İstanbullu Bond kızı

Bildiğiniz, gördüğünüz Bond kızlarından değil. Öpüşmeye, soyunmaya mesafeli. “Hayatımda verdiğim en iddialı pozlar” dediği kareler eşliğinde son Bond kızı Naomie Harris’i takdimimizdir.

27 Eylül 2012

İstanbullu Bond kızı

Her yeni Bond filminde, Bond kızının payına düşen sahneler, beklenen görevler aşağı yukarı belli: Eli silah tutacak, aksiyon sahnelerine bir tutam seksilik katacak, cazibesiyle arada iki erkeği birbirine düşürecek, kalan zamanda majesterilerine saygıda kusur etmeyecek.

Ama son Bond filmi Skyfall’un güzeli Naomie Harris, bildiğiniz Bond kızı formülüne pek uymuyor. Jamaika asıllı olması, sevişme sahnelerine mesafeli yaklaşması, fiziğiyle değil oyunculuğuyla tanınması, onun bildik kalıpları farklı bir forma dönüştürmesini sağlıyor. Kendisi de itiraf ediyor: “Kendimi hiç Bond kızı gibi görmedim, hissetmedim.”

Pek çok İngiliz aktris gibi Bond filmlerini izleyerek büyümesine rağmen, derin yırtmaçlar içinde yakışıklı ajanla yakın temasta hayal etmemiş kendisini.

Her ne kadar “Bond kızı olmanın en stresli tarafı, her zaman fit ve göz kamaştırıcı görünmek zorunda olman” dese de kalori hesabı yapan kadınlardan değil. “Asla hayır diyemeyeceğim tek şey yemek” sözünden de anlıyoruz ki salata didikleyen, elmayla beslenen aktrislerden değil.

Aksiyon sahnelerindeki gözü karalığı belli ki doğuştan, oyunculuk kumaşından. O silah kavramalar, kilometrelerce öteden nişan almalarsa dokuz aylık zorlu eğitim süreci sayesinde. Çektiği her mekiğin, attığı her kurşunun zorluğunu hâlâ hatırlarcasına, “Çekimler başlamadan iki ay önce ve çekimler süresince yedi ay, haftada beş gün, günde iki saat” diyor: “Hayatım boyunca herhangi bir sebeple tabi tutulduğum en sıkı eğitim süreciydi.”

BOND’UN TÜRKAN ŞORAY’I

Dili dışarıda, vücudu ağrı sızı içinde geçirdiği ilk günlerde, Bond kızına bürünmenin güçlüğünün de farkına varmış. Bu kadar zorlamasalar, böylesine fit bir fiziğe kavuşma niyeti olmadığını söylüyor açık açık. Seksi bir imaj, şuh bakışlar kariyeri boyunca üzerine kafa yorduğu, öncelik tanıdığı belki de en son şeyler. Aksine, çıplaklığa mesafeli. Colin Farrell ve Jamie Foxx’lu yeni nesil Miami Vice çekimlerinde çıplaklık içeren sahnelerde oynamayı reddetmiş, soyunma sevişme gibi meseleleri dublörüne devretmişti. Şoray kanunları az biraz Naomie için de geçerli: “Çıplaklıktan hoşlanmıyorum. Tavrım bu kadar net.” Filmine, rolüne, aktörüne bakmadan, gelecekteki muhtemel tüm sevişme sahnelerini keskin bir dille reddediyor: “Çıplaklıkla oynamak benim tarzım değil.”

Çırılçıplak kamera karşısına geçmeyi bırakın, askısı düşmüş, omzu ortada, cinselliğin ufak dozda arttığı sahnelerden bile hazzetmiyor. “Şu ana kadar hiçbir filmde soyunmadım, sevişmedim. Bundan sonra da böyle olacak” derken, uzun bir “Amaaaa”, hafif bir kahkahayla değişiyor hava: “Ciddi ciddi böyle konuşup bir sonraki filmde ta-taaam diyerek her yerimi açarmışım bir de...”

BİZİM YENGE KONTENJANI

Uzaktan, çok uzaktan da olsa her Türk kanı bulaşmış uluslararası şöhreti, araya İstanbul silueti sıkışmış her Hollywood yapımını bağrımıza basıp başarısından pay çıkarmamızın doğal uzantısı: Bir bölümü İstanbul ve Adana’da çekilen Skyfall da milli meselemize dönüşecek, Bond kızları “bizim yenge” kontenjanından sevilip sayılacak. Hatırlayın, Sultanahmet’teki çekimler, dünya basını için Kempinski’de yapılan basın toplantısı uzun süre Bond ekibiyle yatıp kalkmamıza vesile olmuştu.

Naomie’nin İstanbul’a dair heyecanı da hâlâ taze. Kırık dökük aksanlı “merhaba”lara, kebap methiyelerine karnımız tok. Açık açık, İstanbul’a dair sevdiği ve sevmediği üç şeyi sıralamasını isteyince, önce gevrek bir kahkaha patlatıyor. Derin bir nefes alıp biraz düşündükten sonra başlıyor sıralamaya: “En sevmediğim şey, kesinlikle trafikti. Yakın mesafedeki bir noktadan diğerine ulaşmak bile zaman, enerji ve sağlam sinir gerektiriyor.”

Sevdikleri arasında ilk sırada yeni ve eski dokunun akıllı ve zarif bir biçimde harmanlanması var. En büyülendiği iki yer de pek şaşırtmıyor: “Kempinski’deki basın toplantısının benim için ayrı bir anlamı var. Karakterinden çok etkilendim o otelin. Aynı zamanda hem elegan hem de romantik olabilen, hem tarihi durup hem de modern görünebilen bir yerde kariyerimin en önemli anlarını yaşadım. Bond’un aslında ne kadar büyük bir proje olduğunu ve yaptığım işin kariyerimi nasıl etkileyeceğini o toplantı günü fark etmiştim.” Diğer favori mekanı da Kapalıçarşı tabii: “Çekim ekibine ve yakın arkadaşlarıma hediyelik ıvır zıvır almam için şahane bir yerdi.”

SİNEKKAYDI TIRAŞ ONDAN SORULUR

Peki bir Bond kızı için hangi sahneler daha heyecan vericidir? Aksiyon sahneleri mi, yoksa 007 ile yakın temas mı? “Kesinlikle Daniel Craig’le karşılıklı sahnelerim” diyor heyecanını gizlemeden: “Aksiyon sahneleri fazla koşturmalı, fazla yorucu. Günün sonunda vücudunuz yorgunluktan çöküyor. Bond’la karşılıklı sahnelerse yormuyor, aksine eğlendiriyor.”

“Sarışından Bond mu olur?” polemiğini Casino Royale’de smokinini üzerine ilk kez geçirdiği sahneyle kökten kazımış Daniel Craig, Skyfall sonrası çekilecek iki Bond filmi için daha imza attı. Naomie’ye göre Craig, Bond olmak için doğmuş. Filmde karşılıklı oynadıkları sahnelerden onu en heyecanlarındanı, fragmandan da göz kırpan seksi sakal tıraşı anı. Bu sahne için bile günlerce eğitim almış: “Kesik atmadan, kanatmadan düzgün tıraş etmenin püf noktalarını öğrendim.” Yeni yeteneğini sevgilisiyle bir fanteziye dönüştürür mü? Gülerek, “Bond dışında bir daha hangi erkek kendisini tıraş etmem için bana güvenir bilemiyorum” diyor.

Video: Naomie Harris kapak çekimi özel kamera arkası görüntüleri

Röportajın devamı GQ Türkiye Ekim sayısında