Kolaj: British GQ
Adına boşuna Watches and Wonders demiyorlar; günlük hayatınıza rahatlıkla uyum sağlayabilecek birçok yeni modelin yanında, insanın gerçekten “bunu bir saatle nasıl yaptılar?” diye düşündüğü parçalar da yer alıyor. Bu saatler, yenilikçi komplikasyonları ve avangart tasarımlarıyla muhtemelen mahallenizde takacağınız türden değil, hatta çoğu kişi için ulaşılabilir bile değil. Ama bakması bile büyük keyif. Aynı zamanda saatçiliğin, yüzyıllardır var olan bir zanaat olmasına rağmen hâlâ ne kadar yaratıcı ve çılgın fikirlere açık olduğunun güçlü bir kanıtı.
İşte Watches and Wonders 2026’nın en uçuk ve en sıra dışı 10 modelinden seçkimiz:

İsmi bile başlı başına uzun bir hikâye, ama gördüğünüz gibi içinde de çok şey var. Jaeger-LeCoultre’in sadece zarif Reverso modelleri ürettiğini düşünüyorsanız, bu ultra komplike canavar fikrinizi değiştirecek. İskeletleştirilmiş kadran, minute repeater fonksiyonu ve saat 6 yönünde dönen tourbillon ile dolu. Klasik bir JLC değil; ancak babanız evrenin efendisi gibi yaşayan bir petrol kralıysa ve yarım milyon doların üzerinde harcama yapabiliyorsa, belki onun tarzı olabilir.

Ulysse Nardin adı, James Joyce’un modernist romanı Ulysses’a bir harf kadar yakın. Ve karşımızda “Super Freak” adlı bir saat var; markanın 2001 tarihli ikonik Freak modelinin devamı. Cyberpunk estetiğinde açık işçilikle tasarlanmış bu modelde iki tourbillon bulunuyor. Markanın iddiasına göre bu, şimdiye kadar üretilmiş en komplike sadece zaman gösteren saat.

Van Cleef & Arpels gibi yüksek mücevherleriyle tanınan bir markadan bekleneceği üzere, burada teknik gösterişten çok estetik ön planda. Basit bir ay fazı göstergesiyle yetinmek yerine, bu saat güneş ve ay arasında geçiş yapıyor ve her ikisi de son derece etkileyici bir kadran işçiliğiyle sunuluyor. Güneş görünürken bir düğmeye bastığınızda ay fazı göstergesi geçici olarak ortaya çıkıyor; adeta gökyüzünün hareketini ileri sarıyormuşsunuz gibi.

IWC Schaffhausen burada “uzay saatleri” konseptini bir üst seviyeye taşımaya çalışıyor. Ticari uzay istasyonu şirketi Vast ile birlikte geliştirilen bu model, tamamen döner bezel üzerinden kontrol edilebiliyor. Artemis II astronotları gibi hem bileğinde hem de uzay giysisinde saat taşıyan biri olsanız bile, eldivenlerinizi çıkarmadan kullanabilirsiniz.

Bir zamanlar Rus aristokratları için saat üreten köklü bir markanın… Reebok ile iş birliği yapması mı? Tam anlamıyla Alice Harikalar Diyarında. Ama işe yarıyor: Yan taraftaki turuncu düğme, Reebok Pump spor ayakkabılarını şişiren mekanizmayı andırıyor ve manuel kurmalı saatlerdeki klasik kurma kolunun yerini alıyor. Bastığınızda mekanizmayı adeta “pompalayarak” enerji veriyorsunuz.

Ressence tasarımları, Jony Ive dönemindeki Apple ürünleri kadar akıcı ve zekice. Bu yeni modelde, markanın karakteristik özelliği olan alt kadranların saat yüzeyinde dönmesi korunmuş. Buna ek olarak, farklı renklerde seramik küreler kullanan son derece estetik bir güç rezervi göstergesi eklenmiş ve gerçek bir üç boyut etkisi yaratıyor. Ayrıca bu model, markanın tamamen kendi üretimi olan ilk mekanizmayla çalışıyor.

Bu hafta eğlence sadece İsviçrelilerle sınırlı değildi; Glashütte’den gelen Alman ustalar da sahneye çıktı. A. Lange & Söhne, her zamanki gibi “çılgın” bir iş ortaya koydu. İkonik Lange 1 tasarımını stop seconds, tourbillon ve sürekli takvim ile donattı. Üstelik tüm bu komplikasyonlar, karanlıkta da rahatça okunabilmesi için ışıldayan bileşenlerle sunuluyor.

Hublot’nun bu modelinde saati okumak oldukça zor; gerçekten gözlerinizi kısmak gerekiyor. Yaklaşık 950.000 poundluk fiyatıyla, orta büyüklükte bir kasabanın tamamına quartz Casio saat dağıtabilirsiniz ve onlar zamanı çok daha iyi gösterir. Ama mesele bu değil. Bu model, Hublot’nun en saf hali: uçan tourbillon etrafına yerleştirilmiş elmaslar son derece çarpıcı bir görünüm yaratıyor. Sadece çöp atmaya giderken takılacak bir saat değil.

“Richard Mille kim?” dedirtecek cinsten. TAG Heuer’in yeni Monaco modelleri arasında yer alan bu versiyon, saat dünyasının en ikonik kronograflarından birini iskeletleştirilmiş ve son derece teknik bir yaklaşımla yeniden yorumluyor. Markanın heritage direktörüne göre, bu yenilikçi tasarım sayesinde “neredeyse hiç servis gerektirmiyor.” Monaco’yu nostaljik bir model olmaktan çıkarıp, 1960’larda ilk çıktığında sahip olduğu teknik üstünlüğü yeniden kazandırıyor. Bu model, aynı zamanda yukarıda bahsedilen Ulysse Nardin Freak’in arkasındaki isim olan saat ustası Carole Forestier-Kasapi’nin imzasını taşıyor.

Gerald Charles, Gérald Genta’nın kişisel markası olarak zaten yüksek beklentilerle anılıyor; sonuçta Patek Philippe Nautilus ve Audemars Piguet Royal Oak gibi efsanelerin tasarımcısından bahsediyoruz. Bu model ise açık işçilikli tasarımıyla karmaşıklaşmadan dengeli kalmayı başarıyor; yoğun bir istasyon kalabalığı gibi görünmek yerine kontrollü bir sadelik sunuyor. Çılgın, ama sessiz bir şekilde.
BU İÇERİK İLK OLARAK BRITISH GQ WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.