Kolaj: British GQ, Fotoğraf: Apple TV+
Apple'ın yeni psikolojik vahşet şöleni Cape Fear'da özellikle mide kaldıran bir sahne var. İkinci bölümün açılışında karşımıza çıkan bu geri dönüş sekansı, karısını öldürdüğü iddiasıyla 17 yıl hapis yatmış intikam takıntılı sapık Max Cady'nin cezaevi günlerine götürüyor bizi. Cady (Javier Bardem), az ekipman bulunan bir spor salonunda tavandan sarkan bir bara baş aşağı asılmış halde, steroid yüklenmiş bir yarasa gibi havada mekik çekiyor. Düğümlenmiş saçları aşağı doğru sarkıyor. Kolsuz mahkûm tulumunun içinden taşan pazuları dikkat çekiyor. (Küçük bir not: 57 yaşındaki Bardem bu dizide inanılmaz formda.) Benzer şekilde iri yarı diğer mahkûmlar da kendi antrenmanlarına devam ediyor; ağırlık kaldırıyor, bench press yapıyorlar. Neredeyse ekranın içinden testosteron kokusu geliyor. Sahnenin siyah beyaz çekilmiş olması ise her şeye ayrı bir sertlik katıyor; sanki görüntülerin üzeri betonla kaplanmış gibi.
Bir süre sonra öfke dolu bakışlara sahip üç iri mahkûm Cady'nin etrafını sarıyor. Karanlık bir sokakta, hatta dürüst olmak gerekirse herhangi bir yerde karşılaşmak istemeyeceğiniz türden adamlar bunlar. Spor salonu boşalıyor. Cady'yi yere yatırıp tekmelemeye başlıyorlar; ayakkabılar kaburgalarına şiddetle inerken kemikleri patlayan baloncuklu naylon gibi çıtırdıyor. Yüzüne ağırlık plakalarıyla vuruluyor, kan ve dişler etrafa saçılıyor. Sonra ise köşeye sıkışmış bir hayvan gibi karşılık veriyor Cady. Saldırganlardan birini bench sehpasının ucuna göz çukuru önce gelecek şekilde fırlatıyor. Bir diğerini ise Game of Thrones'taki Dağ ile Pedro Pascal'ın karşılaşmasını andıran bir yöntemle, ağırlık plakasıyla kafatasını ezerek öldürüyor. Ve evet, bütün bunları açık açık görüyorsunuz. Sahne bittiğinde duş alma ihtiyacı hissettim. Hatta aklımdan şu soru geçti: Kahretsin, televizyon dizileri hiç bu kadar grafik ve acımasız olmuş muydu?
Tıpkı kült statüsündeki Martin Scorsese filmi (ve onun yeniden çevrimi olduğu 1962 yapımı film) gibi Cape Fear da John D. MacDonald'ın The Executioners romanından uyarlanan, yavaş yavaş gerilim inşa eden ürpertici bir psikolojik gerilim. Eğer konuya hâkim değilseniz, hikâye Cady'nin hapisten çıktıktan sonra mahkûm edilmesinden sorumlu tuttuğu avukatından intikam almak için geri dönmesini anlatıyor. Dizide bu karakteri Amy Adams canlandırıyor. Üstelik bu yeni versiyonda Adams'ın karakteri, Cady'nin hapse girmesine yardımcı olan savcıyla (Patrick Wilson) evlenmiş durumda. Bu yüzden bir noktada Cady'ye biraz sempati duyuyorsunuz; gerçekten haksızlığa uğramış bir anti-kahraman havası taşıyor. Gerçi onların ergen oğullarının ayak parmağını kestiği noktada çizgiyi biraz aşıyor olabilir.
Her zamanki gibi dizinin en büyük kozu Bardem. Burada oyuncunun canlandırdığı en ürpertici kötü karakterlerin izlerini görmek mümkün: No Country for Old Men filmindeki Anton Chigurh'un avcı bakışları ve Skyfall filmindeki Raoul Silva'nın keyif alan zalimliği bu karakterde buluşuyor. Dizi sürekli yön değiştiren bir yapıya sahip ve üst üste eklenen gizemler, yüzülmüş derinin katmanları gibi yavaş yavaş açığa çıkıyor. Kanlı sahnelerin ötesinde gerçekten korkutucu olmayı da başarıyor; parmaklarınızın arasından bakarak ya da koltuk minderinin arkasına saklanarak izleyeceğiniz türden. Ama bir şey kesin: İzlemeyi bırakamayacaksınız. Yanınızda bir kusma torbası bulundurmanız gerekse bile.
BU İÇERİK İLK OLARAK BRITISH GQ WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.