Oyunbozanlar: Metin Akdülger

Yaptığı işlerle hayatın farklı alanlarına dokunan yedi adam ve dört kadın var karşınızda. Yollarını bu seride kesiştiren ise aldıkları riskler… Hikayelerinin derinlerine inip yaptıkları işlere odaklandığınızda oyunun kurallarına kafa tuttuklarını göreceksiniz. Onların cephesinde ezbere, düzene, sıradanlığın genel geçerliğine geçiş yok. Üretkenliklerinin temelinde ise tam da bu yatıyor: oyunu bozmanın verdiği o tarifsiz heyecan! Serinin beşinci ismi, oyuncu Metin Akdülger.

06 Nisan 2018

Oyunbozanlar: Metin Akdülger

Metin Akdülger ile ilk kez beş yıl önce, o günlerin dikkat çeken genç erkek oyuncularıyla yapılan bir çekimin setinde tanışmıştım. Setteki diğer sekiz oyuncunun aksine, boş anlarını cep telefonuyla değil elindeki “Çavdar Tarlasında Çocuklar” kitabıyla dolduruyor olması beni şaşırtmıştı. Ve hatta o zaman da onu anlatmaya bu anekdotla başlamıştım. Metin, oyunu baştan bozanlardan aslında. Kendini yakışıklı olarak tanımlamasa da, “yakışıklılık kafadaki bir kavram, çok yakışıklı olduğumu düşünmüyorum, Türkiye için renklerim farklı sadece, bir de hatlarım belirgin. Ama Amerika’ya gitsem orada renklerim de sıradan” dese de, çok beğenilen bir adam. Buna rağmen kendini ‘yakışıklı dizi oyuncusu’ olarak konumlandırmadı hiçbir zaman. Son zamanlarda TOY İstanbul’da sahnelediği tek kişilik oyunu Baldan Karanlık da bunun en iyi kanıtlarından. Bir köpeğin hikâyesi üzerinden insanın, doğaya ve insana yaptıklarının nedenini sorgulayan Baldan Karanlık’ın yönetmeni ve yazarı Kemal Hamamcıoğlu. Oyun öyle bir oyun ki, o rolü ya çok iyi oynarsınız ya da kafanıza yumurta yersiniz… Ancak Metin’in 70 dakika boyunca hem fiziksel hem de anlatım derinliği açısından yüksek performans sergilediğini söyleyebilmek için tiyatro eleştirmeni olmaya gerek yok. Anlatıyor, oradan oraya koşturuyor, zıplıyor, tırmanıyor, kendini yerlere atıyor. Röportaj yapmak için buluştuğumuzda kaşında dördüncü oyunda yaşadığı kazadan kalan derin bir yara vardı. Çok yorgun olduğu bir günün akşamında sahneye arkadan dans edip şarkı söyleyerek girerken ayağı duvara takılıyor ve güm! Ama tabii ne demişler: “Show must go on!”

“İnsanın aklından bir sürü şey geçiyor” diye anlatıyor. “Başkalarının vaktini almak büyük bir sorumluluk. Düşünün, birinin hem vaktini hem parasını alıp ‘sana bir şey anlatacağım’ diyorsun. Bu çok özel. ‘Ben oynamayacağım’ diyemem. Biraz da hoşuma gitti bunu yaşamak, ne yalan söyleyeyim. Evladiyelik hikaye oldu işte. Zaten oyunun başı ile sonu arasındaki zaman kavramı bende pek yok.”

Yani düşse de, zorlansa da şikayetçi değil hayatından. Bu oyun, uzun süre dizide çalıştıktan sonra onu, kendi deyimiyle, hayata bağlamış. Özellikle de Muhteşem Yüzyıl Kösem gibi bir dönem-aksiyon dizisinde Dördüncü Murad karakterini canlandırdıktan sonra… Şimdi Puhu TV’de yayınlanacak Şahsiyet ile tiyatronun yanı sıra dizi setlerine de geri dönüyor ama bu dizi için fiziksel mesai yerine karakterin derinliği için mesai yapıyor. Dizinin yazarı Hakan Günday, yönetmeni Onur Saylak bir kere; nasıl derin olmasın! “Gazetecilik mezunu, bir yandan DJ’lik yapan Ateş isimli bir karakteri canlandırıyorum. Belki de ilk defa karşımda bana rolümü anlatan muhataplar bulabildim, bu benim için çok önemliydi” diyor. Hakan Günday kitaplarıyla ilişkisi hep yarım kalmış bugüne kadar. Malafa’yı almış kaybetmiş, Kinyas ve Kayra’ya üniversitede ev arkadaşı okurken başlamış, ev arkadaşı evden giderken kitabı da götürmüş. İşte şimdi yarım kalmış bu hikayeyi tamamlamak için kimsenin kolay kolay sahip olamayacağı bir fırsat var elinde: Onun yazdığı bir karakteri oynamak… Yine de çok fazla kitap okuyup, film izlemeye konsantre olamıyor. Oyunun olduğu günlerde tiyatroya erkenden gelip çalışmak, her zaman sporla yakından ilgilenen biri olarak pilates yapmak ve geçtiğimiz haftalarda beraber kısa film çektiği en yakın arkadaşı Oğuz Öğün ile vakit geçirerek dolduruyor hayatını daha çok. “Her oyundan sonra annem arar, yarım saat onunla konuşurum, sonra da Oğuz’un yanına giderim mutlaka. Aslında oyundan sonra insanlardan hemen pozitif ya da negatif yorumlar almaktan hoşlanmıyorum. Fakat beni izledikten sonra bana dokunmak, bir şeyler söylemek istiyorlar, bunu anlıyorum. Çok doğal ve mutluluk verici. Bir gün kulisten çıkıp da dışarda beni bekleyen kimseyi görmezsem üzülürüm tabii.”

İnsanlar ona dokunmak isterken, onun da dokunmak istedikleri var elbette. Yani en azından, hâlâ hayatta olsaymış Klaus Kinski ile tanışıp konuşmak istermiş. Kinski’nin Woyzeck filmindeki meyhane sahnesi Metin’i bir oyuncu olarak en çok etkileyen sahnelerden biri. Çok doğal hareketleri bile üst üste yaptığında doğallığından bir şeyler kaybetmemesine, güdüselliğine hayran örneğin. O da vücudunu doğru kullanabilmeyi çok önemsiyor. “Kondisyon, esneklik önemli. Vücudunu kullanarak performans yapan her insan vücuduna hakim olmalı. Başka türlüsü, elinde olan bir şeyi kullanmamak gibi. Bazı yazarlar ‘m’ harfini kullanmadan yazar mesela. O başka bir yetenektir ama kullansınlar bence. Elindeki bir harfi kullanmamış oluyorsun… Spor yapmanın öneminin farkında değil özellikle Türkiye’deki oyuncular diye düşünüyorum. Instagram kitlesine göstermek için yapılan bir spor vücudu var o ayrı. Kadınların poposu, sırtı, erkeklerin de karın bölgesi belirli bir şekilde olmalıymış gibi algı oluştu. Ben bunu saçma buluyorum.”

Tıpkı idealize edilen güzellik kavramları gibi, mülkiyet kavramları da anlamsız genç oyuncu için. Fotoğraf saklamıyor, bozulan bilgisayarlarının içinde kalanları kurtarmak için çaba harcamıyor. Ablası fotoğrafçı olduğu halde. Ya da belki de tam da bu yüzden. “Nasılsa fotoğraf işiyle ilgilenen biri var hep etrafımda.” Hayalleri arasında ev almak, otomobil almak yok. Maddelerle bağ kurmak ona kendini yalnız hissettiriyor, mülkiyetsizliği seviyor. Belki bir gün, büyük bir arazide, annesiyle babasıyla vakit geçirebileceği ekolojik, konteyner ev, o kadar. Bursa’da büyürken, dedesinin çiftliğinde devekuşundan ata, eşekten tavşana kadar pek çok hayvanla vakit geçirmiş. Bu yüzden doğa onun için çok önemli. Baldan Karanlık’a hazırlanırken de Kemal Hamamcıoğlu ona “doğa için bir şeyler yapalım” dediğinde “daha ulvi bir amaç olamaz” benim için diye düşünmüş ve yaklaşık dört ay çalışmışlar oyunun üzerine. Tıpkı onunla röportaj yaptığım ilk gün söylediği gibi, Metin’in en büyük hayallerinden biri yine kendi yazdıklarını sahnelemek. Ama şu an bu konuyla ilgili çok daha takıntılı olduğunu, mükemmele ulaşmak için daha çok çabaladığını söylüyor. Yani bir yandan giderek zorlaşıyor işi ama hayatını bunu gerçekleştirmeye çalışarak geçirmekte beis görmüyor. Beş yıl sonra yine görüşsek, karşımda kendisi olmaktan ödün vermeden büyüyebilen bir adam göreceğimden hiç şüphem yok neredeyse.