Men of The Year'da Dexter terörü

GQ'nun Yılın Uluslararası Şöhreti seçtiği Michael C. Hall ödülünü almak üzere yarın düzenlenecek Men of The Year Ödül töreni için İstanbul'da.

31 Ekim 2012

Men of The Year'da Dexter terörü

Aylardır beklenen Men of the Year'ın galipleri belli olsa da GQ Türkiye'nin 13 Kasım'da Hasköy İplik Fabrikası'nda gerçekleştireceği büyüleyici ödül töreninin heyecanı hız kesmeden devam ediyor. Chivas sponsorluğunda gerçekleşecek gecenin en büyük sürprizi ise kuşkusuz CNBC-e ekranlarında ailemizin seri katili Dexter'ı canlandıran Michael C. Hall... Yılın Uluslararası Şöhreti seçilen Hall, ödülünü almak için gecede hazır bulunacak. Ünlü oyuncuyu daha yakından tanımak isteyenler ise GQ Türkiye Kasım sayısında yer alan özel röportaja ve fotoğraflara bakabilirler:

40 yıllık yaşamına uzun soluklu iki televizyon dizisi (Dexter ve Six Feet Under), iki aktrisle kısa süreli iki evlilik (Amy Spanger ve Jennifer Carpenter) ve sayısız Hollywood filmiyle Broadway oyunu sığdırmış Michael C. Hall karşınızda. 

Los Angeles’da güneşli bir pazar öğleni. Michael’ın setlere koşturmadan, toplantılarla boğuşmadan geçirdiği nadir günlerden. Kendine kallavi bir ton balıklı sandviç hazırlamış, The Simpsons’ın en sevdiği bölümünü açmışken, çok uzaklardan gelen bir telefon pazar rehavetine sekte vuruyor. Uzun uzun Türkiye’yle konuşmasının sebebi malum, GQ Türkiye’den gelen Yılın Uluslararası Şöhreti ödülü. Bu yıl başına gelen en iyi ve en kötü şeylere bakılırsa, ödülün ona gitmesi gayet yerinde bir seçim: “2012 daha iyi bir yıl olamazdı benim için. Bir yandan Dexter’ın yedinci sezonu devam ediyor. Son sezon, öncekilerden daha iyi eleştiriler aldı. Diğer yandan, son sinema filmim Kill Your Darlings’in çekimleri bitti. Bir de ev taşıma telaşı var.”

Satır aralarını açacak olursak... Michael’ın son filmi Kill Your Darlings, Beat kuşağının mühim şairleri Allen Ginsberg, Jack Kerouac ve William Burroughs’un da karıştığı bir cinayeti konu alan, biyografik tatta bir film. Çekimler sebebiyle bütün yazı Daniel Radcliffe ve David Cross’la beraber New York sokaklarında volta atarak geçirdi. Yeni eve taşınmasıysa Hollywood’da en az yeni filmi kadar yaygara koparmış durumda. Aynı zamanda Dexter’dan rol arkadaşı olan ikinci eşi Jennifer Carpenter’la yaşadıkları 1930’lardan kalma İspanyol stili evini yaklaşık 2 milyon dolara satışa çıkardı: “O evde güzel anılarım oldu. Şimdi yeni yaşamın yeni bir eve ihtiyacı var.”

Yeni yaşamın deşifresi biten evlilik, atlatılan bir kanser ve yeni başlayan bir ilişkiden ibaret. Yeni sevgilisi Kanadalı bir kitap eleştirmeni olan Morgan Macgregor. İlk kez birkaç ay evvel Emmy gecesinde el ele görüntülendiler, henüz cicim aylarındalar. Morgan, şablon şablon Hollywood kadınlarından değil. Hobileri arasında açık alanda makyaj yapmak, bol bol latte içmek; gelecek planları arasında bir cinayet romanı yazmak ve Dead or Alive adında bir kitabevi açmak var. Dexter’ın bu planlarda ne kadar etkin olduğu meçhul.

Onun ödülü kime?

Uluslararası arenada bizim ödülümüz ona. Peki onun yılın uluslararası erkeği ödülü kime giderdi? Lafa “Kendime vermeyeceğim kesin” gibi tevazuyla girip, ödül için ayrı telden, ayrı dünyalardan iki aday sıralıyor: Yazar Salman Rüşdi ve uzaydan dünyaya atlamış paraşütçü Felix Baumgartner. Gerekçeleri sağlam: “Felix dünya üzerindeki en cesur insan. Salman Rüşdi ise firarda olduğu yılları Joseph Anton kitabında tüm şeffaflığıyla anlatacak cesarete sahip bir yazar. Son zamanlarda en etkilendiğim kitaplardan biri oldu Joseph Anton.”

Ödülünü almak üzere yapacağı İstanbul ziyaretini ufak çaplı bir tatile dönüştürme niyetinde. Yakın arkadaşlarından topladığı adresler, şimdiden bir kenarda yazılı: “İstanbul’u ilk kez göreceğim. Etraftan duyduğum kadarıyla beklenmedik sürprizlerle doluymuş şehriniz. Bakalım...”

Rol aşkına takipçi

Dexter’ı ilk görüşünüz, tanıtım posterindeki, üstüne başına sıçramış kan lekelerine rağmen yüzünde bebek tebessümü taşıdığı pozla olmuş olabilir. Dexter’ın en sevilen seri katil sıfatıyla kısa sürede uluslararası şöhrete kavuşması karşısında Hall da şaşkın: “Dexter’ın sadece belli bir kitle tarafından sahiplenilmiş kült bir figüre dönüşeceğini sanırdım. Bu kadar geniş kitlelere ulaşması gerçekten sürpriz oldu.”

Yeni sezona dair kritiklere bakılırsa, Dexter asıl şimdi başlıyor. Yedi yıldır canlandırdığı karaktere alışması, pek kolay olmamış: “Dexter’ın ruh halini anlamak için ilk zamanlarda New York sokaklarında rastgele gözüme kestirdiğim insanları takip etmeye başladım gizli gizli. İlginç olan, New York gibi kalabalık bir şehirde tanımadığınız birinin saatlerce peşine takılmak sandığımdan çok kolay bir işmiş.”

Elleri kanlı görmeye alıştığımız Dexter’ın siciliyse hayli kabarık: “Hatırladığım kadarıyla öldürdüğü kişi sayısı 70’i geçti. Bunlardan 30’a yakınını çekmişizdir. Onlar da çekilmesi en zevkli sahnelerdendi.” Gündüzleri kan sıçrama örnekleri analizcisi olarak çalışan, geceleri seri katilleri öldüren bir seri katile dönüşen Dexter’dan öğrendiği çok şey var: “Onun sayesinde nasıl daha soğukkanlı, daha fazla risk alarak ve daha ince hesaplı davranılacağını öğrendim.”

Hayalindeki kusursuz buluşma

Michael, safkan bir Los Angeles adamı olmasına rağmen Hollywood insanlarıyla takılmayı pek sevmiyor. “Birlikte en sık vakit geçirdiği ünlü oyuncu” sorusuna vereceği bir yanıt yok mesela. Los Angeles’ı bu kadar sevmesi içinse sebep çok: “En havalı kulüplerin, sıcak partilerin ortalıkta değil, kuytu köşede olma halini seviyorum. Doğru insana, doğru mekana ulaşmanız için biraz tırmalamanız gerekiyor ki, bu da ulaştığınızı daha değerli kılan bir süreç.”

Michael da “yalnızca” belgesel izleyenlerden: “Bir de FX kanalındaki Louie: “TV karşısında Dexter’dan çok Louie seyrediyor olabilirim” diyor. Favori televizyon karakteriyse Homer Simpson: “Hollywood’da takılmak isteyeceğim kişiyi buldum sanırım: Homer. Bira içer, bowling oynar, eve dönüş yolunda kutu kutu donut alırdık.”

Michael’ın kusursuz randevusunu dinlediniz. Sırada en kötü randevusuna dair hikayeleri var. Hatırlayabildiği kadarıyla: “Gerçekten de kötüydü. Önce yemeğe, sonra sinemaya gideriz diye düşünmüştüm. Yemekte her şey güzeldi fakat film seçiminde ufak bir hata yapmış olabilirim. Tamam, kabul ediyorum; ilk buluşma için Trainspotting kötü bir seçimdi. Kız salonun orta yerine kusmaya başlayınca hatanın büyüklüğünü fark ettim.” Hayır, kızı bir daha görmemiş. Evet, Trainspotting her daim favori filmleri arasında.

Röportajın devamı GQ Türkiye Kasım sayısında