünen ama sentetik olan figürler ve yarın üretime girebilecek gerçek giysiler yaratıyorum.
Berlin merkezli karma gerçeklik tasarımcısı Taskin Goec, dijital modanın popülerleşmesinden çok önce Second Life (internet tabanlı bir üç boyutlu sanal dünya ve erken dönem metaverse platformu) için giysiler tasarlamaya başlamıştı. Berlin’de Weißensee’de eğitimini tamamladıktan sonra London College of Fashion’da yüksek lisans yapan, ardından Paris’te Chanel’in Métiers d’Art atölyelerinden birinde tekstil geliştirme, elde plise ve nakış üzerine çalışan genç tasarımcı ilerleyen yıllarda üç boyutlu modelleme ve yapay zekayla tanışıyor. “Bir nakış kasnağıyla bilgisayar arasında o kadar da fark olmadığını düşünüyorum. Bugün bunların hepsini üretimlerimde bir arada kullanıyorum” diye anlatıyor.


Bu doğrultuda işlerinizde fiziksel moda ile dijital dünyayı bir arada kullandığınızı ifade edebiliriz. “Gerçek” nasıl anlamlar uyandırıyor sizde? Fiziksel bir giysi, dijital olarak yaratılmış bir kıyafetten daha mı “gerçek”?
“Venüs’ün Doğuşu” gerçek mi? Ya da bilgisayar oyunlarındaki dünyalar? Hayatımızın büyük bir bölümü elle tutulmayan bir alanda varlık gösteriyor. Fiziksel bir giysinin gerçekliği ise oldukça doğrudan. Bedeninizi nasıl algıladığınızı, kendinizi nasıl taşıdığınızı, bir odaya nasıl girdiğinizi değiştiriyor. Dijital bir giysi ise başka bir ölçekte etki yaratıyor; bir günde binlerce kişiye ulaşabiliyor ve kolektif kültürün parçası haline geliyor. Bence o da farklı bir biçimde gerçek. Moda da zaten her zaman bu iki alanın arasında yaşadı. Bazen bir giysiye henüz dokunmadan, onun ekrandaki haline âşık olabiliyoruz. Dijital olan tam olarak bu yüzden gerçek.
Geçtiğimiz Berlin Moda Haftası’nda izleyiciyle buluşan BLACK EYE koleksiyonunda, her parçanın gerçek kumaşlar ve fiziksel deneylerle başlayıp daha sonra kendi tasarım dilinizle eğitilmiş yapay zeka sisteminize taşındığını söylüyorsunuz. Fiziksel bir malzeme dijital bir görüntüye dönüşürken neleri kaybediyor, neleri kazanıyor?
Bence kazanılan şey daha iyi kararlar alabilmek. Tasarlamak seçenekleri görselleştirmek ve bir şey doğru hissettirene kadar geliştirmek demek. Bir fikrin yirmi farklı versiyonunu görmek, onu yalnızca zihninizde canlandırmaktan çok daha hızlı ve güvenli karar vermenizi sağlıyor. Benim için asıl kazanım, bir fikri üretmeden önce görsel olarak daha iyi düşünebilmek. Kaybedilen şey ise detaylar ve fiziksel yapı. Bir giysiyi hayata geçirmek ciddi bir mühendislik gerektiriyor; kalıp çıkarma ve giysi teknolojisi başlı başına bir uzmanlık alanı. Kısaca yapım süreci fiziksel kalıyor, düşünme süreci ise daha hızlı bir şekilde gerçekleşiyor.
Sizin de altını çizdiğiniz gibi yapay zeka çok hızlı şekilde görünüm ve dünyalar yaratabiliyor. Böyle bir ortamda tasarımcının asıl rolü nedir?
Tasarımcılar sürekli gördüklerinden besleniyor. Sanat ve tasarım her zaman referans almak ve bunları yeniden bir araya getirmek üzerinden ilerledi, yapay zeka da bunun kendi versiyonunu yapıyor. Benim tasarım sistemlerim de kendi işlerimden -kalıplarım, bitirme deneylerim ve daha önceki üretimlerim- besleniyor. Yapay zekadan genel bir şey istediğinizde ya da onu kendi haline bıraktığınızda size genel bir sonuç verir. İşin içine kendi fikirlerinizi kattığınızda ise ortaya çıkan şey size ait olmaya başlar. Bu araçları istediğim şeyi yapacak şekilde yönlendirmek, sektöre ilham vermek ve markaların yapay zekayı bilinçli bir şekilde kullanmasına yardımcı olmak, öncelikli hedeflerimden.
Bir kıyafetin fiziksel olarak var olmadığı ama dijital bir dünyada giyilebildiği bir gelecekte moda dediğimiz şeyin tanımı sizce nasıl değişecek?
Bu gelecek aslında bir süredir hayatımızda. Dijital modanın adı bile konmadan çok önce Second Life için kıyafetler tasarlıyordum. Daha sonra insanlar (buna moda demeden) oyunlar ve dijital görünümler için ciddi paralar harcamaya başladı. Bugün ise bu konu eskisi kadar gündemde değil. Şu anki ruh halinin oldukça fiziksel olduğunu düşünüyorum. Bu alanların dalgalar halinde geldiğini unutmamak gerekiyor. Sonuçta fiziksel ya da dijital olması fark etmiyor; kıyafet kim olduğunuzu, neyi ciddiye aldığınızı ve duygularınızı anlatıyor.

Sosyal medyada insanların kendilerini sürekli olarak daha iyi, daha estetik ve daha kusursuz göstermeye çalıştığı bu illüzyon çağında, moda bu “kusursuz persona” üretiminin bir parçası mı?
Moda her zaman persona yaratmanın bir parçası oldu. Hatta bence bu, modanın temel işlevlerinden biri. Belli standartlarda bir takım elbise giydiğinizde belirli bir imaj yaratıyorsunuz. Ya da normların dışına çıktığınızda giyiminizle bunu doğrudan ifade edebiliyorsunuz.
Bugün kusursuzluktan bahsederken standart beden ve cilt görünümlerinden konuşmak daha yerinde olur. Örneğin insanlar ribana kumaştan yarı transparan bir üstte iyi görünmek için bazen o parçaya harcanan emekten çok daha fazla zaman ve para harcıyor. Bu da meselenin kıyafetten çok onu giyen kişiyle ilgili olduğunu gösteriyor. Ben bunu moda ya da yapay zekadan ziyade görsel kültür ve sosyal medya meselesi olarak görüyorum.
“Fiziksel bir giysinin gerçekliği oldukça doğrudan. Bedeninizi nasıl algıladığınızı, kendinizi nasıl taşıdığınızı, bir odaya nasıl girdiğinizi değiştiriyor. Dijital bir giysi ise başka bir ölçekte etki yaratıyor; bir günde binlerce kişiye ulaşabiliyor ve kolektif kültürün parçası haline geliyor. Bence o da farklı bir biçimde gerçek."


Yapay zeka çağında sahicilik meselesine nasıl bakıyorsunuz?
Moda üretiminin büyük bir bölümü hâlâ insan emeğine dayanıyor. Görünür dikişler, markanın mirası, el emeği ve zanaat anlatısı bunun bir parçası. Maalesef artık sahiciliğin daha az belirleyici olduğu bir döneme girsek de kıyafetlerin yukarıda saydığım süreçler doğrultusunda üretimi, gezegene ve ürüne duyulan saygı, sahiciliğin temel taşlarından.
BLACK EYE’da fiziksel üretimi talebe bağlayarak koleksiyonun önce görüntü olarak var olmasına izin verdiniz. Bu yaklaşım moda endüstrisinin “önce üret, sonra sat” mantığını kökten sorguluyor. Sizce dijital araçlar ve yapay zeka, modanın aşırı üretim ve atık döngüsünü kırmasında etkili olabilir mi?
Çekimler, kampanyalar, sosyal medya içerikleri, lookbook’lar ciddi miktarda atık yaratıyor ve evet yapay zekayla süreç daha verimli hale getirilebilir. Üretilen görüntünün enerji maliyeti, çoğu zaman yerine geçtiği süreçle kıyaslandığında düşük kalıyor. Yapay zekayı kullanarak hangi tasarımdan kaç parçanın satılacağını daha iyi tahmin edebiliriz ama minimum sipariş miktarları, toplu alım indirimleri ve satış hedefleri gibi başka birçok etken var. Bu yüzden yapay zekanın sürekli büyümeyi hedefleyen bir sistem içinde bu sorunlara tek başına bir çözüm olacağını düşünmüyorum.
BLACK EYE geleneksel bir podyumda gösterilmedi. 25 look, dev LED ekranlarda yapay zeka tarafından oluşturulan modeller üzerinde sunuldu.
Berlin Moda Haftası’ndaki ilk solo projesi BLACK EYE’da geleneksel bir podyum ve fiziki modeller yerine, 25 görünümü 12 metrelik LED ekranlarda sunan Taskin Goec ayrıca koleksiyonu önce dijital olarak gösterip yalnızca talep gören parçaları fiziksel olarak üretme kararı aldı. Moda sunumunun alışılmış düzenini tersine çeviren bu yaklaşımı şöyle anlatıyor:
“Defile zaten büyük ölçüde ekran için tasarlanır. Onu deneyimleyen insanların çoğu başka bir yerde, telefonundan izliyor, ön sıra hikayenin yalnızca küçük bir parçası. Ben de gerçekten var olan izleyiciye göre tasarım yaptım. Bu yüzden gösteriyi tek ve ayrıcalıklı bir an olarak sunmak yerine aynı akşam birkaç kez tekrarladık. 800’den fazla kişi geldi. Geleneksel defile tek bir salon, sınırlı bir davetli listesi ve 12 dakikalık bir gösteri üzerinden bir tür erişim sınırı yaratıyor. Biz bunu açtık. Bu formatın bir başka avantajı da şu: 12 metrelik bir ekranda her dikişi ve yüzey detayını gösterebilir, izleyicinin bakışını istediğim yere yönlendirebilirim. Podyumda ise bir silueti yalnızca birkaç saniyeliğine görürsünüz.”

- Vücuda oturan bodysuit ve taytlar, geniş ve hacimli siluetlerle bir arada kullanılıyor.
- Giysilerde yün ve kalın örgüler, lateks iplikler ve deriyle buluşuyor. Fırfırlar ve uzun şerit kumaşlar ise tasarımlara hareket katıyor.
- Deri, parlak taşlar ve Art-Deco formların öne çıktığı çantalar sıradışı şapka ve gözlüklerle birlikte kullanılıyor.
- Toprak ve soft tonların hakim olduğu renk paleti, parlak turuncu, yeşil ve mor tonlarıyla kontrast kazanıyor.