Her Şey Ve Herkes Yeniden Doğar Mı?

Yeniden yapımların kimi yüzleri güldürüyor kimi de “Buna gerçekten gerek var mıydı?” Sorusunu sorduruyor. Her gün bir başka yeniden yapım duyuruldukça, ister istemez bu büyülü akımın arkasındakileri merak ediyoruz.

24 Mayıs 2022

Her Şey Ve Herkes Yeniden Doğar Mı?

Neden yeniden yapımlara bu kadar bağlıyız? Üretemiyor muyuz yoksa içimizdeki nostalji aşığına teslim mi oluyoruz? Sex and the City, Dexter, Gossip Girl, Matrix, Cowboy Bebop, Dune, The Many Saints of Newark… Bu listenin sonu yok. Tüm bu dizi ve filmleri bir arada görünce, başlangıçta akla pek de ortak özellikleri olduğu gelmiyor. Haklısınız. Türleri, hikayeleri, kadrolarıyla hepsi birbirinden apayrı yapımlar ama günümüz tüketim çağında hepsini aynı potada eriten birkaç kelime var. Remake, reboot, spinoff, sequel… Biz onlara kendi dilimizde kısaca “yeniden yapım” diyelim.

De Montfort Üniversitesi’nden film çalışmaları profesörü Matthew Jones, yeniden yapımların hayatımızdaki yerinin çok da yeni olmadığını, bu durumun sinemanın ilk günlerinden beri bir döngü halinde var olduğunu söylüyor. Ancak özellikle günümüzde yoğun bir şekilde yeniden yapım bombardımana maruz kaldığımızı belirtiyor ve işin ekonomisinin altını çiziyor. Daha önce sattığını bildiğiniz bir ürünü yeniden paketleyip satmak, elbette birçok stüdyo için finansal olarak cazip bir seçenek. Yani bu bir nevi, riski minimuma indirmek. Olaya seyirci tarafından bakarsak, yeni bir hedef kitle belirlemeye gerek yok, mevcut bir kitle zaten orada. Örneğin Friends gibi yayın tarihinden bugüne güncelliğini hiç yitirmemiş, internet çağında platformdan platforma gezmiş, replikleri dilden dile dolaşan bir dizinin ekibinin yeniden bir araya geleceği bir yapım, zaten çok güçlü bir iddiayla doğuyor: Herkes yıllardır dile getirmese bile bugünü bekliyor. Günün sonunda Rachel’ından Chandler’ına, onları yeniden bir arada görmek bizdeki nostalji duygusunu tetikliyor, hepimizin içini ısıtıyor. Friends: The Reunion, dört Emmy adaylığı alarak hem yapımcısı hem de biz seyirciler için doğru bir iş olduğunu da ispatlıyor. İstatistiklere bakınca yeniden yapım kavramını yalnızca olumsuz bir yerden ele almamak gerek. Birçok muhteşem eserin yeniden yapım olduğu gerçeği ortada: David Cronenberg’in The Fly’ı, Bradley Cooper ve Lady Gaga’lı ödüle doymayan A Star is Born ya da Coen’lerin True Grit’i… Bir yeniden yapımın, orijinal eseri yükseltme potansiyeli her zaman mevcut.

Tabii bu konuları konuşurken remake’in bile remake’ini yapmakta üstüne olmayan bir devden söz etmeden geçemeyiz: Disney. Elbette onların elini en güçlü kılan, uçsuz bucaksız arşivleri. Aslında Disney’in yıllar içinde geliştirdiği bir formülü bile var denebilir. 2021 yapımı Emma Stone’lu Cruella’yı ele alalım; bu film 1996 yapımı Glenn Close’lu 101 Dalmaçyalı’nın geçmiş hikayesi aslında, ki o film de aynı adlı çizgi filmin bir versiyonuydu. Bir tutam CGI, bir büyük yıldız isim ve günün sonunda Disney’in kasasına milyarlar getiren, tıkır tıkır çalışan bir formül. Ama bu öyle bir çağ ve yeniden yapımların cazibesi o denli büyük ki, Phoebe Waller-Bridge gibi “yeni” kelimesiyle, “orijinal” kavramıyla yan yana anmaktan kendimizi alıkoyamadığımız bir isim bile 2005 yapımı, Mr. & Mrs. Smith’i yeniden yaratma işine girişebiliyor. Ona kızamayız, neden kızalım ki? Marvel’ın onlarca devam filmi duyurduğu, X-Men’in sayısız versiyonunun çekildiği, Star Wars evreninin suyunun çeke çeke bitirilemediği günlerden geçiyoruz.

Bu tabloya baktığımızda şunu düşünüyoruz, her geçen gün daha da belirsizleşen hayatlarımızda, sahip olduğumuz gelecek kaygısıyla, belki de aşina olduğumuzun hasretiyle yanıyoruz. Ve Phoebe de Disney de Friends ekibi de bunun farkında. Güvenli alan kavramı hepimiz için geçerli, yalnızca sinemada film ya da Netflix’te bir dizi izlerken değil, ilişkilerimizde, iş yaşamımızda, günlük rutinlerimizde… O zincirleri kırmak kolay değil. Tanıdık hissi, hemhal olmak bizi o alanda tutuyor. Nostalji ve aşinalık hissinin en güncel örneklerinden Spider-Man: No Way Home’u ele alalım. Milyonlarca kişi, belki filmin hikayesinden bile bağımsız şekilde sırf üç nesil Spider-Man’i (Tobey Maguire, Andrew Garfield, Tom Holland) bir arada görebilmenin heyecanıyla filmi izledi. Üçlünün set fotoğrafları, aylardır sosyal medyada dolaşıp muhtemelen her hayranın yüzünde bir tebessüm uyandırıyor, meşhur üçlü Spider-Man meme’ini yaratmaları haber konusu oluyor ve tüm bunlar basit heyecanlardan ibaret değil. Konu dönüp dolaşıp en başta değindiğimiz maddeye geliyor: Sonuç olarak Spider-Man: No Way Home, an itibariyle tüm zamanların en çok hasılat yapan altıncı filmi.

Acaba müptelası olacağımız sıradaki yeniden yapımımız ne olacak? Bunu düşünedururken, belki gerçekten nostaljik zamanlara gitmek iyi gelebilir. 1990 yapımı Home Alone’u açıp oynat tuşuna basabiliriz ama Mark Twain’in “yeni fikir diye bir şey yoktur” sözü ve Christopher Booker’ın sadece yedi tür hikaye olduğunu söylemesi de bizi durup düşünmeye itmiyor değil. Geçtiğimiz yıllarda Marvel filmlerini eleştirdiği dönemde, New York Times’da yayınladığı yazısından bir alıntıyla Martin Scorsese, yeniden yapımları düşünürken aklımda dönüp duruyor. Dedikleri sanırım içten içe hislerime karşılık geliyor: “Son yirmi yılda, film işi her anlamda değişti. Ama en kaygı verici değişim, sinsice ve gecenin örtüsü altında gerçekleşti: Kademeli ve istikrarlı olarak riskin elenmesi. Bugün birçok film, anlık tüketim için kotarılmış mükemmel birer ürün. Birçoğu, yetenekli kişilerin bulunduğu ekipler tarafından iyi yapılmışlar. Fark etmez, sinema için esas olan bir şeyleri eksik: Bir sanatçının kendine özgü bakışının birleştiriciliği. Çünkü, elbette, özgün bir sanatçı, en riskli etmen.”

Çünkü, elbette, özgün bir sanatçı, en riskli etmen…

Bu yazı Bahar 2022 sayısında yayınlanmıştır. 

 GQ TÜRKİYE BAHAR 2022Burak Deniz Kapak