DAHA, The Bodrum EDITION
The Bodrum EDITION, gastronomi alanındaki yenilikçi yaklaşımını yalnızca dünyanın önde gelen mutfak trendlerini takip ederek değil, Türk şeflerini ve yerel mutfak kültürünü uluslararası platformda görünür kılarak da ortaya koyuyor. Bu vizyonun en güçlü adımlarından biri ise, ürün odaklı mutfak anlayışı ve yalın ama etkileyici tabaklarıyla tanınan (2025'te başarılarını men of the Year'da da birlikte kutladığımız) Şef Mehmet Akdağ'ın DAHA ile Bodrum'a gelmesi. Bodrum'un dünyanın dört bir yanından gastronomi meraklılarını ağırlayan dinamik sahnesinde, Akdağ'ın köklerine bağlı mutfak dili ile The Bodrum EDITION'ın global bakış açısı güçlü bir uyum yakalıyor. Ortaya ise Anadolu'nun hafızasını çağdaş bir yorumla buluşturan, rafine bir yerel ve poransiyel bir evrensel gastronomi deneyimi çıkıyor.

“DAHA” fikri sizin için tam olarak neyin temsili? Bu isim, mutfakta ve hayatta peşinden gittiğiniz nasıl bir vizyonu anlatıyor?
“DAHA”, benim için bitmeyen bir arayışı temsil ediyor. Daha iyisini, daha doğrusunu, daha lezzetlisini, daha anlamlısını arayan bir yolculuk… Merakın, öğrenmenin ve gelişmenin hiç durmaması demek. Her zaman daha öğrenilecek, daha keşfedilecek ve daha paylaşılacak bir şey vardır. Mutfakta da hayatta da hiçbir zaman ‘tamam oldu’ demiyorum; her zaman öğrenilecek, keşfedilecek ve üretilecek daha fazlası olduğuna inanıyorum. Kısacası DAHA, daima dahasını arayan bir bakış açısı.
DAHA’da etkili, gösterişsiz, kültürümüzden tanıdık ve bir noktasıyla fark yaratan tabaklar servis ediliyor. Kariyerinizi inşa ettiğiniz bu özellikteki tabakları hem Bodrumlularla hem de The Bodrum EDITION’ın global konuk kitlesiyle buluşturmak hakkında ne söylersiniz?
Ben hiçbir zaman yemeğin etkisini karmaşıklığında arayan bir şef olmadım. Fazla katmanlı ya da sadece şaşırtmak için tasarlanmış tabaklar yerine; ürünün kendisini anlatan, yalın ve hafızada iz bırakan lezzetlere inanıyorum. DAHA'da da kültürümüzden tanıdık tatları, özünü koruyarak ve küçük dokunuşlarla yeniden yorumluyoruz. Bodrumluların kendilerinden bir parça bulabileceği, dünyanın farklı yerlerinden gelen misafirlerin ise bu coğrafyanın ruhunu hissedebileceği tabaklar sunmak benim için çok kıymetli. Çünkü en güçlü etki çoğu zaman sadeliğin içinde.

Üç nesillik bir mutfak hafızasından söz ediyorsunuz. Bugün Bodrum’daki DAHA’da servis edilen bir tabakta, çocukluğunuzdan hangi izler görünür durumda?
Çocukluğumdan bugüne taşıdığım en önemli miras, babamdan öğrendiğim ürüne saygı ve atıksız mutfak anlayışı. Bir malzemenin değerini bilmek, onu mümkün olduğunca bütüncül kullanmak ve özünü korumak bugün hâlâ mutfağımın temelini oluşturuyor. DAHA’daki birçok tabakta çocukluğumun sofralarından gelen samimiyeti, tazeliği ve sadeliği görmek mümkün.
Fine dining dünyası uzun süre gösterişli tekniklere odaklandı. Sizce bugün gerçek lüks; teknik mükemmeliyet mi, yoksa iyi bir ürünün doğru zamanda sofraya gelmesi mi?
Bence gerçek lüks bunlardan birini seçmek değil, hepsini doğru dengede buluşturabilmek. Teknik elbette önemli, ancak sadece teknik için yapılan bir yemek beni heyecanlandırmıyor. İyi bir ürünün, doğru zamanda, doğru dokunuşlarla ve gereksiz gösterişten uzak bir şekilde sofraya gelmesi bugün bana lüksün en güncel ve en samimi hâli gibi geliyor.
The Bodrum EDITION gibi global bir marka içinde, bu kadar köklü ve yerel bir mutfak dili yaratmak nasıl süreçti?
Aslında bu bizim için çok doğal gelişen bir süreçti. Çünkü arkamızda güçlü bir mutfak hafızası ve yıllara dayanan bir altyapı vardı. Biz ürüne kulak vermeyi biliriz; nasıl yetiştiğini, nasıl işlenmek istediğini ve en doğru şekilde nasıl pişeceğini anlamaya çalışırız. Bu yaklaşım sayesinde yerel olanı zorlamadan, olduğu gibi ve samimiyetini koruyarak anlatabildik. The Bodrum EDITION'ın global bakışıyla bizim köklerimiz ve mutfak hafızamız buluşunca da ortaya DAHA'nın kendine özgü dili çıktı.
Şu anda dünyadaki gastronomi sahnesine baktığınızda sizi heyecanlandıran şey ne? Ve aynı sahnede sizi artık yormaya başlayan trendler hangileri?
Bugün gastronomide beni en çok heyecanlandıran şey, şeflerin yeniden ürüne, üreticiye ve yerel mutfak kültürlerine dönüyor olması. Dünyanın birçok yerinde daha sade ama daha karakterli tabaklar görüyoruz. Beni biraz yoran taraf ise bazen lezzetin önüne geçen yaklaşımlar. Elbette fine dining ve yaratıcı mutfak çalışmalarının gastronomiye çok büyük katkıları var. Ancak benim için bir tabağın önce lezzetiyle, sonra hikâyesiyle konuşması gerekiyor. Görsellik önemli ama tek başına yeterli değil. Sonuçta misafirin aklında kalan şey tabağın görüntüsünden çok ona hissettirdiği tat oluyor.

DAHA’nın menüsünde misafirin ilk bakışta fark etmeyeceği ama sizin için çok önemli olan detay/yemek nedir?
Benim için menüdeki en önemli tabaklardan biri Bottargalı Çerkez Balığı. Tat, koku, doku… Aslında balığın en güzel, en yağlı ve en lezzetli hali ama bunu herkes bilmez. Bu tabakta balığın karakterini çok fazla müdahale etmeden göstermeye çalışıyoruz. İlk bakışta çok dikkat çekmeyebilir ama DAHA'nın ürün odaklı mutfak anlayışını en iyi anlatan tabaklardan biri.
Bugünün genç şefleri çoğu zaman hızla başarıya ulaşmak istiyor. Sizce gerçek ustalık hangi noktada başlıyor?
Bugünün gençleri biraz sabırsız. Oysa bu işte hiçbir başarı kısa sürede gelmiyor. Bence gerçek ustalık, öğrenmenin hiç bitmediğini kabul ettiğiniz noktada başlıyor. Her gün kendinize yeni bir şey katmanız gerekiyor. Ben mutfağın kökünden gelmenin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bulaşıkhaneden servise, hazırlıktan ocağın başına kadar işin her aşamasını görmek lazım. O zaman hem ürüne hem emeğe bakışınız değişiyor.
İdeal bir DAHA gecesinde mutlaka tadılması gerekenler neler?
İdeal bir DAHA gecesinde Höşmerim, Bottargalı Çerkez Balığı, İnci Lorlu Erişte ve İç Pilav eşliğinde Tandır mutlaka masada olmalı. Bu tabaklar hem mutfağımızın karakterini hem de ürünlere yaklaşımımızı en iyi yansıtan lezzetler. DAHA'yı ilk kez deneyimleyen bir misafir için güzel bir başlangıç olur.