Aramazsan arama yar

“O aramazsa ben bir daha aramayacağım”, belki de dünyada insanların en çok kendilerine verip tutamadıkları söz olabilir. Oysa birkaç gün önce “asla”lar, “bu sefer kesin”ler havada uçuşuyordu. Peki ne oldu da bu yüksek kararlı duruşunuzdan ödün verip yine dayanamayarak, son derece tripli sesinizle onu aradınız?

03 Ekim 2017

Aramazsan arama yar
  1. İSTATİSTİKLER

Bir kadını 217 kez aradıysanız ve o sizi sadece üç kere, o da sizin cevapsız çağrılarınızı görüp aradıysa, sizin hâlâ umutlu olmanız, istatistik biliminin bir konusu olmaktan çıkıyor aslında. Tabii hormonlarınız sizi “Bu ay tam 220 kere konuştunuz, sanırım senden hoşlanıyor” şeklinde gaza getiriyor ama emin olun, o hormonlar arkanızdan adrenalinlerle “Ya kızın gözü başkasında, ben muhabbet olsun diye bu garibi fişekliyorum” gibi çirkin çirkin muhabbet ediyorlar. Böyle durumlarda sayılar bizi çok doğru bir yöne götürmesine rağmen çoğunlukla o götürecekleri yerden birkaç durak önce iniyoruz. İşin kötü yanı, “Ya hep ben arıyorum” derseniz de pinti gibi algılanma korkusu var. Ya arayıp “Ne oldu, hiç aramıyorsun” derse? En iyisi ben bir arayayım.

  1. AÇIKLIK POLİTİKASI

Bazen düşünüyorum da, insanların da kuyruğu olsaymış hiç şu durumlara düşmeyip böyle sorunlar yaşamazmışız. Salla kuyruğu, kız da sallarsa hop oldu işte. Ama bu yapısal eksiklik yüzünden birer dedektif gibi araştırmalar ve ipuçlarına boğuluyoruz, bizden hoşlanıp hoşlanmadıklarını anlamak için. Karşı tarafın “onu üzmek istemiyorum” endişesi yüzünden nice insanlar aylarca hatta yıllarca birer hayalin peşinde koşup durdular. Elbette yıllarca beklemesinin karşılığını alan Forrest Gump’lar da vardır aramızda ama çoğunluk öyle değil. Modern zamanlarda ne bir erkek Jenny’yi o kadar bekler, ne de bir kadın Forrest’a yaptığı gibi bu bekleyişi değerli bulup en azından hayatının sonunu ona verir. Kuyruksuz insancıklar olarak (eğer evrim geçirmezsek), dünyanın sonuna kadar bu dengesizliği yaşamak zorundayız.

  1. O KADAR DA DEĞİL

Aslında bu tek taraflı duygu karmaşasından arınmamız, genelde öyle büyük trajedilerle veya patlamalarla olmuyor. Bir sabah kalkıyorsunuz ve günlerdir sizi yatay eksene paralel tutan gribal bir hastalıktan kurtulmuş gibi sağlıklı ve dinlenmiş hissediyorsunuz. Belki de bu, biri için yapılabilecek her şeyi yapmış olmanın verdiği bir yeterlilik hissidir. Bu tükenmişlik birden hiç ummadığınız bir boşvermişliğe dönüşüyor. Siz diyemeseniz de bedeniniz ve ruhunuz “o kadar da değil” diyor. Bu saatten sonra onunla aynı isimde bir kadınla karşılaştığınızda veya her çalışında onu hatırlamaya şartlandığınız, o hiç de duygusal olmayan şarkıda aklınıza gelecek ve siz bir süre buna şaşıracaksınız. Elinizde kalan ona ait son duygunun şaşkınlık olması da ayrıca şaşırtıcı bir unsur.

  1. SON HAMLE

Düzenli olarak aradığınız bir kadını artık aramadığınızda, bunun karşı tarafta iki farklı reaksiyonu oluyor. Birincisi, kadının o ilgi tümseğinden aniden yuvarlanıp “Yahu bu beni niye aramıyor?” diyerek araması. Bu durumda erkekler genelde çok kötü bir oyunculuk sergiler. Zaten mutsuzken mutlu görünmeyi başarabilen bir adamsan en azından bir yardımcı oyuncu Oscar’ının potansiyel adayısın demektir. “İşte, iyi ya, iş güç” gibi en fazla iki heceli cümlelerimizle kadını iyice sıkıp aylardır beklediğimiz bu aramayı çarçur etmemiz kaçınılmaz. İkinci reaksiyon ise daha fena; “Oh be artık aramıyor” şeklinde bir rahatlama tabii ki bu tarafta çok daha kırıcı oluyor. İşin ilginç yanı bu cümleyi duymasak da biliyor olmak insana çok daha büyük bir ağırlık yüklüyor. Bu sessizlik uzarsa ve hayatımıza yeni biri girmezse olabilecek en kötü şey oluyor; devam filmi! Bu kadar berbat bir filme yatırım yapan kalbinize laf geçiremiyorsunuz ister istemez. “Ben ondan vazgeçemiyorum” geri dönüşü ve kaybolacak yeni haftalar, aylar...

 

Forrest Gump’ın hiçbir mektubuna cevap yazmayan Jenny’yi yıllarca beklemesinin aslında tek bir sebebi var; hayır aşk değil, o bir film...