Yılın Yapımcısı: Kerem Çatay

O, dünyanın hikayesini anlatan, mütevazı olduğunu dahi bilmeyen, takdire geçip karne göstermeyen talebelerdendir. Bir de öğrenmeye ara vermeyen, çırak ruhlu bir kalfa...

10 Aralık 2013

Yılın Yapımcısı: Kerem Çatay

Tanıdığımda liseyi yeni bitirmişti. 1995. Özel televizyonlar popüler kültürün zirvesine tırmanmış, Türkiye Gümrük Birliği’ne girmiş, Nasuh Mahruki Everest’e tırmanmıştı. Memlekette bir şeyler değişiyor, yeni kuşak kozasını zorluyordu.

Çok sessiz, dinleyen ve gözleyen bir gençti. Zamanını odasındaki minik televizyonunu izleyerek geçirir, hangi kanalda ne, ne zaman yayınlanır, ne kadar izlenir, bilirdi. Kanal prototiplerini ezbere anlatır, en ufak değişikliği hissederdi. Oğlanlar araba kullanmayı hayali direksiyonlar sallayarak öğrenir. O daha ehliyet almadan dizi çekmeyi, TV yönetmeyi hayali şirketiyle yapmaya başlamıştı.

Dünya televizyonlarını da takip eder, en popüler dizilerin mantığını anlamaya çalışır, kodlarını deşifre ederdi. Bu işlerin kuralı olmadığını o günlerde öğrendi. Televizyon evreninin en ufak astroidinin dahi adını bilir, bir yemek sırasında, sanki havadan sudan bahsedermişçesine bir sakinlikle, meselenin özünü kısaca anlatır, suya uzanırdı.

TV kuşağının ilk yapımcılarından, Kerem Çatay’dan bahsediyorum. Yanlış anlaşılmasın, Kerem ve Kerem’in kuşağından önce elbette birçok yapımcı müthiş başarılara imza attı. Ancak onlar televizyonla büyümemişti. Beyaz camı sonradan görmüşler, hayatlarına kabul etmişlerdi. Kerem’in kuşağı ise onunla büyüdü, hayatlarına kabul etmediler, hayatları o oldu, onsuz olmadı.

Yapımcılık da ne?

Yapımcılık bir insan evladının bakanlar kurulu kadar işin altına tek başına girmesi demektir. Bu yüzden Türkiye’de başarılı yapımcı sayısı, bakan olmuş insan sayısından azdır.

Önce bir başbakan gibi yapacağına karar verirsin. Hangi hikaye izlenir, kimlerle güzel çekilir... Alacağın risk büyüktür, tutarsa dizi başına göreceli maliyet düşer. Tutmazsa her bölüm, bütçende izlenmeyen bir film kadar büyük gedik açar.

Bir dışişleri bakanı kadar sağlam sinirlerin olması gerekir. Her biri en parlak yıldız olduğunu düşünen bir sürü oyuncunun heyecanını yönetmen zorundasın. Yönetmenlerin iradesini kırmadan, sette ve set dışında çıkacak sorunları anında çözmen lazım. Dahili ve harici bedhahlarını takmadan yoluna devam edeceksin. Gündelik diplomasi nefes alıp vermek kadar doğal bir parçan olacak.

Ama aynı zamanda içişleri bakanı gibi setlerinin düzenini sağlarsın. Her sette her gün 10 tane sorun çıkar. O düzeni sağlamak için sürekli bir sürü karar alır, uygularsın. Bir Nizam-ı Cedid lazım dersin, sonuçta Türksündür, kervanın yolda dizilir... Bilirsin.

Ekonomi ve maliye de senden sorulur. Sanat departmanlarına elini ver, kolunu alırlar. Bütçeler patlar. Kıssan bu sefer “Sen parayı kıstın, ondan iyi olmadı” derler. Açsan nakit akışını bozar, maaşları, kaşeleri sıkıntıya sokarsın. Ödemedi derler.

Yapımcılık bir tür cezadır... Çekmesini bilene.

Yazının tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Aralık sayısında ve GQ Türkiye iPad edisyonunda...