Yılın Yönetmeni: Yılmaz Erdoğan

Bazı insanlar dünyayı, ulaştıkları her şeyi, her yeri değiştirmek için doğmuşlardır; onlar bunu hiç bilmeseler de bu kudret, damarlarında akan kanda mevcuttur. Bizim Yılmaz’la masalımız da böyle başladı işte...

05 Aralık 2013

Yılın Yönetmeni: Yılmaz Erdoğan

O ilk filmi Vizontele’yle benim yüreğimi titretti, sinemaya âşık olmamı sağladı, iyi bir oyuncu olmak için elimden gelen her şeyi yapmam gerektiğini bilmeden, farkında olmadan anlattı bana. Bundan birkaç sene sonra hayatımın dönüm noktası olacağını ne o, ne ben bilebilirdik...

Unutamıyorum, filmi izlerken bunun sinemamızda bir baslangıç olduğunu düşünerek hipnotize oluşumu... Bir tarihi ana tanıklık eder gibiydim. Şiirlerinde ve Bir Demet Tiyatro’da yaptığı şeyi, şimdi en şık şekilde sinemamızda yapıyordu; herkesin kendinden, çok yakından tanıdığı hisleri, kişileri bize yeniden anlatıyordu. Hem de bize onları anlama şansını vererek...

Bence Yılmaz Erdoğan, güzel ülkemizin başına gelen sağduyulu, cömert, hassas, derin, en yetenekli hikaye anlatıcılarından biri ve şükür ki daha anlatacak çok hikayesi var...


Birlikte çalışmayı çok hayal ettiğim bir yönetmendi Yılmaz ve Kelebeğin Rüyası benim de rüyalarımdan birini gerçekleştirdi. Çalıştığı herkese sonsuz sevgi veren, onların yaratıcı gücünü en yükseğe taşımak için elinden geleni yapan Yılmaz Erdoğan, bana bu filmde bir karaktere tamamen bürünmenin sonsuz zevkini yaşattı bir oyuncu olarak...

Bazı ünlüler kafanızda ne kadar hayal ederseniz edin, tanıştığınızda sizi düş kırıklığına uğratırlar. Yılmaz hassasiyetiyle, duyarlılığıyla insan olma sınırlarını fazlasıyla zorlayan biri. Hep kendine rakip, hep kendine düşmandır ama asla hayal kırıklığına uğratmaz. Hayalleri büyütür ancak...

Kelebeğin Rüyası, benim onunla çalışma hayalimin gerçekleşmesiydi ve her şey, mucizelerin de desteğiyle unutulmaz bir şekilde yaşandı. Yılmaz’ın en büyük sanatı, soyunduğu işi herkesin en mutlu hissedeceği koşulları yaratarak eşsiz bir deneyime dönüştürebilmesinden de geliyor. Bize oyuncu olarak yaratma hazzını sonsuz yaşayacağımız koşullar sağladı; bir yıllık ön çalışma ve günde en fazla üç-dört sahne çekerek...

Daha okuma provasında cama üşüşen kelebeklerle başlayan mucizeler, tüm çekim süresince kimi zaman pamukçuklar, kimi zaman kuşlarla bize Muzaffer ve Rüştü’nün yanımızda olduğunu hissettirdi.

Ve şimdi Kelebeğin Rüyası’nın yolculuğunda, kısacık hayatlarında attıkları derin imza, onlar öldükten 70 yıl sonra, dünyanın başka bir yerindeki bambaşka yüreklere dokunuyor; ağlatıyor onları hikayeleriyle...

Bütün bu olanlara baktığımda Yılmaz’ın bu hikayeyle ilgili rüyasının gerçekleştiğini görüyorum.

Yazının tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Aralık sayısında ve GQ Türkiye iPad edisyonunda.