İkon: Steven Gerrard

İyiler her zaman kazanır. Masallarda. Gerçek hayatta bazen kazandığını sandığın anda kaybeder, bazen kaybettiğini sandığın anda kazanırsın. Çünkü aslında kazanmak bir sonuç değil süreçtir. Savaşmadan yenilgiyi kabul etmemektir. Verdiğin mücadelede kendinden kaybetmediklerindir. Steven Gerrard’ı gerçek hayatta kahraman yapan budur. Başarılar gelip geçerken, onun gibi adamların bayrağı taşımalarının nedeni de...

09 Şubat 2015

İkon: Steven Gerrard

Yeteneği sayesinde dünyanın sayılı kulüplerinden birinin formasını giymiş, karakteri sayesinde o formayı 18 sene boyunca sırtından çıkarmamış biridir Steven Gerrard. Armasına duyduğu aşkın karşısına bedel yazmamıştır. Şampiyonlukların büyüsüne, kupaların ışıltısına kapılmamış, gemisini terk etmemiştir. Sadece Liverpool’un değil, İngiliz futbolunun sembolü olmuştur. Onu bu oyuna, bu kulübe, bu ülkeye bağlayan pek çok neden sayabilirsiniz. Ama bu nedenlerin hiçbiri, kuzeni Jon-Paul Gilhooley’in anısı kadar güçlü olamaz. Jon-Paul, 96 kişinin tribünlerde sıkışarak hayatını kaybettiği Hillsborough faciasının en genç kurbanıydı. Aldığı son nefesi, bir gün formasını giymeyi hayal ettiği Liverpool’a vermişti. 10 yaşındaydı. Steven Gerrard, 18 yıllık Liverpool kariyerini, futbol tarihinin en kara gününde kaybettiği kuzenine adadı. Sadece kendi hayallerini değil, onun da hayallerini gerçekleştirdi.

Stevie,

Çok sevdiğim için gidiyorum demişsin. Varlığım ona yük olur, hüznü beni vurur diye içerlemişsin. Yaşatamayacaklarını yaşatacak birine yer açmak için kenara çekilmişsin. Tutamayacağın sözler vermeyi kendine yakıştıramamışsın. En zor kararında bile kaptanlığından ödün vermemişsin. Hayat devam ediyor, ardımdan yas tutmayın, yaşadığımız güzellikleri kutlayın diye sitem etmişsin. Doğru mu? Gerçekten gidiyor musun?

Ailece bir araya geldiğimiz yemeklerdeki bitmek tükenmek bilmeyen Liverpool-Everton rekabetini hatırlıyorsun değil mi? John ve Brian amcamların da desteğiyle mavileri her seferinde bastırırdık. Fanatik Everton’lı olan dayının adı neydi? Hani her sene iki-üç tane sezonluk kombine alır, bazen seni de maçlara götürürdü. Neyse ki eve geldiğinde baban ve abin seni karşılarına alır ve doğru yolu gösterirlerdi. Baban Liverpool’dan başka bir kulüpten teklif gelirse seni asla göndermeyeceğini söylerdi. Gitmezdin ki.

 


Birlikte Liverpool’da oynamak en büyük hayalimizdi. Mahallede top oynadığımızda da hep aynı takımda olurduk, ikimizden biri karşı takıma geçerse Liverpool’a ihanet etmiş gibi hissederdik. Gerçi bir süre sonra sen bizimle oynamayı bıraktın, abin ve arkadaşlarıyla oynamaya başladın. Hayır, sitem olarak söylemiyorum bunu. O zamanlar biz onların gözünün içine bakmaya korkarken sen aralarına girebilmek için çok uğraştın; az dayak yemedin, az parçalamadın dizlerini. Seni yıldırmak için sürekli tekme atarlardı ama pes etmedin. Bir süre sonra seni paylaşamaz oldular. Senin hepimizden farklı olduğunu anlamıştık.

Okulda pek iyi değildin ama bunu tek nedeni aklında futboldan başka hiçbir şey olmamasıydı. Öğretmenlerinin sitemi hep bu yöndeydi ama bir süre sonra seni bundan vazgeçiremeyeceklerini kabullendiler. Okula sırf çıkışta üst sınıflarla maç yapabilmek için gittiğini söylerdin. Kaderinde Liverpool gibi akademisi olan ve oyuncularının eğitimlerini ciddiye alan bir kulüp olmasaydı, belki de okuyamazdın. Oraya girdikten sonra sadece antrenmanlarını değil derslerini de ciddiye alır oldun. O çatı altında herhangi birini hayal kırıklığına uğratmamak için verdiğin çaba en çok annenin hoşuna gitmişti.

Liverpool’la antrenmana çıktığın ilk günü o kadar iyi hatırlıyorum ki. Defalarca anlattırmıştım sana. Steve Heighway’den bahsederken heyecanlanıyordun, daha önce hiçbir öğretmeninden böyle bahsettiğini görmemiştim. Stadyumunun yanındaki spor merkezinde çalışıyordunuz. 20-25 kişiydiniz sanırım. Michel, Jason, Dave, Andy en iyi anlaştığın çocuklardı. Ne yalan söyleyeyim, biraz kıskanırdım. Hayır, hayır. Asla. Seni değil. Seninle birlikte orada olan çocukları. Aslında senin topa nasıl hakim olduğunu gördükten sonra aynı takımda oynayamayacağımızı fark etmiştim ama o yaşta bunu kabullenmek, içimden hayalimi söküp atmak imkansızdı. O yaşta yaşanabilecek en büyük hayal kırıklığını yaşıyordum. Ama dediğim gibi; senin yerinde olamadığım için değil, yanında olamadığım için.

Yazının tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Şubat sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...


Erkek Dünyasına Enerji Yüklemesi: MOSCHINO [tv] x H&M

RÖPORTAJ | Erkek Dünyasına Enerji Yüklemesi: MOSCHINO [tv] x H&M

7 numara: Cristiano Ronaldo

RÖPORTAJ | 7 numara: Cristiano Ronaldo

Şeytan Diablo giyer

RÖPORTAJ | Şeytan Diablo giyer

Hızlı ve soğukkanlı: Ali Türkkan

RÖPORTAJ | Hızlı ve soğukkanlı: Ali Türkkan

Yeni jenerasyon Tekindor

RÖPORTAJ | Yeni jenerasyon Tekindor

Band of Outsiders Ye ni len di

RÖPORTAJ | Band of Outsiders Ye ni len di

Daha Fazla Göster