Banksy Değil Bizim Robin

Hakkında şehir efsanesi çok, tutarlı bilgi pek az. Sokak sanatçısı Banksy, kimliğini gizlemeye ve işini yapmaya devam ediyor. Ve şimdi İstanbul'da.

14 Ocak 2016

Banksy Değil Bizim Robin

14 Ocak'tan itibaren Global Karaköy'de sanatseverlerle buluşacak olan "The Art of Banksy", izleyiciyi Londra sokaklarında büyüleyici ve unutulmaz bir yolculuğa çıkartıyor. Dünyaca ünlü sokak sihirbazı Banksy'nin eserlerini incelemek için tıklayın.

Gizemli mi? Oldukça. Bu eserleri nasıl ve niçin yapıyor? Cevabı aşağıda.

Sokak sanatçısı Banksy’nin kim olduğu, memleketi Bristol’da herkesin bildiği bir sır. Arkadaşları orada, gençliğinden beri takıldığı mekanlar orada, her sene uğradığı Glastonbury Festivali orada, ilk işlerini yaptığı duvarlar orada, velhasıl anılarının çoğu orada... Bristol’da belediye çalışanları bile onu tanıyor. Arkadaşlarıyla beraber çektirdiği yüzlerce fotoğraf çekmeceler içinde ve bilgisayar arşivlerinde duruyor. Gazetelerden gelen ısrarlı tekliflere ve bol sıfırlı çeklere rağmen kimse sanatçının kimliğini ele vermiyor.

Yine de birkaç hatıranın paylaşılmasına itiraz etmek olmaz. Banksy’nin bir elin parmaklarını geçmeyen yakın arkadaşları arasında yer alan hemşerisi Robert Clarke’ın anı kitabı Seven Years with Banksy (Banksy ile Yedi Yıl) tam da bu işe yarıyor. Gayet samimi bir dille yazılmış bu anılar, hayatı hakkında pek az şey bilinen sanatçıyı biraz olsun gölgelerden çıkarıyor.

Clarke bize, New York’taki The Carlton Oteli’nin resepsiyonunda çalışırken karşılaştığı Robin isimli genç sanatçının, dünyaca ünlü Banksy’ye nasıl dönüştüğünü anlatıyor. Yalan yok; anlatırken bu ünlü ve anonim arkadaşını çok sevdiğini, ondan çok etkilendiğini de gizlemiyor. Eleştiri falan hak getire, ortada sevecen bir yazar var. Yalnız, Clarke’ın Banksy hakkında anlamadığı, dolayısıyla anlatamadığı bir mesele de mevcut. Banksy işini nasıl beş dakikada bitiriyor, nasıl ortadan toz oluyor, nasıl birdenbire yeniden ortaya çıkıyor? Bütün bunlar gözü önünde yaşanmasına rağmen, yazar konuyu hâlâ çözememiş. Demek ki biz de bilemeyeceğiz. 

Ama birkaç gündelik ayrıntıya artık hakimiz. Üstelik bunların bir kısmını Banksy’nin, yani Robin’in kendisinden dinliyoruz. New York sokaklarında kaykayla avare avare dolaşan, otel ücretini Carlton’da kaldığı odanın duvarlarına resimler çizerek karşılayan, gece vakti kafası iyiyken Londra Hayvanat Bahçesi’ne sızarak barınak duvarlarını boyayan, Bristol’da Massive Attack üyeleriyle takılan, egosu az, çevresine hayrı çok, tanımadıklarıyla mesafeli, kanlı canlı, herkes gibi bir adamla karşı karşıyayız. Kitaptan alıntılara buyurun...

DOĞUŞTAN BUKALEMUN

Robert Clarke, Banksy ile ilk karşılaştıkları andaki izleniminden bahsediyor:

Hızlı bir tarif: Uzun sayılır ama öyle görünmüyor. Epey zayıf. Üstüne başına dikkat ettiği pek söylenemez. Belli bir modaya uygun giyinmiyor. Karga bir adam, dikkat çekmiyor. Fark etmeniz kolay değil. Üzerinde bir görünmezlik pelerini varmışçasına ortama uyuyor. Bunun için özellikle bir çaba sarf ettiğini zannetmiyorum. Doğuştan gelen bir özellik... Yıllarca kimseye yakalanmadan işini yapmasının sırrı da bu. 

İTTİFAK YOK, İHANET YOK

Banksy işinde çok iyi çünkü orijinal fikirler buluyor. Bulmakla kalmıyor, hayata da geçiriyor. Herkesin görmesini, kabul etmesini, karşı çıkmasını, provoke olmasını, aydınlanmasını sağlıyor. Detaylara takılmadan süratle çalışıyor. Bir şeyin üzerinde çok fazla düşünmüyor. Şikayet ve kendini izah etme ihtiyacı duymuyor. Sadece işini yapıyor. İttifak kurmuyor, dolayısıyla ihanete de uğramıyor. Hep devam ediyor.

İLHAM GELİYORUM DEMEZ
Yazar, Banksy’nin sokağa çıkmadan önceki günlerini anlatıyor:

Bir gün Broadway’i boydan boya yürüyüp, Soho’da Canal Street’e yakın bir galeriye uğradık. O gün orada işleri sergilenen sanatçının ismini bir şekilde duymuştuk (Şimdi kim olduğunu hatırlayamıyorum). Ünü sokaklardan taşıp galerilere ulaşan bir grafiti sanatçısıydı. Gördüklerimizi bugün gibi hatırlıyorum. Çadır bezinden, kapı kadar kocaman tuvaller üzerinde, müthiş etkileyici birtakım şekiller ve harfler vardı. Renkler ve hatlar o kadar ince kurgulanmış ve uyumlulardı ki, hem harbi hem de çok yüce bir iş gibi geldi bize. Onların arasında dolaştıkça Robin “Bunlar bana acayip iyi geldi, çok etkilendim” deyip durdu.

16-01/14/banksy-business-rat-nyc.jpg

ROBIN BANKS NASIL DİREKTEN DÖNDÜ?

Kendine ve yaptığı işe güven duymaya başladığı günlerden birinde imza meselesini konuşuyorduk. Daha önce isminin Robin olduğunu söylemişti. Banks diye de bir soyadı uydurup Robin Banks imzasını kullanmak istiyordu. Bu isim bana çok uzun geldiğinden acaba kafasında grafitiden başka işler mi var, diye kuşkulandım. Neyse, sonra ilk fikrini değiştirip Banksy’de karar kıldı. Artık hikayeyi biliyorsunuz.

POLİSTEN NASIL KIL PAYI KURTULDUM?

Banksy anlatıyor:

Telecom Kulesi’nin duvarına şablon yapıyordum. Gece geç bir saatti. Birkaç arkadaş arabada bekliyordu. Boya da araba kapısının yanında, yerde duruyordu. Tam gidip alacakken birdenbire polisler çıkageldi. Bir tanesi hafif makineli tüfek taşıyordu, hani havaalanındaki polisler gibi... Beni baştan aşağı süzdüler. Sonra arabayı, arkadaşlarımı ve yerde duran boyayı gördüler. İçlerinden biri ne yaptığımı sordu. Yolda boya bulduğumuzu ve arabaya taşıdığımızı söyledim. Çok inanmış görünmedi. Duvara baksa şablonu fark edecekti. Ama bana bakmaya devam etti. Sonra da “Ayağını denk alsan iyi edersin, bundan sonra önce ateş eder, sonra sorarım” dedi. Uzun uzun süzdü beni. Saatler sürmüş gibi geldi. Duvarı görmemesi için içimden yalvarıyordum. Nihayet “defolup gitmemizi” söyledi. Birkaç gece sonra oraya dönüp şablonu bitirdim.

İLK SATIŞ 10 STERLİNE

Yazar Clarke, Banksy’nin evindeki bir küçük parti sırasında, onunla nasıl pazarlık ettiğini anlatıyor.

Robin’in üzerine bir şablon yapıştırdığı, lamine ahşap bir parçaya gözüm takıldı. İz peşinde bir grup tazının resmiydi. Acayip havalıydı. Ben ona bakarken Robin geldi. “Çok güzelmiş bu” dedim, “Satmak ister misin?” “Satmam” dedi, “Ama istersen al, dert değil.” “Yok yok, bir 10’luk çalışır benden” diye ısrar ettim. “Eyvallah, madem” dedi. 10’luğu Robin’e verdim. Benim için yine de çok paraydı. Teşekkür etti: “Gidip bununla biraz nevale alayım. Biliyor musun, ilk sattığım resim bu oldu.”

KİM OLDUĞUMU AÇIKLASAM MI?

Robin bir gün, “Sana bir sorum var” dedi. Ne soracağını tahmin ediyordum. Bir süredir ertelenen bir konuydu. “Sence kendimi ifşa etmeli miyim? Yani basına kim olduğumu, ne yaptığımı söylemeli miyim?” diye sordu. “Sakın!” dedim, “Sen bizim Robin Hood’umuzsun dostum. Herkes zaten seni konuşuyor. Bundan sonra da konuşacak. Gazeteler sana bayılıyor. Seni tanımadıkları için ilgilenmeye hep devam edecekler.” Kendisinin de aynen böyle düşündüğünü biliyordum. Ama insan bazen düşüncelerini onaylatmak ister. Muhtemelen başkalarına da sormuştu. Ben yine de kenara biraz para ayırmasını tavsiye ettim. Yani her ihtimale karşı... Sözümü kesti, “Yok yahu, umrumda değil o mesele. Gider, daha önce yaptığım işe devam ederim” dedi. “Neydi ki işin?” diye sordum. “Mezbahada çalışıyordum” diye yanıtladı.

BEŞ DAKİKADA DEĞİŞİR BÜTÜN İŞLER

Banksy’nin ağzından bir soygun hatırası:

Bir gece geç vakit, ücradaki bir demiryolu köprüsünün üzerinde çalışıyordum. Koyu karanlıktı. Ben de baştan aşağı siyahlara bürünmüştüm. Kapüşonum başımdaydı. Bir arabanın çıkageldiğini görünce duvara yapıştım. Araba altımda durdu, pozisyon aldı, motoru çalıştırdı ve gidip doğruca karşıdaki beyaz eşya dükkanının vitrininden içeri daldı. Her taraf kırık camla dolmuştu. Arabadan çıkan üç kişi, dükkanın içinde yükte hafif, pahada ağır ne varsa beş dakikada, sakince topladı. Sonra başka bir araba geldi, adamları aldı. Gazlayıp gittiler. Dükkanın alarmı bütün mahalleyi uyandırdığından ben de tüydüm. Sonra kendi halime baktım, “Adamlar gerçek devrimci” diye düşündüm.

BİR DEVLET ADAMI OLARAK BANKSY

Robin bir gün kamusal grafiti alanları kurmak istediğinden bahsetti. “Hani inşaatların önüne koydukları o koca panolar var ya, 3 metre falan, beyaz oluyorlar genelde. İşte onları kamulaştıracağım grafiti için” diyordu. Kafama pek yatmamıştı. “Nasıl yapacaksın ki?” diye sordum. “Bir tane ciddi görünümlü amblem bulacağım. Tam da şu sigara paketindekiler gibi. Resmiymiş gibi tınlayan bir isim icat edeceğim. Panolardan birinin üzerine ‘Burası grafiti için tahsis edilmiş kamusal alandır’ diye yazacağım. Sonra da bekleyip göreceğim” diye anlattı.

(Bu proje gerçekleşti. Bansky gerçekten de bir sigara markasının amblemini kullandı.)