Men of the Year En İyi Çıkış Yapan Müzisyen: Jabbar

Raf / Move On ile geçtiğimiz yazın en gözde hitlerinden birine imza atan Jabbar, hayatını müzik ve deniz arasında paylaştırmış. Hiç fena bir formül değil...

18 Ocak 2018

Men of the Year En İyi Çıkış Yapan Müzisyen: Jabbar

Jabbar, gözünde flaşörler çaktıran bir heyecanla, kesik kesik cümlelerle anlatıyor:

“Üzerine yakışan bir ceketi giydiğinde bile hissettiğin bir heyecan vardır... Ya da çok beğendiğin bir ayakkabıyı giyip de sana cuk diye olduğunu hissettiğin ilk ânı düşün mesela... Hani 41 buçuğunu bulmuşsun; o buçuk lazımmış sana ki tam oturmuş ayağına... Ayakkabının rengi güzel, dizaynı güzel, numarası da tastamam olmuş; oh! Dünya o gün senin için güzel bir yer...”

Röportajı GQ Türkiye’ye verdiği için stil metaforları kovalamanın derdinde değil. Neden bahsediyor dersiniz? Müzikten... Daha net ifade etmek gerekirse, canlı müzik performanslarının ona yaşattığı hissiyattan...

“Mutlu olmanın bin türlü yolu var; ben de verdiğim müziği insanların aldığını görünce mutlu oluyorum” diyor: “Müziği paylaşmayı seviyorum. Bir teyit arayışı var bende; tasdik bekleyen bir yanım var. Canlı performansta bu, vücut sallamaya dönüşüyor, dansa dönüşüyor, gülücüğe dönüşüyor... Biz, iletkeniz. Bu, sinerjik bir durum. Social glue (sosyal tutkal) diyorlar ya İngilizler; çok doğru bir tabir. Herkes aynı frekansta bir şekilde nötralize oluyor ya da aynı frekansa fırlıyor. Performanslarda şarkıları da ona göre seçiyorum. Tüylerimi diken diken etmiyorsa bir şarkı, ben onu çalmam zaten. Buçuklu ayakkabı gibi oturacak...”

Neden bahsettiğini biliyor, kıvamı iyi tutturuyor ki canlı performanslarının namı aldı yürüdü. DJ-Prodüktör Deeperise ile işbirliğine girdiği şarkısı ‘Raf’ ve şarkının İngilizce versiyonu ‘Move On’, geçtiğimiz yazın en büyük hitlerindendi. Spotify ve Apple Music gibi müzik platformlarında listelerin üst sıralarında yer aldı; her iki versiyonun şarkısı da klibi de sanal mecralarda olağanüstü ilgi gördü. İkiliye sahnelerini açmak için sıraya dizilen müzik kulüpleri de cabası...

Jabbar namıyla maruf Mücahit Turan, İzmir doğumlu; Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Filoloji'de okuduğu yıllardan beri hayatını müzikten ve denizden kazanıyor. Liseyi teknik lisede okuduğu için elektrikle, kablolamayla haşır neşir. İşin tekniğine genç yaştan gelen aşinalığı, ‘elini kirletmiş’ olması, yaptığı müziğe ‘çalıştığı yerden’ fayda sağlamış; stüdyo ortamında yabancılık çekmiyor.

18-01/18/jabbar-2.png

90'ların ikinci yarısından itibaren Brit-pop, reggae, hip hop, rock gibi birçok farklı tarzda projeye sesiyle ve gitarıyla dahil olduğu müzikal işlerin yanında hayatının olmazsa olmaz diğer kıymetlisi de deniz...

İskoçya, İngiltere, Hollanda, İspanya, Fransa gibi ülkelerde hem müzisyen hem de teknelerde denizci olarak çalıştığı yılların ardından, 2000'lerin başında, Marmaris'e yerleşmeye karar vermesi, orada yelkenci bir çevreyle haşır neşir olması, yarışlara katılmaya başlaması, hayatında önemli bir makas...

Deniz ve müziğin çok enteresan insanlarla bir araya gelmeye vesile olduğunu anlatıyor. “Başka bir kader birliği esasında” diyor: “Hayatta yan yana gelemeyeceğin bir insanla sadece müzikal olarak çok yüksek bir şekilde anlaşabildiğin için bir araya gelip çok başka bir şey üretebiliyorsun. Yelkende de onu hissetmişimdir. Orada da bir takım işi var. Dümencisi var, cenova trimcisi var, ana yelkencisi var; herkesin yaptığı bir iş, üzerine biçilen bir görev var. Bu görev bilinciyle finalde hizmet ettiğin, senden benden daha büyük bir şey var. Bir şeyi hareket ettirmeye çalışıyorsun hep beraber; çok değerli bir grup aktivitesi.”

Öyle bir kıyıdan komşu kıyıya sevimli seyahatlerden söz etmiyoruz. Marmaris'ten çıkıp yelkenliyle iki buçuk ayda Karayipler'e gitmiş biri bahis konusu.

“Hayati bir tecrübe oldu benim için” diye anıyor o seyahati: “Cidden hayata bakışımı değiştirmiştir yelken. O yolculuk, Dünya'nın ne kadar büyük olduğunu gösterdi bana. Cesaret, sabır, sebat; çok değerli şeyler... Bir şeyi olduramadığın zaman kahrolmadan denemeye devam etmenin ne kadar gerekli olduğunu gösterdi. Herkes hata yapabiliyor. Bir şeyi ilk seferde beceremeyebiliyorsun. Ama vazgeçmediğin, güçlü kaldığın, sebat ettiğin durumda, bir şekilde güneş yeniden doğuyor. Açık denizde bunu çırılçıplak görüyorsun.”

Teknelerde çalışıp Avrupa'nın çeşitli yerlerini dolaştığı yıllarda müzik hep hayatında olmuş elbet. Sonunda Marmaris'e döndüğünde bir grup kurmuş: “Esasında Jabbar bir grup... Onur Şanlı diye çok sevdiğim bir arkadaşım var, onunla beraber... Orada lokal mekanlarda müzik yapıyoruz; ben aynı zamanda yarışlara katılabiliyorum, bisikletime binebiliyorum. Böyle iki-üç senelik güzel bir periyodumuz oldu. Birkaç sene önce, Tolga diye, yine çok sevdiğim bir arkadaşım beni Deeperise'la, nam-ı diğer Mesut'la (Yılmaz) tanıştırdı. Bir şarkıyla tanıştık ama birliği kolay kolay yıkılmaz bir şey oluştu ikimizin arasında. Gönlümüz geçti birbirimize yani... ‘Raf’ diye bir şarkım  vardı işte; bir yerde duruyordu şarkı zaten. Deeprise'ın dokunuşuyla bambaşka bir boyut kazandı hikâye. İşin tadını çıkarmaya çalışıyorum şu anda.”

‘Raf'ın ve ‘Move On'un tuhaf bir durumu var. Bir şarkının orijinali hangi dildeyse, bir başka dilden uyarlaması, şöyle ya da böyle cover tınısı taşır. Halbuki ‘Raf’ da ‘Move On’ da müstakil, orijinal şarkılar gibi geliyor kulağa. Bunu Jabbar'a söyleyince; “Ben ona hissiyatın tercümesi diyorum” diyor: “Bir şarkıyı İngilizce'ye çevirmek, motamot çeviriyle olmaz ki... ‘Keskin sirke küpüne zarar’ deyişini İngilizce'ye çevirdiğim zaman ne ifade edecek ki yani? ‘Kendini fazla üzme’ derim ben onun yerine; sakin ol, derim... Raf zaten sözleri bağlamında da kendi içinde bir dilemması olan, iki farklı kişilik içeren bir şarkı. İlk bölümde kendi başına yolunu arayan aşık bir adam, ikinci kısmında 'Bulursun ararsan hata' ile başlayan, gün yeniden doğar, bazı şeyleri çok fazla umursama, diyen bir tavır var... ‘Move On’, o dilemmayı da tercüme etmekle ilgili bir şeydi biraz.”

Buradan nereye gidilir, zaman kendi dilinde tercüme ederek gösterecek.

“Deniz kültürü, hayat boyu öğrenilen bir şey esasında; hiç bitmeyen bir şey” diyor: “Ben denizi öğrendim dediğin gün, bumbayı yersin kafana... Hayatın total bir tercümesi diyebiliriz; sürekli sabit durmayan bir şeyin üzerinde bir şeyler yapmaya çalışıyorsun. Hep tetikte olmak zorundasın. Kafanda hep bir plan olmalı. Böyle böyle bir tür hayatta kalma becerisi de geliştiriyorsu. Eğlenceli olduğu kadar öğretici de...”