Bu reklam caiz midir?

Son örneğini Anadolu Efes'e taraftar sürprizi kampanyasıyla gördüğümüz yeni nesil virallerin ataları ve yeni dalga reklamcılığının adaleti...

20 Şubat 2013

Bu reklam caiz midir?

Reklamcıların kendilerini çok matah bir şey sandıkları herkesin malumudur. Reklamcı arkadaşınız varsa şu an kesin kafanızı onay verir şekilde sallıyorsunuz, yok eğer kendiniz reklamcıysanız “yok bea ne alakası var” diyor ama içten içe reklamın ve reklamcıların dünyayı döndürdüğüne inancınızı okşuyorsunuz.

Ayşe Teyze ekolü

Son zamanlarda viral denilen nanenin yeni bir türü başverdi piyasada. Flash mob ile başlayan sonradan evrim geçiren ve kamera şakası ya da gizli kamera diye isimlendirilebilecek bir viral türü bu. Hatta bunun son örneğini Anadolu Efes'e taraftar sürprizi ile gördük. İnsanın doğal hali daha inandırıcıdır, reklamlarda Ayşe Teyze’nin diğer teyzelerin evinde baskın yapıyormuş gibisinden çamaşır suyu götürdüğü reklamlar da bu yüzden literatürde yer edinebilmiştir.

Reklamcılar da bu samimiyet esansını daha iyi yakalamak uğruna, daha doğal, daha gerçek anları yakalayabilmek ve size ihtiyacınız olmayan bir şeyleri itelemek için bu yeni türü en güçlü yöntem olarak görüyorlar. Haksız da sayılmayız aslında. Burada yazar kendisinin de reklamcı olduğunu kabul ediyor ve öz eleştiriye gidiyor.

Her şey "Hayatına drama kat" ile başladı

Fakat gördüğüm kadarı ile bu yeni yöntem insanların genelinde heyecan, eğlence ve ilgi uyandırsa da birçok kişinin kafasında da bazı soru işaretleri pörtletiyor. Bahsettiğim yöntemin önemli bir temcisilcisi olan TNT’nin “push to ad drama” işini aşağıda seyredebilir ve okumaya devam edebilirsiniz.

Bu ilk işi 43 milyondan (yazı ile kırküç milyon) fazla insanın izlemiş olması “bunun ikincisini de çeksek herkes seyreder” fikrinin çok zorlanmadan çıkartılmasına çanak tutuyor. İşte bu proje ile, gizli kamera ve insanların hayatına, onlardan önceden izin almadan, müdahil olma ve bir tecrübe yaşatma furyasının fitilini ateşliyor. Ardından gelen ikinci iş tam da benim irdelemek istediğim konuya açıklık getirecek bir örnek oluyor. TNT işi bir kalabalığın izlediği enteresan olaylar ve onların tepkilerini kaydetmenin bir tık ötesine götürüyor ve insanları bildiğin kaçırıyor. Artık deneğimiz tek başına ve izleyici onun haline gülüyor, dalga geçiyor. Buyrun izleyelim;

"Ben olsaydım?"

Bana yapılsa, samimiyetle söylüyorum, Fatih Terim’in de çok iyi parmak bastığı üzere “during the game” baya sinirlenirim ama “under the game” yani iş bitip de reklam etrafta yayınlanmaya başladığında hoşuma gider.

Hayatımda, umarım, hiç tercübe etmeyeceğim bir duyguyu ateşleyecek olması bana oldukça ilginç geliyor açıkcası. Bunu korku filmi seyrederken hissedilen o garip duyguya benzetiyorum. Korkmak enteresan bir uyuşturucu, kimse korkmayı sevmez ama arada sırada korku hissini yapay da olsa tetiklemek bana oldukça ilginç geliyor. Ama işte sorun burada başlıyor, mesela ben korku filmi seviyorum ama kız arkadaşım bir sahnesine göz ucuyla bile olsun tahammül edemiyor. Markalar bu denekleri nasıl ve neye göre seçiyor?


Cins yeni reklam dalgası

Nivea işi de yukarıda bahsettiğim yapay korku işinin allahını yaşatıyor, tabii kurban yaşadığı korkunun “yapay” olduğunun farkında değil. İşte işin inceldiği yer burası. Markaların ve reklamcıların böyle bir hakkı var mı? Yaptıkları etik mi? Eğer bu işler önceden ayarlanmış cast’lar tarafından yapılmadıysa, böyle bir işin yapılması caiz midir? Evet sonradan işin öznesinden izin almadan yayınlanamaz bu işler ama ya bu kız kötü bir gün geçirmişse? Ya bir yakının cenazesine gitmek için uçağa biniyorsa? Ya bu korku yüzünden hayatının geri kalanında psikolojik sıkıntılarla boğuşursa? İlk etapta konu hakkında nötr duygular besleyip, hatta çok eğlenip, iş yayınlanmaya başlandığında eş dost akrabanın dalga geçmelerinden sıkıntıya girlerse? Bu durumda ne olacak nasıl olacak, bir cevabım yok... İşte cins yeni reklam dalgası büyük markaların ve reklamcıların insanlar üzerinde nasıl sorgusuz sualsiz hak iddia ettiklerinin resmidir.

Yukarıda seyrettiğiniz bu işler son dönemin en çok ses getiren en çok beğenilen projeleri, fakat üçüncü şahıs olarak YouTube üzerinden izleyen insanların bu işleri beğeniyor ve arkadaşları ile paylaşıyor olması işlerin başarılı, yasal ya da etik olup olmadığının bir göstergesi ya da sağlaması olabilir mi?

Dediğim gibi ben bu işlerin öznesi olmak çok isterdim. Ama herkesin benim bu duygularımı paylaşacağına kalıbımı da basamıyorum.

Bu furyanın diğer örnekleri;

Siz ne dersiniz bu tür reklamcıların yatacak yeri var mı?

Yazı: Eren Alphan

Eren Alphan altı senedir reklam sektörünün içinde. Şu anda MagiClick'te proje yöneticiliği yapıyor. Üç senedir pop kültür, en çok da reklam hakkında Adamlar Yapıyor'u yazıyor, "Adamlar yapıyor biz niye yapamıyoruz" diye kara kara düşünüyor.