Her bahar aşık olma sorunsalı

Şimdi bu adam buna neden sorun dedi ki diye düşünenleriniz olabilir. Benim derdim aşık olmakla, aşık olanla değil. Bunu adeta bir federasyon yönetiyormuş gibi sezonlara bölenlerle. Yoksa biliyorsunuz; gerekirse deplasmanına giderim, galibiyeti de alır dönerim. Ama sezonluk aşk işçisi de olmayalım a dostlar...

15 Mayıs 2015

Her bahar aşık olma sorunsalı

Nereden çıkıyor?

Bahar aylarına böyle bir misyon verilmesi kaçıncı yüzyıla dayanıyor bilmiyorum ama o tüm kafiyeli laf salataları gibi 80’lerin başında duymaya başladığımız “Nisan-mayıs ayları, gevşer gönül yayları” deyişinden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı bence. Her yıl konu hakkında bir sürü insan; hormonları, güneşin konumunu, polenleri ve modayı kullanarak böyle bir algı yaratmaya başladı. Bütün kış ayılar gibi uykuya yatıyormuşuz da, kalkar kalkmaz çiftleşmemiz gerekiyormuş gibi bir belgesel kurgusunun içinde buluyoruz kendimizi; “Bahar geldi, birini bulursun artık...” İnsanlar yaklaşık bir ay boyunca her gün etrafınıza bir kamyon karşı cins bırakılıyormuş gibi bir moda sokuyorlar sizi. Oysa şehre hâlâ güzel film gelmiyorsa ve bir kediniz bile yoksa iklimin değişip Akdeniz olması, sizin için pek bir şey değiştirmiyor.

Destekçileri

Bu teorinin en büyük destekçisi üniversitelerin bahar şenlikleridir. Tüm kış boyunca en fazla yurtta su ısıtıcısıyla flörtleşebilen bünyeler için bu şenlikler gerçekten büyük fırsattır. Herkes kendini 1970’lerde bir Woodstock festivalinde gibi hisseder. İlk gün çimlerin üzerinde, genelde üçerli gruplar halinde oturmuş kız gruplarından birindeki yuvarlak gözlüklü kıza tutulur ve festival boyunca etrafında dolaşmak suretiyle 10 km kadar yol yaparsın. Genellikle o kızın başka bir üniversitede sevgilisi olduğunun bir şekilde öğrenilmesiyle sonuçlanan bu hikayeler hepimizin başına gelmiştir. Ama okul kapanana kadar senin için yeni bir sıfat belirmiştir hayatında ve artık şöyle cümlelerin olacaktır: “Yemek sırasında şenliklerdeki kızı gördüm.” Bir ay sonra ne şenlik kalır, ne de kızı gördüğündeki heyecan... Zaten finaller başlıyor, ne kızı?

Meteorolojik etki ve buna bağlı moda etkisi

Teorinin başka bir dayanağı da gardırobumuzda yaşadığımız değişim. Kış boyunca çıplak gözle izlenebilen sıkıcı renklerdeki giyim kuşamdan (çıplak gözle izlenemeyen içlik vs. gibi konulara değinmiyorum) kurtulmanın, insanların hissiyatını körüklediği anlatılır hep. Kış boyunca boğazlı kazağın üzerinde iki adet göz şeklinde gördüğünüz bir kadını birdenbire badi giymiş halde görünce tanımamak, tanısan da davranış bozukluğu sergilemek doğal tabii. Ama sırf tekstil algısı değişti diye de kimseye âşık olunmaz gibi geliyor bana. Ha, tetikliyor mudur? Tetiklemese bu kadar değişim yaşanmazdı herhalde koca moda sektöründe. Her yıl dua ediyorum o değişim bize garip garip şeyleri moda diye göstermez inşallah diye ama illa kötü bir akıma denk geliyoruz. Bu yıl da terlik mevzusu var, epey tartışılır bence.

Hiç mi olmayalım?

“Öyle bir portre çizdin ki, baharda asla âşık olmamak lazım adeta” diyenler olacaktır; son bölümü de onları rahatlatmak amacıyla yazıyorum. Karşınıza uygun birinin çıkması için herhangi bir tarihe saplanmamak lazım diyorum ben. Beklentiyi belli bir döneme yoğunlaştırmak, insanların diğer dönemlerde kişisel bakımından tutun da psikolojik durumlarına kadar birçok farklılık yaşamasına neden oluyor. Bütün kış Kaptan Mağara Adamı gibi gezip, baharda Hababam Sınıfı’ndaki Ferit gibi olup yazın da üç aydır adada yaşayan bir Survivor yarışmacısı gibi dağılan insanlar var. Benim derdim bunlarla sevgili okur. Sonuçta seni Ferit’ken görse çocuklarına isim düşünecek kadın, Kaptan Mağara Adamı’yken gördüğü için aranızda hiçbir şey olmayabiliyor. İnsan dört mevsim umutlu olmalı. Hatta belki bahar şenliğindeki kız sevgilisinden ayrılmıştır, git yanına otur bence...

Yazının tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Mayıs sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...