Men of the Year Yılın Yükselen Oyuncusu: Burak Deniz

Çok uzak değil, daha 2011 yılında hayatımıza giren ama oynadığı her rolde hem kendini hem beklentileri aşmayı alışkanlık haline getirmiş bir adam var karşımızda. ‘Yılın Yükselen Oyuncusu’ dediğimizde aklımıza Burak Deniz’den başkasının gelmemesinin nedeni de bu olsa gerek...

19 Ocak 2018

Men of the Year Yılın Yükselen Oyuncusu: Burak Deniz

Bu sayfalarda gördüğünüz çekimin yapıldığı stüdyoya ilk adım attığımda kendimi, ‘Yüzüklerin Efendisi’ndeki tatlı Hobbit köyü Shire’daymışım gibi hissettim dersem, sanırım herkes biraz şaşırır. Olayın sebebi aslında, o sırada makyajı yapılan Burak’ın taşınabilir hoparlöründen yayılan müzik: Burak, kimsenin setlerde hatta günlük hayatında bile dinlemeye pek alışık olmadığı Irish folk müziğini bangır bangır dinlerken o kadar keyifli ki! Setten çıkıp Uludağ’a çekime gideceği için ayağına geçirdiği devasa kar botlarıyla devamlı müziğe tempo tutan bu adamı görünce insan, etrafına yaydığı enerjiye hayran olmadan geçemiyor.

2017’ye adını git gide daha da büyük fontlarla yazdıran Burak, bundan yaklaşık beş sene önce bir lise öğrencisini oynadığı Onur rolüyle dikkatimizi çekti. ‘Kaçak’ dizisinde o kadar başarılıydı ki dönemin fenomeni ‘Medcezir’e Aras olarak katıldığında genç kızlar ekran başından kalkamaz oldu. ‘Tatlı Küçük Yalancılar’da Toprak, ‘Gecenin Kraliçesi’nde Mert, ‘Aşk Laftan Anlamaz’da Murat derken, Burak’ın her karaktere nasıl kolay uyum sağlayıp kendini ne kadar hızlı geliştirebildiğini gördük.

Bir oyuncuyu zirveye taşıyan özelliklerin “Disiplin, çok çalışmak ve odaklanmak” olduğunu düşünmesi de insanı doğal olarak şaşırtmıyor. Kısa sayılabilecek bir zamanda bu kadar ünlü olmasına rağmen egolarından arınmış, en doğal haliyle duran bir adam var karşımızda. Bir idolü yok ama izlemeyi sevdiği isimlerin başında İspanyol oyuncu Gael Garcia Bernal ve Christian Bale geliyor. Bale’in oyunculuğundan bahsederken gözleri parlıyor. “Hem oyunculuğu hem de hakkında okuduklarımdan bildiğim kadarıyla role hazırlanırken girdiği disiplin inanılmaz” diye başlıyor açıklamaya.

“Oyunculukta ruhu parçalama, kendin olmaktan çıkma süreci beni çok etkiliyor. 70-80 senelik bir ömrün var ve bence önemli olan kendini neye adayacağın. Bir amaç uğruna inandığın şeylerin içerisinde yer almak ve kendini buna adamak benim için olmazsa olmaz.”

Kendini adamak deyince son dizisi ‘Bizim Hikâye’den ve Instagram’da “Hayatımın en önemli anlarından biri” diye yazdığı ilk filmi ‘Arada’dan açıyorum konuyu. Her iki rol de farklı açılardan yeni birer sınav olmuş Burak için. “Dizide, hali hazırda yapılmış bir şeyi tekrar benzer bir şekilde yapıyor olmanın riskleri var. Karakteri daha önce yapılandan farklı bir duyguya sokmak zor iş ama zorlanma bana büyük keyif veriyor” derken her hareketinden anlaşılıyor projeyi ne kadar heyecanla sürdürdüğü. ‘Arada’ filmi söz konusu olduğunda ise akan sular duruyor adeta. Punk bir genç adamı canlandırdığı filmden bahsederken “Bir anda hiç bilmediğim, hiç bulunmadığım bir ortama ve enerjiye girdim” diye başlıyor. “Filmdeki konser sahnesinde o kadar güzel bir enerji hissettim ki gerçekten kendimi kaybettiğimi hatırlıyorum, benim için büyülü bir andı. Sinemanın gücü de burada bence, dizideki gibi net bir repliğe konsantre olup onu söylemekten daha fazlası var burada, kendini kaptırıp bambaşka bir performans yaratabiliyorsun.”

‘Arada’nın bir özelliği de sevgilisi Büşra’yla birlikte oynamaları. “Zaten sevgililer, rol yapmaları çok daha kolay olmuştur” diye düşünseniz de Burak, birçok profesyonele taş çıkartacak bir tavırla “Sete girdiğimiz andan itibaren ikimiz de rol arkadaşıyız ve birer oyuncuyuz. Kendi aşkımızı değil, oynadığımız karakterlerin aşkını yaşıyoruz o sahnelerde. Ön planda biz yokuz film var” diyerek ters köşeye yatırıyor. “Başarıya bu kadar hızla tırmanan bir adamın gelecek seneler için hedefleri nedir” dediğimde, yine şaşırtarak sözü yenmek istediği yükseklik korkusundan açıyor. “Peki ya kariyer?” diyorum; “Bugüne kadar her şey hesapladığımız gibi mi gitti? Hayır. Hayat sana ne getiriyorsa sen getirdikleri arasından bir şeyler seçiyorsun ya da ona yoğunlaşıyorsun, o yüzden zaman gösterecek. Ama şu an hayatımdan çok memnunum” cevabını yapıştırıyor.

Oyunculuğa nasıl başladığını sorduğumda durumu, “Çok fazla tiyatroya ve sinemaya giderdim, oyunculukta biraz gözüm vardı ama bu yolda ilerlemek için bir plan yapmamıştım. İstanbul’a geldim ve menajerimle tanıştım. Her şey bir anda oldu” diye anlatan bir sanat tarihi mezunu var karşımda. Tatili bir günden fazlaysa en yakın erkek arkadaşlarıyla şehirden uzak, kimsenin bilmediği yerlere kaçıp kafa dinlemeyi seven, sokakta sevgilisiyle el ele, rahat rahat gezen bir adam… ‘Şöhretle başa çıkmak’ diye bir konsept olduğunu düşünmüyor. Peki kırmızı halıda giyeceği smokinin içerisinde poz verirken de bu kadar rahat olabilecek mi? Sadece yarım saatlik kısa bir sohbetten sonra bile cevabın evet olduğundan hiç şüphem yok…