Oyunbozanlar: Hande Şekerciler

Yaptığı işlerle hayatın farklı alanlarına dokunan yedi adam ve dört kadın var karşınızda. Yollarını bu seride kesiştiren ise aldıkları riskler… Hikayelerinin derinlerine inip yaptıkları işlere odaklandığınızda oyunun kurallarına kafa tuttuklarını göreceksiniz. Onların cephesinde ezbere, düzene, sıradanlığın genel geçerliğine geçiş yok. Üretkenliklerinin temelinde ise tam da bu yatıyor: oyunu bozmanın verdiği o tarifsiz heyecan! Serinin yedinci ismi heykel sanatçısı Hande Şekerciler.

09 Nisan 2018

Oyunbozanlar: Hande Şekerciler

Bu fotoğraf Hande, New York’taki yeni -bir süreliğine- atölyesine ve evine doğru yola çıkmadan iki gün önce, 2014’ten beri çalıştığı Bostancı Sanayii’deki atölyesinde çekildi. “‘Senin canın sıkkın, sakinleştirici al’ diyen ustalar mı dersin, atölyenin arka odasında karga, un kurdu besleyen mi… Yine de benim saçımı her şeyden daha garip bulurlardı.”

Heykel sanatçısı Hande Şekerciler sanattan olduğu kadar iyi yemekten ve seyahatten, mümkünse motor yolculuklarından konuşmayı seviyor. Heykelleri Elgiz Müzesi’ndeki Teras Sergileri serisi kapsamında, Contemporary Istanbul’da, Gaia Gallery’deki solo ve grup sergilerde yer aldı. En son Elidor’un sosyal sorumluluk projesi Saçım Saçın Olsun için çarpıcı bir heykel yaptı. Taner Ceylan işin görücüye çıktığı gece Instagram hesabında “Gördüğüm ilk gün evlat edindiğim kızım” diye bahsettiği Hande’yi ruhu görünür kılmasıyla tebrik etti.

Handeye heykelin onun için ne ifade ettiğini sorun, “alternatif bir gerçekliği var edebilme gücü” der. Bir Westworld, Doktor Robert Ford repliği gibi… “Heykel hakkındaki bu düşüncem ve hissettiklerim zamanla derinleşti ama nerdeyse hiç değişmedi. Kafamdakileri formlar, boşluk ve doluluklarla oynayarak anlatabilmek beni her zaman heyecanlandırıyor. Sadece üzerine yeni katmanlar eklendi. Zira, her geçen gün yeni teknoloji, malzeme ve yollar üretiliyor. Ben de yeni heyecanlara ve fikirlere kapılıyorum. Bu yüzden, asla “onu yapmam, bunu kullanmam” dememeye çalışırım. Biçim olarak, klasik heykel ile günümüz form ve fikirlerini buluşturarak yeni/taze bir dil keşfetmeye çalışıyorum.”

Heykel macerasıyla Albert Camus’nün bir sözünü çok örtüştürüyor: “‘İnsan ne ise o olmayı reddeden tek yaratıktır’ der Camus. Ben de insanın bedeni ve zihnindeki karşıtlıklar ve gerilimlerle ilgileniyorum. Kontrast hem hayatı hem de heykeli güzel yapan şeydir bence. Camus'nün sözü bunu özetliyor. Olduğu şey olmaya yanaşmayan tek canlıyız gerçekten de. Bu yüzden sürekli bir gerilim halindeyiz. Heykellerimde bu gerilimden besleniyorum; hem form hem içerik olarak.” Sanatında ise fikirler, ilkellik, medeniyet ve bireysellik gibi konular önem kazanıyor. “Kavramlar her geçen gün anlam değiştirse de ileri teknolojiye, bilgiye sahip bir medeniyet kurmuş olmamıza rağmen aynı ilkel duygulara sahibiz” diyor Hande, yaşadığımız tüm çatışmaların sebebi için. “Bedenimizin ve etrafımızdaki doğanın evrilebileceğinden çok daha hızlı aşama kaydettik ve bu bizi hem bedensel hem de psikolojik olarak zorluyor. ‘Bireysellik’ de olumsuz anlamda kullanılan bir kelime günümüzde. Ama ben çok önemli buluyorum bu olguyu. Keşke herkes bireyselliğinin farkına varıp ona göre davranabilse ve sürünün parçası olmasa. Ne var ki herkes dünyayı değiştirmek istiyor ama kendini değiştirmeyi aklının ucundan geçirmiyor.”

Düzeni değiştirenler, robotlar, yapay zeka, Elon Musk... Hepsiyle hatta daha fazlasıyla yakından ilgili. “Sonunda Musk, Mars Başkanı olacak. Şaka bir yana teknoloji öyle bir noktaya geldi ki yeni bir dünya düzeninin geleceği belli. İnternet her şeyi değiştirdi. Eski sistemler dayanamayacak. Sosyal medya, sanatçıların dünyasını da çok etkiliyor. Sanatseverler, koleksiyonerler dünyanın neresinde olursa olsunlar sanatçılara doğrudan ulaşabiliyorlar. Bu da tabii iş yapış biçimlerini değiştiriyor gün be gün.”

İnsanın oldum olası merak ettiği yerler olur. Genelin aksine Hande Amerika’ya hiç merak duymamış bugüne dek; geçen yıl ilk kez gittiğinde fikri değişmiş. “Geçtiğimiz yıl Arda (Yalkın) Moving Image'a katılınca onun video enstelasyonunu kurmak için geldiğimiz şehir beni bir anda yakaladı” diye bahsediyor New York’tan. “O nedenle benim için heyecan verici bir plan, bir süre New York’ta yaşayıp çalışacak olmak. Burada yaşayan Amerikalı ve Türk arkadaşlarımın etkisi var belki de. Sanata ve zanaata çok kıymet veriyorlar. Bir yeteneğiniz varsa size yol açıyorlar. Sadece ilişkiler ağı üzerinden ilerleyemiyorsunuz. Bizim sanat dünyamızdaki en büyük problemlerden biri bu. Doğru kişileri tanıyorsanız yeteneğiniz, fikriniz, söyleyecek lafınız olmasa da bir yerlere gelebiliyorsunuz. Öte yandan gerçekten çok yetenekli insanlar var.”

Bir sanatçı için ürettiği alan kadar etrafını saran şehrin de önemi tartışılmaz. Hande elinden gelse Bostancı Sanayii’deki atölyesinden Amerika’ya tüm kitaplarını, bitkilerini taşırmış, şimdilik yanına sadece metal modlaj kalemlerini (çamuru biçimlendirirken kullanıyor), defterini, fotoğraf makinası ve bilgisayarını almış. “Evinde kitap, bitki olmayanı hiç anlayamam zaten hatta biraz garipserim. Etrafımdaki varlıkları hoşuma gidiyor. New York’un üretimimi nasıl etkileyeceği, neler ekleyip çıkaracağını keşfetmeyi merakla bekliyorum” diyor son olarak sergi planlarından da bahsederken. “Arda'yla (Yalkın) ortak hazırladığımız heykel, video ve müziği bir araya getiren bir sergi planlıyoruz. İkimiz de bireysel işlerimize devam ederken tüm imkanlarımızı bir arada kullanacağımız ortak projemiz ‘ha:ar’a başladık. Zaten sürekli birbirimize asistanlık yapıyoruz. Bir de beraber ne üretiriz ona bakmak istedik. Mart itibariyle üç ay New York'ta Residecy Unlimited stüdyosunda Arda'yla beraber ‘ha:ar’ın ilk sergisi üzerinde çalışıyor olacağız. Bu arada İstanbul'daki atölye de devam ediyor, ‘Ecstasy’ serisine devam ediyorum.”

Anlayacağınız, kilometreler kat etse de Hande’nin cephesinde değişen bir şey olmayacak; o gittiği her yerde kendini yeni ilhamlarla, yeniden var etmeyi başarabilen ender hikaye anlatıcılarından…