Ortadan kaybolma sanatı

Dünya çapındaki en büyük sürek avlarından biri Haziran'da yaşandı. ABD’nin ayıplı istihbari kayıtlarını cümle âlemle paylaşan genç bilgisayar teknisyeni Edward Snowden’ı, ajanlar çok uğraşsa da yakalayamadı. Yani Hollywood filmleri boşa değil, bu düzeyde bile istihbarat servislerinden kaçmak mümkün. Bunu biz demiyoruz, bu alanın en büyük sanatçısı Frank Ahearn söylüyor: Sırra nasıl kadem basılır öğrenmek isteyenler buyursun ama şeytana uymasın!

31 Temmuz 2013

Ortadan kaybolma sanatı

Frank Ahearn cumartesi öğleden sonraları kitabevlerinde dolaşmayı seviyor. İş yaşamı ve finans kitaplarının durduğu bölüme gidip okurları inceliyor. En hoşuna giden müşteriler, offshore bankacılık ve hisse transferi kitaplarına bakanlar. Onların arasında en iyileri de gelecekte bir şekilde izlerini kaybettirmek isteyenler. Kitaplara baktıkları anda hayaller âlemine dalıyorlar. Uzak bir kumsaldaki bir kulübede (derme çatma değil elbette, yeterince konforlu ve donanımlı), bütün dert ve sorumluluklardan azade, bir offshore hesabının garantisinde, vergisiz, sıkıntısız bir hayat. Ahearn böylelerini bir görüşte tanıyor. Çünkü işi bu. O, yeterince istekliyseniz, sizi tam da bu hayata kavuşturacak adam.

Eski iş tanımı biraz daha değişikti. Ahearn bir zamanlar o uzak kumsallara kaçanları enseleyip, gerisin geri evvelki sorumluluk (ve ceza) çarkının içine atıyordu. Ama artık şartlar farklı. Üstelik o, bu değişikliği yine bir kitapçıda anladı. Bir gün, offshore bankacılık ve iz kaybettirme üzerine kitap alan (bu ikincisinden o kadar çok var ki) bir müşteriye gözü takıldı. Adam alışverişte kredi kartını kullanmıştı. Ahearn adamı yolundan çevirdi ve küçük bir sohbete başladılar. Kahramanımız, ona kredi kartını kullandığında kendisini şıp diye bulacağını anlattığında, adam gerçekten de kaçmak istediğini söyleyip yardım istedi. Bir şirketin yolsuzluklarını açık etmiş gönüllü bir muhbirdi ve ortadan kaybolması gerekiyordu. Bu istek Ahearn’ün aklına yattı. Ardından da iş tanımını tam aksi yönde değiştirdi.

Biraz ön bilgi verelim. Ahearn yaklaşık 20 yıl boyunca bir “iz sürücü” olarak çalıştı. Bir şekilde göz önünden kaybolan insanları arayıp bulmakta uzmanlaşmıştı. Tahmin edersiniz, böyle özel bir bilginin sadece gölgeler arasında değil, gerçek hayatta, Amazon’un çoksatan listelerinde de karşılığı var. 2010’da yayınlanan How to Disappear (Nasıl Ortadan Kaybolmalı) isimli kitabı yazmak onun için zor değildi. Senelerdir ne yapıyorsa onu anlattı. Daha doğrusu, kendini unutturmak isteyenlere, onun gibi bir uzmanı nasıl durdurabileceklerini tarif etti (Açık yürekli bir adam Ahearn, hangi koşullarda durdurulamayacağını da kulaklara fısıldıyor).

Olaylar gelişiyor tabii. Ahearn geçen mayısta çıkardığı Digital Hit Man (Dijital Tetikçi) ile bir adım ileri gitti. Artık önerileri sadece savunmaya yönelik değil. Gerekirse ofansta da çoğalın, kendinizi savunmak için beklemeyin, diyor. Sizi takip edenleri nasıl aldatacaksınız, dijital ayak izlerinizi nasıl sileceksiniz ve bunların yerine sahte ayak izlerini nasıl bırakacaksınız; her şeyi bir bir anlatmış. Dahası, malum internet devrindeyiz, geçmişinizin unutmak istediğiniz sayfaları (misal, ah o açık saçık görüntüler, o ileri geri konuşmalar) sanal âlemde açılırsa, taktiğinizi nasıl belirleyeceğinizi de öğretiyor.

En çok aranan adam nasıl kaçacak?

Kendisini artık son kitabının ismi gibi, bir “dijital tetikçi” olarak tanımlıyor Ahearn. İddiasına göre, bu devirde bile, gerçekten istediği takdirde kendini unutturamayacak, ortadan kaybolamayacak birisi yok. Eh, böyle bir iddianın ispatı ancak macera filmlerinde yapılır derken, beklenen fırsat gerçek hayatta beliriverdi. Zamanlama, Ahearn ölçeğinde bile kusursuzdu. Kitabın yayınlanmasının hemen ardından, haziranın başından itibaren bütün dünya bir tek adamı, Edward Snowden’i aramaya başladı.

Şimdi bir küçük makas değiştirip araya Snowden parçası atalım. 9 Haziran’da, ABD’nin istihbarat işlerine teknik destek veren Booz Allen isimli özel şirketten 29 yaşındaki bir bilgisayar teknisyeni ortaya çıktı ve Amerikan Milli Güvenlik Ajansı’nın (NSA) ne boyutlarda bir telefon dinlemesi yaptığını, internetteki trafiğe ne ölçüde hakim olduğunu bir bir anlattı. Ne boyutlarda? Ne ölçüde? Aklınıza gelen neredeyse her boyutta, her ölçüde... Snowden bütün bunları anlatmakla kalmadı, Hawaii’deki bir NSA tesisinde Booz Allen adına çalışırken edindiği belgeleri de sızdırdı.

Devamını biliyorsunuz; AB karıştı, ABD karıştı, çarşı karıştı... Sinir katsayısı yüksek diplomatik telefonlar Atlantik’in iki yakasında gidip gelirken, Snowden kaçıyordu. Amerikan devletinin de eli armut toplamıyor elbette; bütün bir istihbarat teşkilatı, tam da filmlerde gördüğümüz bir çabayla bu genç adamı kovaladı. Ama onlar daha sonuç alamadan, Snowden’in kendisi ortaya çıkmayı tercih etti. Önce Hong Kong’taydı, sonra birden Moskova’da boy gösterdi. Ekvador’a mı, Venezuela’yı mı gidecek derken, Moskova Havaalanı’nda yaşamaya devam etti. Şimdi de kendisini kabul edecek bir ülkeye sığınmak istiyor.

Amerikan ajanları bu takipte çaresiz kaldı. Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales’i Moskova’dan ülkesine taşıyan uçak bile, diplomatik kriz çıkarma pahasına, “bir yolcu koltuğunda da belki Snowden oturuyordur” zannıyla indirildi. Yine de sonuç yok. Snowden’i Moskova’ya kadar takip edemeyenler, muhtemelen devamını da getiremeyecek.

Snowden’in fotoğrafını burada donduralım ve yeniden Ahearn’e bağlanalım. Bütün bir istihbarat teşkilatının var gücüyle aradığı adam ortadan kaybolabilir mi? Uzmanımızın cevabı, evet. Yapabilirdi. Ama yapmadı, ortaya çıktı. Ahearn bu yüzden Snowden’e “otur, sıfır” diyor: “Bir planı yoktu. Sadece harekete geçti ve koşmaya başladı. Şimdi sığınma istiyor ama sorun şu ki, sığınacağınız bir ülkeye her zaman güvenemezsiniz. Ben olsaydım, sistemden tümüyle çıkıp sonsuza dek ortadan kaybolurdum.”

“Yani artık tren kaçtı mı Snowden için?” diye soruyorum. “Evet ama bir küçücük opsiyonu kaldı” diyor: “Halen kaçabilir ama artık Julian Assange denli tanınır bir yüze ve isme sahip olduğundan çok zorlanır. Radara yakalanmadan yaşaması için tek yöntem, AB tarzı bir ülkeden yeni bir kimlik alması. Başka kimlik şart. Örneğin İzlanda veya Venezuela gibi bir yerden kendi ismine pasaport çıkarırsa, orada kilitli kalacak. O pasaportla asla seyahat edemez.”

Haberin devamı GQ Türkiye Ağustos sayısında ve iPad edisyonunda