Ted Lasso / Apple TV+
İyimserlikten söz ettiğimizde, içi boş motivasyon cümleleri ve klişeler akla gelmemesi zor. Ancak görünen o ki bu yaklaşım ya da zihniyet biçimi, günlük hayatta uyguladığımız pek çok rutinden çok daha fazla, uzun ömür üzerinde etkili. Bunu söyleyen biz değiliz, uzmanlar.
Antrenör Don Saladino, STRONGER adlı podcast’inde bu konuyu dayanıklılık alanında uzmanlaşmış ve “pratik iyimserlik” olarak adlandırdığı bir kavram üzerinde çalışan psikiyatrist Dr. Sue Varma ile konuştu. İkili, iyimser olmanın daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşamın anahtarlarından biri hâline nasıl gelebildiğini ele aldı.
“İyimserlik uzun ömrün sırrıdır. Bu bir zihniyet meselesidir. İyimser insanlar yüzde 10 ila 15 oranında daha uzun yaşar. Sadece daha uzun yaşamakla kalmazlar, bunu iyi bir sağlıkla yaparlar,” diye açıklıyor Varma. Buna ek olarak, bu kişilerin işlerine çok daha fazla bağlı ve odaklanmış olduklarını, tükenmişlik yaşama ihtimallerinin ise çok daha düşük olduğunu belirtiyor. “Aynı zamanda kalp krizi ve kalp rahatsızlıkları geçirme olasılıkları yüzde 30 daha düşüktür; depresyon ve anksiyete daha az görülür. Genellikle daha uzun ve daha güçlü dostluklara ve ilişkilere sahiptirler.”
Sue Varma, Widely&Co. ile yaptığı bir röportajda tüm bu bilgilerin altını bir kez daha çiziyor. “İyimser insanlar, ‘olağanüstü uzun ömür’ olarak adlandırdığımız bir durumdan faydalanır. Bu, 80’li yaşlara gelindiğinde bile sağlıklı bir şekilde yaşamayı ifade eder (…) İyimserler ve kötümserler hayatları boyunca aynı sayıda olumsuz olay yaşar; yani iyimserlerin hayatı daha kolay değildir. Aradaki fark, bu olayları nasıl algıladıkları ve onlara nasıl tepki verdikleridir. İşte iyimserler için olumlu sonuçlar doğuran şey de budur,” diyor.
Sorun şu ki, genellikle bunun doğuştan gelen bir özellik olduğunu ve sonradan değiştirilemeyeceğini düşünürüz. Oysa bazı araştırmalara göre, ne kadar iyimser olduğumuzu belirleyen kimi genetik unsurlar bulunsa da bu, üzerinde çalışılamayacağı anlamına gelmez.
Bu nedenle Dr. Varma, pratik iyimserlik kavramından söz ediyor. Ona göre bu yaklaşım, hayata sadece olumlu bakmaktan çok daha fazlasını içeriyor: “Bu bakış açısını, eylemlerimiz yoluyla yaptığımız değişiklikler sayesinde somut ve olumlu sonuçlara dönüştürmemize yardımcı olur. Bu bir beceriler bütünü, bir araç seti ve bir düşünme biçimidir. Hayatla başa çıkmak için gerçekçi ve esnek mekanizmaları, problem çözmeyi ve sağlıklı alışkanlıklar geliştirmeyi kapsar,” diye açıklıyor.
Varma’ya göre iyimserlik, değişmez bir özellikten ziyade bir tercih ve günlük olarak pratik edilmesi gereken bir alışkanlıktır. Bu yaklaşımın faydalarına işaret eden çok sayıda araştırma bulunuyor: Daha yüksek iyi oluş düzeylerinden, daha kaliteli uykuya; daha az stresten, daha iyi bir kalp-damar sağlığına kadar uzanan etkiler söz konusu. 2022 yılında yapılan bir çalışmada ise iyimserliğin uzun ömre katkı sağladığı teorisinin; eğitim ve gelir düzeylerinden, etnik kökenlere ya da daha önce hastalık geçirmiş olma durumuna kadar farklı gruplarda da geçerliliğini koruduğu ortaya kondu.
Bu noktada belki de zihniyetimizi değiştirmeye odaklanmanın zamanı gelmiştir. Hayata yalnızca mümkün olan en olumlu gözle bakmak değil, aynı zamanda buna uygun şekilde hareket etmek; yaşamın önümüze çıkardığı engeller karşısında ihtiyaç duyduğumuz dayanıklılığı (resilience) geliştirmek de önemlidir.
Bu anlamda iyimserliği pratik etmek, zorlukları inkâr etmek ya da sürekli bir mutluluk hâlini zorla sürdürmek demek değildir. Aksine, yaşananlara daha sağlıklı ve güçlü tepkiler verebilmeyi öğrenmektir. Olumsuz düşünceleri yeniden çerçevelemek, sağlıklı rutinler oluşturmak ya da başkalarından destek almak gibi küçük günlük adımlar, uzun vadede gerçek ve somut bir fark yaratabilir. Sonuçta mesele, zihni de tıpkı bedeni çalıştırır gibi eğitmektir: istikrarla, sabırla ve ulaşılabilir hedeflerle.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ ESPAÑA WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.