Fazlasıyla naif bir sert adam

Yakışıklı, başarılı, alaylı ve Adanalı. Sanat yönetmeni amcası sayesinde çocukluğundan beri tiyatronun içinde yaşayan Caner Cindoruk’la, altı yıl önce geldiği İstanbul’daki hayatını, dizi setlerinin görünmeyen taraflarını ve hepsi sanat bağlantılı uğraşlarını konuştuk.

14 Ocak 2014

Fazlasıyla naif bir sert adam

Hayatım boyunca hep sert köşelerim, yıkılamayacağını düşündüğüm duvarlarım oldu. Spor spikerliğinden başka bir alana kaymayacağımı düşünürken öyle evrelerden geçtim ki kendimi Zor İşler’in içinde buldum. Ama koşulların insanı herhangi bir yere sürükleyeceğini idrak edebilmem için bir duvarımı daha yıkmam gerekiyormuş.

Bundan önce defalarca söylediğim “Asla oyunculuk yapmayacağım çünkü ben yönümü televizyondan yana seçtim” beyanatlarım şimdi balon oldu, uçtu. İyi ki de uçtu çünkü bu tecrübe beni, zaman zaman kaybolduğumu hissettiğim koşullarımdan başka hayatlara uçurdu. Oyunculuğu bugünlerde Kanal D’de başlayacak olan Ne Diyosuun dizisinde deneyimliyorum.

GQ’da bu söyleşilere başlamamın nedenlerinden biri de insanları daha yakından tanıma ve onların aslında bilinmeyen yönlerini ortaya çıkarma isteğiydi. Bu ayki konuğum Star TV’nin sevilen dizisi Aramızda Kalsın’ın Civan’ı Caner Cindoruk.

Oyunculuğa yeni başlamış bir televizyoncu olarak onunla sadece kendi hayatı üzerine konuşmayacağım; eminim bu bir-iki saatin sonunda oyunculuğa ilişkin de çok şey öğrenmiş olarak ayrılacağım yanından... Bir de unutmadan; bundan sonra asla büyük konuşmam, asla bir şeyi yapmam demem...

Mesleğine karar vermen nasıl oldu?

Aslında ben çocuk yaşlarda başladım tiyatroya. Amcam Adana Şehir Tiyatrosu’nda sanat yönetmeniydi. O yüzden 11-12 yaşlarım çocuk oyunları izleyerek geçti ve sahnenin o büyüsünden etkilendim tabii. O vesileyle şehir tiyatrolarında sahne gerisinde çıraklık yapmaya başladım. Boya yaptım, çivi çaktım, dekor hazırladım, çay getirdim... Yani mutfağa dair her şeyi o küçük yaşlarda öğrendim ve 17 yaşında ilk profesyonel oyunuma çıktım. 10 yıl boyunca neredeyse 30 oyunda görev aldım. Bu arada Çukurova Üniversitesi’nde İşletme bölümünü kazandım.

Okumak için tiyatro yerine neden işletmeyi tercih ettin?

Biraz maddi sıkıntılardan... O yaşlarda Adana’da kalmam gerekiyordu. Aslında konservatuara gitmeyi çok istiyordum ama zaten alaylı başladığım ve Adana’da kalmam gerektiği için konservatuar sınavına giremedim. Derslerimde de çok başarılıydım. Bu yüzden benden hep tıp fakültesini kazanmamı beklediler mesela. Üniversiteye kimlik edinmek için girmiştim, girdiğim andan itibaren de tiyatro yapmayı kafama koymuştum. Üniversite benim tiyatro kariyerimi de çok geliştirdi. Orada amatör topluluklarla çalışıp işin teorisini de öğrenme fırsatı yakaladım. Deneysel tiyatro yapmaya başladık. Üniversite öğrencisi olduğumuz için daha sert, oynanamayan, devlet tiyarosunun, şehir tiyatrolarının cesaret edemediği oyunları denemeye başladık. Yedi-sekiz oyunun da rejisini yaptım. Alaylılık üzerine gelen bu üniversite deneyimi bende büyük bir tiyatro aşkı oluşturdu. Hep daha iyisini aramaya başladım. Altı yıldır da İstanbul’dayım.

Neden geldin peki?

Sinema için geldim aslında. Çünkü babamdan da kaynaklı bir sinema fanatiğiydim.

Başka işler denedin mi?

Denedim ama olmadı. Yapamadığımı gördüm.

Ne denedin?

Adana’da şehir tiyatrosundan istifa ettikten sonra askere gittim geldim ve bir ilaç firmasına girdim. Çünkü Adana’da kendimi çok fazla aşamayacağımı gördüm. Sonra da ya bu memleketin dışında deneyeceğim tiyatro yapmayı ya da bu işi bırakacağım diye bir karar alıp mümessillik denedim ve sekiz ay sonra kendimi zorla kovdurdum. Çünkü başka bir iş yapamayacağımı görmüş oldum.

Sence insan 30 yaşından sonra oyuncu olabilir mi?

Olur hem de bal gibi olur. Bizim eğitim sistemi insanı küçük yaşlarda yönlendiremiyor. Bu yüzden bence herhangi bir mesleğe başlamanın yaşı olmaz. Bunun istek ve arzuyla alakası var. 50 yaşında bile oyuncu olursun.

Röportajın tamamı GQ Türkiye Ocak sayısında ve GQ Türkiye iPad edisyonunda...