Fotoğraf: Selçuk Danyıldız
Bazı futbolcular sahaya çıktığında oyunu hızlandırır. Bazıları oyunu güzelleştirir. Bazılarıysa daha nadir görülen bir şey yapar: Oyunun kalp atışını değiştirir. Çekim için geldiği GQ Türkiye stüdyolarında bu duyguyu onda hemen hissettik. Hakan Çalhanoğlu sakin ve sevecen tavırlarıyla ortamı bir anda ferahlattı.

Mannheim’da başlayan yolculuk Karlsruhe, Hamburg ve Leverkusen üzerinden Milano’ya uzandı, önce Milan, sonra Inter’de devam etti. İtalya’da yalnızca forma değiştirmedi, futbol kimliğini de dönüştürdü. Bir zamanların duran top ustası, uzun mesafe şutlarıyla tanınan 10 numarası bugün oyunu arkadan kuran, tempoyu belirleyen, takımın nefesini ayarlayan modern bir orta saha lideri.
Bu dönüşüm onun hayatındaki daha büyük bir metaforun da anahtarı: Gücün olgunlaşması. Hakan’ın sahadaki dinginliği de buradan geliyor. Top ayağına geldiğinde acele etmeyen, baskı altında paniklemeyen, kalabalığın içinden bir pas açısı bulan, penaltı noktasında ya da oyunun en sıkışık anında aynı sakinlikle duran bir oyuncu.

Ama Hakan’ı ilginç kılan yalnızca futbolu değil. Milano’da eşi ve ailesiyle kurduğu hayat, stile olan ilgisi, otomobillere duyduğu tutku, müzikle ve dansla kurduğu neşeli ilişki, güler yüzlü ama mesafesini bilen karakteriyle de modern futbolcunun başka bir portresini veriyor. Inter’in şampiyonluk kutlamalarında Michael Jackson’ın moonwalk’unu andıran dansıyla viral olması, sahadaki sert konsantrasyonunun ardında yaşayan oyunbaz ve ritmik tarafı görünür kıldı.
Bugün Türkiye, 24 yıl sonra Dünya Kupası heyecanına dönerken gözler kaptanın üzerinde. Hakan için bu yalnızca bir turnuva değil, çocukken ailesini gururlandırmak isteyen bir çocuğun yıllar sonra bir ülkenin hayalini sırtına alış biçimi. Bu röportajın kalbinde de tam olarak bu fikir var: Bir futbolcunun olgunluk çağı en hızlı koştuğu ya da en sert vurduğu dönemi değil, tüm zamanları kapsar. Bazen olgunluk oyunun içinde görünmeden her şeyi tutabilmek, bazen liderlik, bağırmadan duyulmak, bazen de güç, serinkanlı kalabilmek…

Çocukken en büyük hayalinin aileni gururlandırmak olduğunu söylemiştin. Mannheim’da başlayan hikayene bugün Dünya Kupası eşiğinden baktığında, çocukluğundaki Hakan’a neler söylemek isterdin?
Ona şunu söylerdim: İşler istediğin gibi gitmediğinde bile inanmaya devam et. Zor anlar, eleştiriler, sakatlıklar ve geriye düşüşler olacak ama bunların kim olduğunu değiştirmesine izin verme. Yolculuğun tadını çıkar, mütevazı kal, çok çalış ve sürece güven.
Kariyerinde Karlsruhe, Hamburg, Leverkusen, Milan ve Inter gibi çok farklı duraklar var. Geriye dönüp baktığında seni bugünkü Hakan yapan en önemli kırılma anı hangisiydi?
Kariyer yolculuğumun her bölümü benim için önemli bir rol oynadı. İtalya’ya transfer olmak, hem futbolcu hem de insan olarak gelişmemi sağlayan büyük bir adımdı. Bugün geriye baktığımda beni bugünkü noktaya getirenin, tek bir kırılma anının ötesinde yaşadığım tüm bu deneyimlerin toplamı olduğunu söyleyebilirim.

Eskiden daha çok duran toplar, uzun mesafe şutları ve 10 numara özelliklerinle anılıyordun. Bugün ise oyunu geriden kuran, tempoyu belirleyen çok daha olgun bir orta sahasın. Bu dönüşüm nasıl başladı?
Futbol uyum sağlamak ve gelişmek üzerine kurulu. Kariyerimin ilk dönemlerinde daha çok pozisyon üretmeye, gol atmaya ve final pasını vermeye odaklanıyordum. Tecrübe kazandıkça oyunu farklı okumaya başladım. Daha geride oynamak bana sahanın daha geniş bir bölümünü görme, ritmi kontrol etme ve takıma yeni şekillerde katkı verme imkanı sağladı. Bu doğal bir evrimdi ve oyunumun bu yönünü geliştirmekten gerçekten keyif aldım.
Sahada sert, kararlı ve rekabetçi görünürken, saha dışında daha güler yüzlü, ailesine düşkün ve sıcakkanlı bir Hakan var. Bu iki taraf birbirini nasıl dengeliyor? “Dingin Güç” senin için ne ifade ediyor?
Sahada çok rekabetçiyim ve her zaman kazanmak isterim. Saha dışında ise en yakınlarıyla vakit geçirmekten keyif alan bir aile insanıyım. Ailem bana güç veriyor, ayaklarımın yere basmasını ve yolun her aşamasında dengede kalmamı sağlıyor.
Benim için “Dingin Güç” koşullar iyi de zor da gitse her durumda soğukkanlı kalabilmeyi içeriyor. Gürültü yapmadan eylemlerinle liderlik etmek, her daim kendinden emin bir şekilde hareket ederken baskı altında kontrolü kaybetmemek anlamlarına da geliyor.

Milli takımda kaptan olmak yalnızca pazubandı takmak değil, genç oyunculara alan açmak, baskıyı taşımak ve soyunma odasının duygusunu yönetmek de demek. Seni zorlayan ve terleten anlarda bir takım kaptanı olarak serinkanlılığını nasıl koruyorsun?
Baskının en yüksek olduğu anlarda sakin kalabilmek tamamen odağı korumakla ilgili. Kaptan olarak benim soğukkanlılığımın tüm takımın saha içindeki duruşunu ve enerjisini doğrudan etkilediğini biliyorum. Hem saha içinde hem de soyunma odasında bu kontrolü ve serinkanlılığı sürdürmek zihinsel ve fiziksel bir hazırlık gerektiriyor. Maça odaklanmak, motivasyonumu artıran şarkılar dinlemek beni zihinsel olarak hazırlarken, fiziksel tarafta en büyük destekçilerimden biri, serinlik etkisini anında hissettiren yeni Rexona Thermocool.

Inter’de şampiyonluklar, Avrupa geceleri ve Milano derbileri yaşadın. Peki milli formayla Dünya Kupası’nda oynamak bambaşka bir duygu mu? Türkiye’nin 24 yıl sonra Dünya Kupası heyecanını yeniden tatması, kariyerinde nasıl bir yere oturuyor?
Kişinin ülkesini temsil etmesi her zaman çok özel bir duygu. Kulüp seviyesinde inanılmaz anlar yaşama şansım oldu ama Türk formasını giymek bambaşka bir his. Çünkü bütün bir ülkenin gururunu ve beklentisini taşıyorsun.
Türkiye’nin 24 yıl sonra yeniden Dünya Kupası heyecanının parçası olması, bu süreçte emeği geçen herkes için büyük bir başarı ve gurur kaynağı. Bu, kariyerimin kesinlikle en anlamlı bölümlerinden biri; yalnızca kişisel olarak benim için ifade ettiklerinden dolayı değil, taraftarlarımız ve Türk futbolu için taşıdığı anlamdan dolayı da.

Bir futbolcunun olgunluk çağı ne zaman başlar?
Bence bu her oyuncu için farklı. Ama bana göre bir futbolcunun olgunluk çağı yetenek, tecrübe ve mental olgunluk bir araya geldiğinde başlar. Gençken fiziksel özelliklerine daha çok güvenirsin, yaş aldıkça oyunu daha iyi anlar ve farklı durumları yönetmeyi öğrenirsin.
Milano senin için sadece bir futbol şehri değil, aynı zamanda stilin, tasarımın ve markaların merkezi. Stil hayatında ne kadar önemli?
Stil benim için her zaman önemli oldu çünkü insanın kişiliğini ifade etme biçimlerinden biri. Moda, tasarım ve yaratıcılık alanında tüm dünyada isminden söz ettiren Milano gibi bir şehirde yaşamak beni kesinlikle etkiledi ve stil anlayışımı geliştirmeme yardımcı oldu.
Rexona ile üç yıldır devam eden bir işbirliğiniz var. Dinamik, performans ve hareket odaklı olmak, aslında markayla paylaştığınız ortak yönler arasında. Bu süreçte Rexona ile nasıl bir bağ kurdun?
Rexona ile üç yıldır yan yanayız ve aramızda gerçekten çok doğal bir bağ oluştu. Saha içinde beni tanıyorsunuz, her zaman dinamik olmak, performansımı en üst düzeyde tutmak ve sürekli hareket etmek zorundayım. Rexona da tam olarak bunu, hareketi ve yüksek performansı savunuyor. Üstelik Dünya Kupası gibi dev bir organizasyonun sponsoru olarak futbola bu kadar büyük destek vermesi de bir futbolcu olarak benim için çok değerli.
En stresli, en yoğun maçlarda bile arkamda bu güvenceyi hissetmek, markanın beni asla yarı yolda bırakmayacağını bilmek aramızdaki bağı çok güçlendirdi. Sadece bir sponsorluk gibi değil, sahada benimle birlikte ter döken bir yol arkadaşı gibi görüyorum Rexona’yı. Ortak değerlerimiz bu kadar güçlü olunca, işbirliğimiz de samimi ve uzun soluklu bir hal aldı.
Otomobillere olan ilgini biliyoruz. Koleksiyonerlik tutkusu ne zaman başladı? Koleksiyonundaki en sevdiğin araba hangisi?
Otomobillere her zaman tutkum vardı. Kariyerim ilerledikçe çocukken hayalini kurduğum arabalara sahip olma şansını yakaladım. Tek bir favori seçmek zor çünkü her otomobilin kendine ait bir hikayesi ve karakteri var. Ama fırsat buldukça kullanmaktan özellikle keyif aldığım birkaç özel araba kesinlikle var.
Müzik ve dans sevgin, seni daha renkli bir futbolcu portresine taşıyor. Inter kutlamalarında yaptığın Michael Jackson moonwalk’unun bu kadar konuşulacağını tahmin etmiş miydin? Dünya Kupası’nda seni en çok hangi şarkı motive edecek?
Hayır, açıkçası bu kadar ilgi göreceğini beklemiyordum. Sadece eğlenceli bir andı. Müzik her zaman hayatımın önemli bir parçası oldu, rahatlamama, odaklanmama ve keyif almama yardımcı oluyor. Dünya Kupası söz konusu olduğunda ise mesele aslında tek bir şarkıdan çok, müziğin verdiği his. Büyük maçlardan önce bana enerji ve özgüven katan, en iyi performansımı ortaya koymak için doğru zihinsel durumu veren şarkılar dinlemeyi seviyorum.
2026 FIFA Dünya Kupası’nın resmi sponsorlarından Rexona’nın “Seni Asla Yarı Yolda Bırakmaz” motto’su seni de tanımlıyor gibi. Kaptan, baba, eş, abi, takım arkadaşı ve futbolcu olarak geride bırakmak istediğin imza nedir?
Bu motto benim hem saha içindeki hem de hayattaki duruşumu çok iyi özetliyor. Benim için güvenilirlik her şeyden önce gelir. Futbolcu ve kaptan olarak geride bırakmak istediğim miras sadece kupalar değil, en zor anlarda sorumluluktan kaçmayan, takımını ve ülkesini asla yarı yolda bırakmayan bir sporcu olarak hatırlanmak. Genç arkadaşlarıma da her zaman bu güveni aşılamaya çalışıyorum.
Saha dışında da durum aynı. İyi bir eş, çocuklarımın her anında yanlarında olan bir baba olmak... Yıllar sonra geriye bakıldığında, hayatın hiçbir alanında mücadeleden kaçmamış, sevdiklerine her an destek olmuş ve onları asla yarı yolda bırakmamış bir Hakan Çalhanoğlu mirası bırakmak en büyük hedefim.