Berkcan Güven “Nedir Delirten?”

Berkcan Güven’in şarkısı ‘Yeniden’de dediği gibi sağı solu yokuş. Müziğini çalmayan radyolar, toksik sosyal medya ortamı, dilinden anlamayan geleneksel medya ve sonsuz linç. Ama onun ne durmaya, ne küsmeye, ne radyolara, ne dizilere ihtiyacı var. Yeni albümü Begefendi Spotify’da uçuyor. Videolarını, kliplerini milyonlar izliyor. Seven de sevmeyen de bir şekilde delice merak ediyor. “Boomer”lara, “hater”lara rağmen o yokuşları kararlılıkla tırmanıyor. Berkcan’la rap ortamlarını, linç manyaklığını, Youtube’u, oto sansürü ve herkesi neyin delirttiğini konuştuk.

19 Nisan 2021

Berkcan Güven “Nedir Delirten?”

Fotoğraf: Burcu Karademir

Dünyada olup biten tüm kasvetli şeye rağmen bu Berkcan’ın en iyi yılı olabilir. Aynı zamanda en çok yorulduğu hem durup sakinleşmek istediği, hem de en çok çalıştığı. Böyle de zamanın ruhuna uygun şizo bir dönem. Hepimiz gibi Berkcan’ın da global salgın, kolektif depresyon ve fişi çekilmiş dünyadan keyfi kaçık. Ama onun sadece Instagram hesabınızda mavi tık varsa anlayabileceğiniz şahsına münhasır dertleri de var. 

‘‘Geçen gün daha albüm ‘merch’ü çıkardığım için linç yedim. ‘Sen 2Pac mısın, Travis Scott mısın’ diye’’ diyor. Bu bir “fenomenin” hayatında rastgele bir gün. Yine birinin kırmızı çizgilerine dokundunuz diye, dijital suikast, toplu nefret hareketinin hedefi olmak.

“Trajik Scott”lık bir durum Travis’ten ziyade.

Berkcan Güven bu senenin başında ilk albümü “Begefendi”yi çıkardı. Bunu “Müzik eğitimin var mı?”, “Nota biliyor musun”, “Ne haddine” ve “Ne alaka?” diyenlere kulak asmadan yaptı. Çünkü bunları düşünerek ömür geçmeyeceğini ve zamanın böyle ilkel, “Mankenden oyuncu olmaz” gibi 90’lar retroluğunda itirazlara pabuç bırakılmayacak kadar hızlı olduğunu biliyor. Jenerasyonuna has, çevik bir önsezi, cesaret ve raslantısallıkla hareket ediyor. Ve karşılığında inanılmaz acımasızca eleştiriliyor. Sanki yalnızca gençliği ve parlak enerjisiyle konvansiyonel aklı zorladığı için aşağı çekiliyor. Küflü kalıpları sallamadığı için, kafamıza kakılan, bin numara küçük gelen kurallarla oynamadığı için ağzıyla kuş tutsa beğenmeyenlerle ve sonsuz önyargıyla karşılaşıyor. 

‘‘Dışarıdan görünen bir Berkcan Güven algısı var ama aslında asla öyle bir Berkcan Güven yok’’ diye anlatıyor. ‘‘Entertainment business yaptığında biraz sert bir karaktere sahip olman lazım, kendini koruman lazım. Kamera karşısına geçince güvenli olmak gerekiyor. Ama bunları yaparken hem akıl sağlığımı korumaya çalıştığımı, hem de duygusal tarafımı bastırdığımı fark ettim. Albümde de bu yönlerimi öne çıkarmak istedim. Çünkü hep mutlu değilim. Hep süper hissetmiyorum. Olabildiğince kendimi yansıttım. İlk albümüm olmasına rağmen, müzikal açıdan beni çok tatmin eden bir iş oldu. Kendimden böyle bir performans beklemiyordum’’ diyor.

 

Olay, Bir His

“Begefendi” Spotify global dinlenme listesinde dördüncü sıraya kadar çıktı. Berkcan’ın ‘‘Kendi karakterim gibi dengesiz biraz’’ diye anlattığı 12 şarkı, emo trap’ten, drum n’ bass’e geniş bir yelpazeyi kapsıyor. “Youtuber’dan müzisyen/rapper olmaz” diye bir yargının neden hala beton gibi algıları işgal ettiğini yeniden sorgulamaya teşvik ediyor. Ve tüm Travis Scott göndermelerine rağmen aslında Kid Cudi’nin daha samimi dünyasına yakın duruyor.

‘‘Evet biliyorum, nota bilmiyorum’’ diye dilinde kabul etmekten tüy bitmiş gibi bir kez daha tekrarlıyor. ‘‘Ama rap sektöründeki insanların birçoğu bunları bilerek bu işi yapmadılar. Kid Cudi’nin “Man on the Moo”’u da bir müzikal deha ürünü değil. Olay benim için de bir his.’’

“Begefendi”, sektörün birçok başarılı isminin uğurlu dokunuşlarını da içinde barındırıyor. Bugy, Zeynep Bastık, Murda, Emir Taha gibi isimler Bege’ye eşlik ediyor. Fanların beklediği Ezhel ve Ben Fero feature’ları ise belki başka bahara.

Berkcan genellikle doğru zamanda doğru yerde olmaktan ve belki de kasmadan samimi bir hevesle insanlara yaklaştığı için sektörün ünlüleriyle kısa zamanda muhabbet kurdu. (Ezhel, Ben Fero, Reynmen gibi isimlerle dostluğu da linçperverlerden kaçmadı.)

‘‘Onlar beni ciddiye alıyor, ben onları ciddiye alıyorum. Onun dışında arkada dönen çok tatlı bir arkadaş muhabbetimiz var. Kimsenin birbirinden fayda sağlama derdi yok. Hepsi organik bir şekilde gelişti’’ diye anlatıyor bu arkadaşlıklarını. 

‘‘Hayatta hiçbir şeyi zorlamadım. Hani insanlarda ‘kesin onunlaysa birbirlerinden bir çıkarları vardır’ diye bir algı var ya, işte hiç öyle bir derdim olmadı. En iyisini bilirim diye bir çabam da olmadı. Hep kendi bildiğimi yaptım. Mesela albümde bazı şarkıların ‘sound’unu beğenmediğim için çıkardığımı anlatmıştım. Bu konuşmanın 15 saniyesi alındı sosyal medyada ‘Sen Trajik Scott’ mısın diye başladı yine. Yani ‘sound’ dememden bile rahatsızlık duyan bir kitle var. Bilemiyorum. Cidden bir noktadan sonra çok yoruyor. Bunlara tepki gösterince de ‘çok agresifsin’ oluyor.’’

 

Aslında Berkcan bir senedir, zamanında çok ofansif bulunan, birilerine, bir şeylere laf çakmalı, sarkazma gömmeli mizah videolarını yapmıyor. Bunun sebebi hem müziğin ağır basması, hem de linç işinin bezdirici boyutlara gelmesi. Mesela artık hoşuna giden bir videoyu paylaşmak istediğinde bile kendini frenlediği oluyor. ‘‘Kendimi sansürlemeyi engelleyemiyorum. Ofansif mizahtan filan da sıkıldım, yapmıyorum artık’’ diyor.

Berkcan'ı en başta bir YouTuber olarak tanıdık. Daha geniş kapsamıyla bir içerik üreticisi. ‘‘İlk başta kendimi hep içerik üreticisi gibi gördüm. İlk Vine’la başladı, sonra Instagram, sonra YouTube’’ diye anlatıyor.

Müzik işine ise bir sabah uyanıp karar vermiş değil. Çok küçük yaşlardan beri hayalini kurduğu, kendini parçası hissettiği bir yer rap dünyası. Annesi babası izin vermese de, küçük ergen isyanlarla underground konserlere gittiği, graffiti yaptığı ve ‘site çocuğu’ durumunu kendince yeniden yazdığı bir hikayesi var. “15-16 yaşında Sancaktepe’de ülkenin en garip yerlerinde partilere gittik. İçerde full 78 erkeğin olduğu… O 78 insanın da sahneye çıktığı… Böyle garip ortamların içinde de bulundum. Hep rap müzik hayatımın bir yerinde oldu. Etkilendiğim, küçükken dinlediğim müzik de rap’ti. Hep olmak istediğim şey oydu. Küçükken 14-15 yaşlarında graffiti ile uğraşırken kendi tag’im vardı, duvarlara onu yazıyordum. O zamanlar beni kısıtlayan bir ailem vardı. Ben de site içinde büyüdüğüm için kendimi o sitenin duvarlarında illegal hissetmeye çalıştım. Rap yaparken böyle çok sıkıntılı olmak zorundasın gibi bir vibe var ya, ajitasyon yapman lazım gibi. Ben bu müziği ilk dinlemeye başladığımdan beri daha eğlenceli tarafından baktım. Daha eğlenceli şarkılar beni kendine çekti.”

Berkcan’ın başarısının altında bu hafiflik yatıyor. O Türkiye’nin iyice içine kapandığı, bastırılan, gitgide muhafazakarlaşmaya zorlanan bir iklimde büyüyen neslin çocuğu. Aynı zamanda dünyanın dijital nimetlerle özgürlüğe açıldığı, bazı şeylerin neresinden sıkarsan sık durdurulamayacağını bilen büyük hayaller ve kolektif umut çağına ait.

Şimdi hor görülen goygoyculuk, sadece ayılık yapan ergenlerden, Tide pos yiyen, kafasından aşağı buz kovası boca eden şapşallıklardan ibaret değil. Youtube, TikTok, Instagram yaşadığımız kültürü renklerine ayıran birer prizma gibiler. Neye güldüğümüzü, neyi merak ettiğimizi, neyin artık hiç ilgimizi çekmediğini ve nerede bir araya gelip, nerede bölündüğümüzü gökkuşağı gibi görüyoruz. 

Berkcan’ın da bu kültürün içinde yükselmesinin sebebi kendisi olması. Yeniyi, tazeyi, çok komik ve sıradan şeyleri aynı anda temsil edebilmesi. İdol olmaya, Uber star olmaya, kanaat önderliğine kasmaması. Hepimize uçarı gençliğin kaygısızlığını hatırlatması. 

Her Şey Aslında Normal, Agresif Değil

Ona kızanlar “Neden Boğaziçi olaylarına, kadın cinayetlerine, şehit haberlerine ses çıkarmıyorsun?” diyor. “Madem milyonlarca takipçisi var, faydalı bir işe kullansın!” 

Bunun sorumluluğu 24 yaşındaki Berkcan’da mı gerçekten?

‘‘Benim işim bu değil. Sonuçta ülkenin durumu çok açık ve görünen bir durum. Ben ses çıkardığımda hiçbir yere gideceğine inanmıyorum ki. İnansam bile bunun altını doldurabilecek kadar bu konuda bir şey düşünmüyorum. Ben Twitter’ı açtığımda hep üzülüyorum. Bunu değiştirebilmek benim elimde mi? Mesela bir şehit haberi olunca ben de yazıyorum, üzüldüğümü belli ediyorum ama yazmayınca da ‘yazmadı’ oluyor.

O noktada düşündüğüm şey, her şeye ses çıkarmak mı, cidden üzüldüğün şeylere ses çıkarmak mı? Böyle bir paradoksun içinde kayboluyorum’’ diyor.

Ama o ne olursa olsun, bu derece kakafoninin içinde kendi olmayı seçiyor.

‘‘İlk başladığım günden beri, beni idol alın, ben toplumda şöyle sözü geçen, doğru konuşan biriyim gibi bir iddiam, çabam olmadı’’ diye anlatıyor. ‘‘Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ben bilirim diye takipçi kitlemi yönlendirmeye çalışmadım. Ben bunu tamamen goygoy için, eğlence için yaptım. Sonra bir anda insanlar benimle eğlenmeye başladı. Bu kitle genişledi, büyüdü.’’

Şu sıralar o kitleden biraz uzak kaldığını hissediyor. Hem pandemi, hem albüm çalışmasının öne çıkması, linçlere, laf çakmalara cevap vermekten yorulması biraz geri çekilmesine, bu sebeple de kendini anlatamadığını hissetmesine sebep olmuş.

‘‘Kendimi insanlara tanıtmak istiyorum’’ diyor. ‘‘Bir senedir çok uzak kaldım insanlardan. Bana sürekli laf yaptıklarında, bir tweet’le, bir videoyla cevap verince çok agresif görünüyorum. Aslında böyle agresif biri değilim. Her şey daha normal. Olayları böyle agresif değerlendirmiyoruz. Yeri gelince kendimize de gülüyoruz, kendimizle barışığız. Bu algıyı tekrar yakalamak istiyorum çünkü kendimi sürekli açıklamaya başladım. Kızıyorum bir tweet atıyorum mesela, “Bu çocuğun bir tarafı kalktı” oluyor. Aslında öyle bir şey yok. Ama Türkiye’de ne yaparsan yap, kendini açıklamaya mecbur kaldığın bir durumda buluyorsun kendini.’’

Bu durum onu bir podcast hazırlama fikrine yöneltmiş. Hem rahat rahat konuşacağı, hem sevdiği, hayranlık duyduğu, bir şeyler öğrenmek istediği insanları konuk alacağı bir proje bu. ‘‘Türkiye’de kimse bu podcast işini de hakkıyla yapamıyor. Ben yapabileceğimi düşünüyorum’’ diyor. 

‘‘Biraz müzikten de uzaklaşıp kafamı dağıtmak istiyorum. Bir senedir bu albüme çalıştım. Artık eğlenmek, goygoy yapmak istiyorum. Koronanın da illallah dedirtmeye başladığı, herkesin psikolojisini etkilediği bir nokta var ya, ben de işte o noktadayım. Hem kendim konuşmak, hem oraya farklı konuklar alıp onların ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum. Şimdi insanlarla gayet düzgün iletişim kurduğum, tatlı tatlı sohbet edebildiğim, karşımdakilerden bir şey öğrendiğim ve hayatıma uyguladığım bir dönemde olduğum için bunu yapmak istiyorum. Türkiye’de yapılan podcast’lerde çok kakafoni olduğunu görüyorum. Eğlenceli bir şeyler yapılır ama bu kadar toksik olmalı mıyız bunun da konuşulduğu bir şey düşünüyorum. Şu anda yapılan podcast’lerin hiçbiri benim jenerasyonuma inmiyor. Ya çok boş konular hakkında konuşuluyor ya da çok üst tabakadan bir ‘middle age’ muhabbeti var.’’

Podcast’inde küfürün yasak olacağını, küfredene ceza verileceği esprili bir oyun düşündüklerini anlatıyor. Popüler YouTube videolarında küfürden pek de kaçınmadığı düşünülecek olursa, hızlı bir evrim bu. Ama 2018’le 2021 arasında üç yıl değil, sanki 300 yıl geçmiş gibi yaşadığımız için, eskiden AMK diye spor gazetesi çıkarıldığına inanmak bir Zaytung haberini ciddiye almak gibi. Dünyanın devinimine inanılmaz pratik uyum sağlayacak biri varsa, o da Berkcan olabilir. Dolayısıyla şimdi kendi eski YouTube videolarının bazılarını izlerken ‘cringe’ olması anlaşılır.

“Çok küfür ettiğim bazı videoları kolay izleyemiyorum. Tabii o zamanlar küfür bu kadar göze batan bir şey değildi. Şu anda seksist küfür etmemek için kendimi tutuyorum.

O zaman Türkiye onu kaldırıyordu, şu anda tekrar onu yapamam. Bazı durumlar zamanına göre değerlendirilmeli. Mesela Ben Fero’nun albümü. O zaman çok dinledim. Ama yakın zamanlarda, George Floyd olayları olduktan sonra o albümü dinleyemiyorum. Bunlar çok kulağıma batan şeyler olmaya başlıyor. Ama bu tabii toplumsal farkındalığın hızla ilerlemesiyle ilgili bir şey. İyi bir şey yani. Ağzımdan düşmüyordu o küfür. Ama şimdi daha farklı bir insanım, değiştim, geliştim. Aynı Tarkan gibi açıklamalar yapıyorum!’’

 

Yazının tamamı GQ Bahar 2021 Sayısında...

Yazı: Ceren Şehirlioğlu

Fotoğraflar: Burcu Karademir

Styling: Anıl Can

Prodüksiyon: Derya Gürsel 

 

GQ BAHAR21 KAPINA GELSİN 
GQ Türkiye Bahar 2021



 




Astromeditasyon | Herkes Uykusunu Aldıysa Uyanmaya Hazır Mı?

DERGİ KONULARI | Astromeditasyon | Herkes Uykusunu Aldıysa Uyanmaya Hazır Mı?

Ali Güçlü Şimşek'le Müzikte Yeni Yönler Keşfetmeye Devam

DERGİ KONULARI | Ali Güçlü Şimşek'le Müzikte Yeni Yönler Keşfetmeye Devam

GmbH ile Sınırların Ötesinde

DERGİ KONULARI | GmbH ile Sınırların Ötesinde

Elindekinin Kıymetini Bilmek

DENGE | Elindekinin Kıymetini Bilmek

Ekin Beril’le Özgün ve Özgür Hayaller

DERGİ KONULARI | Ekin Beril’le Özgün ve Özgür Hayaller

Daha Fazla Göster