Nagisa Oshima’nın Merry Christmas, Mr. Lawrence filminde David Bowie. © Universal/Everett Collection
10 Ocak 2016’da David Bowie, bir buçuk yılı aşkın süredir verdiği karaciğer kanseri mücadelesinin ardından 69 yaşında hayata veda etti. Pop kültürünün tartışmasız bir ikonu, çok yönlü bir sanatçı ve rock tarihinin en büyük başyapıtlarından bazılarının (Hunky Dory, Station to Station ya da Low, bunlardan yalnızca birkaçı) yaratıcısı olan Londralı müzisyen, aynı zamanda üst düzey bir oyuncuydu.
On yıllar boyunca geçirdiği fiziksel dönüşümler, Nicolas Roeg’den Tony Scott’a, David Lynch’e kadar pek çok büyük sinemacıya ilham verdi. Hepsi de Thin White Duke’ta, insanlığın en gizemli bölgelerini keşfetmek için kusursuz bir yüz gördü — hatta kimi zaman ona uzaylı rollerini bile emanet ettiler. Bazen de David Bowie, beyazperdede sadece David Bowie olarak yer aldı ve şarkılarını, Christiane F. gibi filmlere beklenmedik, yoğun bir müzikal duygu katmak için kullandı. Vefatının 10. yılı anılırken, GQ David Bowie’nin rol aldığı en iyi filmlere geri dönüyor.

Yönetmen Nicolas Roeg, Performance’da Mick Jagger’ı oynattıktan sonra, The Man Who Fell to Earth filminde bir uzaylıyı canlandırması için David Bowie’yi seçer. Ona adeta cuk oturan bir roldür bu; farklı renkteki gözleri ve androjen fiziğinin tuhaflığı, neredeyse hiç makyaj yapılmadan inandırıcı bir “alien” yaratmaya yeter. Üstelik bu dönemde şarkıcı kokain batağına saplanmış ve kilosu 50’nin altına düşmüştür. David Bowie, filmden kareleri önce Station to Station (1976) albümünün kapağında kullanır (bu albümün kayıtlarını daha sonra hiç hatırlamadığını söyleyecektir), ardından Low (1977) için de aynı görsellere başvurur. Filmde, eve dönebilmek için bir uzay gemisi inşa etmeye çalışsa da sonsuza dek Dünya’da mahsur kalan uzaylı, karısına ulaşabilmek için bir albüm kaydeder; eşi zaman zaman Dünya radyolarını dinlemektedir.

Zoolander’dan College Rock Stars’a kadar, Bowie sinemada sık sık Bowie’yi oynadı. Udi Edel’in Christiane F. filminde yeraltı dünyasının eksantrik ve kült figürü olarak karşımıza çıkar; filmin müziklerini imzalar ve sahnede geçen, son derece dikkat çekici bir cameo ile görünür.

Hem entelektüel hem de cinsel özgürleşmenin simgesi olan şarkıcı, tutkular labirentini keşfetmeye adanmış sinemasıyla tanınan tartışmalı Japon yönetmen Nagisa Oshima ile kaçınılmaz olarak yollarını kesiştirir. Merry Christmas, Mr. Lawrence’ta Bowie, Java’daki bir kampta genç komutan Yonoi’ye boyun eğmeyi reddeden asi tutsak Binbaşı Celliers’ı canlandırır. Erkeklik, muğlaklık ve bastırılmış eşcinsellik yüklü bu gerilim, tek bir sahne ve bir öpücükte yoğunlaşır.

Tony Scott’ın üç yıl sonra Top Gun’ı çekecek olan ilk uzun metraj filmi olan bu modern vampir yapımı, keskin dişli ölümsüz bir çiftin David Bowie ve Amerika’daki ender kaçamaklarından birini yapan Catherine Deneuve’ün New York’ta tuhaf bir dairede yaşamasını anlatır. Kadın sonsuza dek genç kalırken kocası aniden gözle görülür biçimde yaşlanmaya başlar. Çözüm bulamayan eş onu tam anlamıyla ölmeden tabutunda dinlenmeye bırakmaya karar verir. Bowie burada önce vampir olarak karşımıza çıkar. Bu durum müziğe ve sanata yaklaşımının ödünç almalar ve sahiplenmelerle dolu yapısına dair bir metafor olarak da okunabilir. Ardından ne diri ne ölü, var ama yok gibi bir varlığa dönüşür. Bu hâliyle David Lynch’in Twin Peaks evrenindeki kısa ve neredeyse gerçek dışı belirişini çağrıştırır.

David Bowie’nin sinema kariyeri, pek çok cameo ve küçük rol de içerir. Martin Scorsese’nin The Last Temptation of Christ filminde, “ellerini yıkayan” meşhur Roma yöneticisi Pontius Pilate’ı canlandırır. Ziggy Stardust’ın şizofrenik çılgınlıklarından uzak, Bowie burada Willem Dafoe’nun bedensel ve ruhani İsa’sının karşısında sert ve soğuk bir figürdür.

Bu film, 28 yaşında ölen yıldız ressam Jean-Michel Basquiat’nın biyografisidir. Yönetmeni, 1980’lerin bir diğer önemli ressamı Julian Schnabel’dir ve David Bowie’ye, Basquiat’nın dostu ve akıl hocası Andy Warhol’u canlandırmasını teklif eder. Sinemada birkaç hayal kırıklığı yaratan deneyimin ardından beyazperdeden uzaklaşmış olan Bowie, kameranın önüne, kendi idolünü oynamak için geri dönmeyi kabul eder; nitekim Andy Warhol hakkında 1971’de bir şarkı da yazmıştır. Warhol pop kültürü çağdaş sanata taşımışsa, Bowie de avangard sanatı pop müziğin içine sokmayı başarmıştır. Bowie’nin canlandırdığı huzursuz ve fantezilerle dolu Warhol portresi, özgün figüre son derece yakındır.

İki David’in, Bowie ve Lynch’in buluşması; ilk gösteriminde dizinin hayranlarını bölen, bugün ise yönetmenin filmografisinin en çarpıcı yapıtlarından biri olarak kabul edilen bir filmle gerçekleşir. Twin Peaks: Fire Walk with Me’de David Bowie, iki yıldır kayıp olan ve ruhlar arasında geçen bir toplantıya tanık olduğunu anlatan FBI ajanı Phillip Jeffries’i canlandırır. Ardından yeniden ortadan kaybolur; ancak bu doğaüstü ve mistik beliriş, filmin en unutulmaz anlarından biri olarak kalır. Bowie’nin 2017’de Twin Peaks’in üçüncü sezonunda görünmesi planlanıyordu, ancak dizinin yayını öncesinde hayatını kaybetti.

Ben Stiller’ın Zoolander filmi, Lenny Kravitz, Tom Ford, Paris Hilton, Tommy Hilfiger, Natalie Portman ve Donald Trump gibi pek çok ünlü cameo’ya sahiptir. Ancak en unutulmaz olanı kuşkusuz David Bowie’dir. Moda dünyasını ti’ye alan bu komedinin kült sahnelerinden birinde, Derek Zoolander (Ben Stiller) ile Hansel McDonald (Owen Wilson) arasındaki “defile düellosu”nda ortaya çıkar. Bu bilinçli aptallık anıtında dramatik bir ciddiyetle parlayan Bowie, düellonun hakemi olarak kimin en dahiyane top model olduğuna karar verir. Sahnedeki varlığı yalnızca birkaç saniyedir, ama etkisi kalıcıdır.

David Bowie’nin beyazperdedeki son büyük rollerinden biri. Christopher Nolan’ın The Prestige filminde İngiliz sanatçı, teknoloji ve elektrik dağıtımı alanlarında en büyük bilim insanlarından biri kabul edilen Amerikalı mucit ve mühendis Nikola Tesla’yı canlandırır. Tesla burada ikincil ama hayati bir karakterdir; Hugh Jackman ve Christian Bale’in oynadığı, sanatlarının sınırlarını zorlamak isteyen iki dahi sihirbaz arasındaki düellonun merkezinde yer alır. Bu, David Bowie’nin canlandırdığı en ciddi karakterlerden biridir ve onu zarafetle, aynı zamanda tedirgin edici bir bilinçle oynar; çünkü yenilik arayışının bazı insanları deliliğin eşiğine sürükleyebileceğinin farkındadır.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ FRANCE WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.