"İsyanım Birikti Sığmaz İçime" - Leonardo DiCaprio

Vejetaryen olmasına rağmen bizon ciğeri bile yedi adam, daha ne olsun? DiCaprio, beşinci defa Oscar adayı. Bu defa tamam mı?

30 Ocak 2016

Dünyayı umursamayan adam Eddie Redmayne'in hikayesini de okuyun.

 

Oynamadığı rol, girmediği kılık kalmadı; yetmedi. Daha bacak kadar çocukken bile döktüre döktüre oynadı; yetmedi. Dünyanın en büyük yönetmenleriyle çalıştı; yetmedi. Oscar’a beş defa aday oldu; yetmedi. Akademi, Leonardo DiCaprio’ya takmış herhalde, vermiyor heykelciği. Ama bu sene Leo’nun “isyaaaaannn” senesi. Yapılacak her şeyi yaptı. Oscar’lı yönetmenle, dünyanın en zor koşullarında, gişe açısından en riskli filmi çekti. Alejandro González Iñárritu imzalı, bu senenin büyük filmi The Revenant’ın başrolündeki DiCaprio, beşinci defa Oscar adayı. Bu defa tamam mı? Muhtemelen evet ama bu işin oluruna olmazına yine de bir bakalım. 

AYI VAR AMA ÖYLE DEĞİL

Oscar’lık film, söylentisiyle gelir. The Revenant için de öyle oldu. Daha proje halindeyken, hatta dalda vitaminken bile, film hakkında epey dedikodu türemişti. Iñárritu bir film çekecek… Çok zor bir film çekecek… Çok iddialı bir film çekecek… DiCaprio’nun kendisi de “Bir süredir etrafta bu film konuşuluyordu” diyor. Esas söylentiler film çekilirken türedi. Iñárritu zaten sinirli, zaten “dediğim dedik, çaldığım düdük” bir yönetmen; çekimlerde de epey bağırıp çağırdığı konuşuldu. Üstelik de zor şartlarda milletin beli bükülmüşken…

Sadece karlı mekan ve doğal ışık kullanma sevdasından filmin süresi de, maliyeti de katlandı. Yönetmenin tercih ettiği kar ve ışık gidince, set Kanada’dan Arjantin’e taşındı. Bu arada birçok personel Iñárritu’ya “ne halin varsa gör” diyerek filmden ayrıldı. Oyuncuların sinirleri yıprandı ama dayandılar. Esas dayanılmaz olan, film gösterime girmeden önce çıkan dedikodulardı. “Bu filmde DiCaprio’ya bir ayı tecavüz etmiş” diyen bile vardı. Henüz görmeyen varsa söyleyelim, yok öyle bir şey. Ama Oscar için bazen böylesi dedikodular gerekiyor, katlanmak gerek.

ZORLU DOĞA AKADEMİ’YE UZAK… ŞİMDİLİK!

“Bu rol için hayvan gibi çalıştım” dese Leo, teşbihte hata olmaz. “Hayvan” gibi çalıştı gerçekten. Hatta neredeyse bir hayvana döndü. O doğa koşullarında ayakta kalmak nasıl mümkünse öyle ayakta kaldı. Bu seviyedeki karda buzda insanla ayının, rakunla kartalın farkı kalmıyor. Her şey birbirine eşit, herkes sefalette birbirine denk. İşte bu yüzden bir hayvan leşi içinde uyumanın (evet, içinde), gerçek boyutlarda bir ayıyla göze göz, dişe diş mücadele etmenin, donmuş ırmaklara girip çıkmanın, çiğ bir bizon ciğerini dişlemenin öğretici bir tarafı var. Birinci ders: İnsanlığın en zor halinin ayırdına varıyorsunuz. Şu an Leo, insanla hayvanı birbirinden ayıran ince çizginin ayırdında olan az sayıda insandan biri. Peki bunca çileye dayanmış olması ona Oscar getirir mi? Tahmin etmek zor; çünkü Akademi insanın, doğada ekstrem koşullardaki hallerini özellikle ödüllendiren bir kurum değil. Esasen ekstrem insan hallerine önem veriyor. Leo başarırsa, doğa hanesine de bir çentik atarız. 

ÜÇ BÜYÜKLER DEVRİNİ BİTİRECEK Mİ? 

Aktörlerin filmlerin de, yönetmenlerin de önünde olduğu bir çağ vardı. Sinemaya giden seyirci için ne filmin konusunu bilmek gerekiyordu ne de onu kimin çektiğini. “Bu bir Humphrey Bogart filmidir” ya da “Bu filmde Cary Grant oynuyor” cümleleri seyirciyi ayartmak için yeterliydi (bizde de farklı sayılmaz; Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Kadir İnanır, hatta kimi zaman şimdinin popçuları).

“Büyük aktörlerin” dönemi zaman içinde aşındı. Artık filmi gişe garantisi sayılabilecek, filmin önüne ismi yazılabilecek az kişi var. Sayalım: Tom Cruise, Brad Pitt ve elbette Leonardo DiCaprio. Bir anlamda Hollywood’un üç büyükleri… En çok konuşulan, en çok kazanan, en çok tartışılan aktörler onlar. Bir ortak noktaları daha var: Hiçbiri Oscar alamadı (Brad Pitt’in yapımcı Oscar’larını saymıyoruz)!

Cruise ve Pitt’in yaşları kemale yakın, bu yüzden Hollywood’un en kutsadığı formülle yani bir gişe filmiyle Oscar alma fırsatları geçiyor. Daha önceki adaylıkları bir şey getirmedi, yenileri de ufukta görünmüyor. Geriye bir tek Leo kaldı; bugüne kadar dört defa Oscar’a aday olup kazanamayan ama her defasında daha güçlü bir filmle dönen Leo. Hâlâ genç (bu sene 41), hâlâ yakışıklı (bunu tartışan yoktur herhalde), hâlâ sansasyonel (The Wolf of Wall Street’tekine benzer bir hayatı olduğu konuşuluyor), filmleri halen gişe yapıyor (hem de müthiş gişe; Martin Scorsese ile çalışmaya başladığı yani rüştünü ispat ettiği Gangs of New York’tan beri toplam 3.5 milyar dolar, film başına 265 milyon dolar gişe yaptı). Yani hâlâ dört başı mamur bir Hollywood malzemesi. Tek eksiği bir Oscar… O da gelirse üç büyükler devri biter. Leo tek başına Hollywood’un tepesine kurulur.

SEBEBİ KENDİSİ

“Bu adam filme tek başına seyirci çekiyor, gerisi teferruat” demiştik, sözümüzün arkasındayız. Film analiz şirketi Rentrak’tan Paul Dergarabedian mevzuyu özetlemiş: “DiCaprio her yeni filminde dünyanın en kâr getiren yıldızı konumunu pekiştiriyor. Bugün birçok film yıldızı, kendi başına bir filmi parlatamıyor, filme gişe yaptırmıyor.” Leo farklı. The Revenant’ı görmek için sinemaya gidenler arasında yapılan bir anket, seyircilerin yüzde 31’inin bilet alma sebebinin sadece ve sadece DiCaprio olduğunu gösteriyor. 

HER YÖNETMENİN GÖNLÜNDE YATAN ASLAN LEO

Seyircisini bu denli avucuna almış bir aktörden, etliye sütlüye karışmayan, kendini de çok zorlamayacağı, kolay filmler çekmesini beklersiniz. Ama Leo, her ne kadar sürekli “bu gece barda, gönlüm hovarda” der gibi görünse de, hangover meselesini uzatmadan film setine koşuyor. Hem de zor setlere. Martin Scorsese yönetiminde beş film çekti (Gangs of New York, The Aviator, Shutter Island, The Departed, The Wolf of Wall Street; ki bunlar yönetmenin uzun metraj ve kurgu niteliğindeki son beş stüdyo filmi). Clint Eastwood’la J. Edgar, Quentin Tarantino’yla Django Unchained, Christopher Nolan’la Inception, Steven Spielberg’le Catch Me If You Can, Ridley Scott’la Body of Lies ve nihayet Alejandro González Iñárritu’yla The Revenant (Diriliş)… Hepsi birbirinden farklı özellikleri olan, dâhi yönetmenler… Bunun daha Danny Boyle’u, Sam Mendes’i, Woody Allen’ı, James Cameron’u var. Hepsi de Leo’yla çalışmak istedi. Sebep onun sadece bulunmaz Hint kumaşı olması değil; kendini yönetmene de bırakması. Kısacası akademideki arkadaşlar, sözümüz size: Halen ustalara itimat etmeyi gerekli gördüğü için bile verin şu adamın Oscar’ını…

BU DA MI GOL DEĞİL!

Elin caps’i torba değil büzesin; internetin aylaklarını durduramıyorsun. Âleme dalga geçecek malzeme lazım, bu aralar iyisini Leo veriyor. Azıcık tarayın; her tarafta onun caps’i, onun gif’i… Oscar törenlerinin ardından filmlerdeki ağlak bakışlarını bulup altına “Bu da mı gol değil”in Hollywood’çası neyse onu yazıyorlar (Tabii hiçbiri Sadri Alışık repliklerinin yerini tutmuyor, o ayrı). Hatta birinde Oscar heykelciklerinden DiCaprio portresi yapmışlar, artık pes! İlkinde komik, biz de güldük; ikincisinde “buna da peki” deyip omuz silktik ama hiçbir espri üç defa çekilmez. Sırf şu geyik bitsin diye adamın Oscar alması lazım. Hem Martin Scorsese’ye de aynısını yaptılar, her denemesinde Oscar alamayınca gek gek güldüler. Ama usta yönetmen yedincide heykelciği kaldırınca önlerini ilikleyip saygı duruşuna geçtiler. Yani internette bu tip ilişki durumları “karışık”, fena yoruyor. Artık yorulmayalım.

HİÇ “COMIC” OLMAYAN ADAM

Çevirdiği filmler konusunda seçici olmasıyla da ünlü Leo. Her teklife eyvallah demiyor. Düşünün bir; hiç şöyle haberler okudunuz mu: “Batman’in yeni kötü adamı DiCaprio!”, “Leo, Marvel’in son süper kahramanına can veriyor!”, “Leonardo bu defa zombie!”. Yani durum net. Süper kahraman oynamadı; Marvel’e, DC Comics’e gönül indirmedi; hiçbir devam filminde yer almadı. Kısacası gişe garantisi olan hiçbir işe imza atmadı. Televizyon dizisi bile yok. Kaldı mı böyle aktör Hollywood’da? Daha ne yapsın o Oscar için? 

DÜNYAYI KURTARAN ADAM

Burası bu yazının mesaj kaygılı bölümü ve bu fırsatı hem DiCaprio’yu övmek hem de sık sık verdiği mesajı pekiştirmek için kullanacağım. Mevzu hep aynı. Her aktör mesaj veriyor, herkes dünya hakkında güzel sözler sarf ediyor ama pek azı gerçekten bir şeyler yapıyor. DiCaprio farklı. Belki buzdağına çarpıp batan bir gemi sayesinde meşhur olduğu için, belki de kariyerinin nispeten başında The Beach (Kumsal) isimli filmde Tayland’daki bir adaya zarar veren ekipte yer almanın verdiği pişmanlıktan, onun çevre duyarlılığı hep yüksek oldu. Kampanyalarda aktif olarak rol aldı; mesaj aldı, mesaj verdi. Yetmedi, kendi vakfını kurup (Leonardo DiCaprio Foundation) dünyanın dört bir yanında koşturup durdu. Söz konusu vakıf, 1998’de hayata geçtiğinden beri 40’ı aşkın projeyi desteklemiş, çevre kampanyalarına 30 milyon dolar bağışta bulunmuş.

Leo hakkındaki haberleri okuduğunuzda onu kâh Paris İklim Zirvesi’nde konuşurken, kâh okyanuslardaki biyoçeşitliliğin zarar görmemesi için çalışırken, kâh Asya’da bir kaplan türünün korunması için yardım toplarken görüyorsunuz. Şu aralar (adını bizim kibarca “Hapı Yuttuk mu” diye çevirebileceğimiz “Are We F.cked” koymak istediği) belgeseli üzerine çalışmakla meşgul. 2014’te New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı dokunaklı konuşmadan bir alıntıyla da kreşendo yapalım: “Karşınızda bir uzman olarak değil, endişeli bir vatandaş olarak bulunuyorum. Bu pazar günü New York sokaklarında gösteri yapan 400 bin kişiden biriyim; dünyanın dört tarafında, iklim krizinin çözülmesini isteyen milyarlarca insan arasındayım. Ben hayatımı kazanmak için rol yapıyorum. Yani yapay problemleri çözen yapay karakterleri oynuyorum. Sanırım insanlık da iklim değişikliğine bu şekilde bakıyor: Sanki bir kurguymuşçasına, sanki olanlar başkasının gezegeninde yaşanıyormuşçasına, sanki iklim değişikliği hakiki değilmişçesine davranmak, onu ortadan kaldıracakmış gibi… Dostlarım; bu kurul, insanlık tarihindeki herhangi bir topluluğun yaşadığı zorlukların en büyüğüyle karşı karşıya… Ya tarih yapacak ya da küçük düşecek.” 

HİÇ OSCAR ALMASA DAHA MI İYİ?

Bu soruyu Forbes dergisinden Scott Mendelson dillendirmiş. Haksız değil. Bir düşünelim. DiCaprio bugüne dek genelde iyi filmler çekti. Bu filmlerin hemen hemen hiçbiri gişede çuvallamadı (yine de kabul etmeli; Body of Lies, J. Edgar ve The Beach tökezlediler). Hemen hemen hepsinde Leo’nun oyunculuğu beğenildi. Tarantino’nun Django Unchained’i gibi bazılarında, yan rolde olmasına rağmen yıldızlaştı. Çevre sorunlarına da dikkat çekti, kanlı elmas ticaretine de (Blood Diamond). Parasını sadece kendisine saklamadı, sektöre de yatırdı. Birinci sınıf her kurumsal oyuncu gibi bazı filmlerin yapımcılığını üstlendi (birçok filmin yanında, geçen senenin Oscar adayı belgeseli, gorillerin Kongo’daki yaşam mücadelesini anlatan Virunga öne çıkıyor). “Oscar alırsa bu kaliteli işlerden vazgeçer mi acaba?” demiş Mendelson. Bunu düşünüp Oscar vermemek ayıp olur elbette; biz soranın elçisiyiz. 

KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ

Bu sene de Oscar almazsa Leo’yu kalpten kaybedebiliriz. Yok kaybetmezsek, kendisine bir-iki tavsiyemiz olacak. Akademi’den Oscar’ı kapmanın garantili formülleri var. Her şeyden önce, gerçek bir insanın hayatını anlatan bir filmde oynamalı. Çünkü Oscar Akademisi biyografilere bayılıyor. Eddie Redmayne geçen sene The Theory of Everything’de ünlü fizikçi Stephen Hawking’i oynayarak heykelciğe uzanmıştı. Daniel Day Lewis, Abraham Lincoln’ü oynarak da aldı; beyin felci geçiren İrlandalı yazar Christy Brown’u canlandırarak da (gerçi o kimi oynasa alıyor). Colin Firth, kekeme İngiliz Kralı VI. George; Jamie Foxx, Ray Charles; Philip Seymour Hoffman ise Truman Capote olmuştu Oscar’landıklarında… DiCaprio’nun bu filmde oynadığı avcı-tuzakçı Hugh Glass da kanlı canlı, hakiki bir insan ama yetmezse daha ünlü karakterlere yönelebilir DiCaprio. Neden biraz makyajla Amerikan başkanı Richard Nixon olmasın mesela? Ya da bizzat kendisinin talip olduğu üzere Vladimir Putin rolü de iyi giderdi (ailesinin bir tarafı Rusya’ya dayanıyor). Rusya demişken Leo, Lenin ve Rasputin rolleriyle ilgilendiğini söyledi. Olur mu olur! Ama uyaralım; Akademi, “Leninardo”ya ödül vermez. Ne de olsa eski düşmanları… O kadar Soğuk Savaş filmi boşuna çekilmedi.

Bir başka tavsiye, fiziksel bir sıkıntıdan mustarip bir rolde oynaması. Biraz önce saydığımız üç ismi yeniden sayalım: Eddie Redmayne, Daniel Day Lewis, Colin Firth. Ve daha niceleri…

İkinci Dünya Savaşı ve Yahudi soykırımına dair filmler de Akademi’nin hassas karnı. Üstelik bunlar usta işi oyunculuk ve iyi yönetmenlikle bezeli filmler oluyor. İşte The Pianist’teki Adrian Brody, işte Hayat Güzeldir’de Roberto Benigni…

NELER GÖRDÜ NELER GELDİ BAŞINA DÜŞE KALKA GELDİ 41 YAŞINA LEONARDO DiCAPRIO

Yaş: 41

Oynadığı film: 36

Altın Küre adaylığı: 10

Kazandığı Altın Küre: 3 (The Revenant-2015, The Wolf of Wall Street-2014, The Aviator-2004)

Oscar adaylığı: 5 (The Revenant-2015, The Wolf of Wall Street-2014, Blood Diamond-2006, The Aviator-2004, What’s Eating Gilbert Grape-1994)