Yeni nesil erkek: Evinin adamı, çocuklarının babası (mı?)

Bildiğimiz dünyanın sonuna geldik. Eşitlik söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmıyoruz ama soru gerçekten ortada: hazır mıyız?

30 Mayıs 2016

Yeni nesil erkek: Evinin adamı, çocuklarının babası (mı?)

 

Amerika seçim koşusunun başka sonuçları da oldu. Dünyanın en göz önünde ülkesinin başına bir kadının geçme olasılığı, her alandaki kadın-erkek rollerinin yeniden tartışılmasını sağladı. Mevzu bir süredir harlı zaten. Toplam nüfusun yarısını oluşturan kadınlar nihayet bir noktaya geldikçe, cinsiyet rolleri yeniden tanımlanıyor; erkekler cephe kaybediyor. Dünyanın hemen her yerinde kadın aile reislerinin sayısı artarken, erkekler evlerine dönüyor. “Erkek” dünya giderek aşınıyor. 

Eve ekmeği kim getiriyor?

Şu soru önemli. Eve ekmeği kim getiriyor? Konunun çok rağbet gördüğü ABD’de her on aileden dördünün reisi kadın (Türkiye’deyse Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin araştırmasına göre aile reisinin kadın olduğu yaklaşık 4 milyon aile var, erkek reisli aile sayısı ise 17 milyon). Yine ABD’de kadınların yüzde 95’i ailelerin finansal durumu hakkında bir noktada esas karar verici olarak rol alıyor. 

Şimdi gelelim esas meseleye. Sizin (erkek okuru kastediyorum tabii) aranızda da eşi, sevgilisi, partneri kendisinden daha fazla kazanan vardır (ben de öyleyim). Sayınız giderek artacak. Bu uygunsuz bir durum mu? Ne münasebet! Ama zaten mesele o değil. Durum şu ki, bildiğimiz dünyanın sonuna geldik.

Erkek dünyasının sonundan bahsediyorum. Sonun geldiği birkaç yıldır konuşuluyor zaten. Bu konuda en çok kalem oynatan gazeteci yazar Liza Mundy, epey yankı uyandıran kitabı The Richer Sex’te, Z raporunu çıkarıp önümüze koymuştu. Tek cümlelik özetle şunu demişti Mundy: “Kadınlar yakın gelecekte, erkeklerden daha çok kazanacak.”

İş orada kalmayacak tabii. Toplumsal roller de değişecek. Mundy’ye göre kadın iş yemeklerinde sosyalleşirken, erkek eve girecek, yemeğini yapacak; evinin adamı, çocuklarının babası olacak. 

Geyikle böğürtlen yer değiştirdi

Zaman hızlı akıyor. İnsanoğlu daha mağaralarda ağaç kovuklarında takılırken, rol dağılımını “kabaca” yapmıştı. Erkekler dışarı çıkıp geyik, domuz ne bulursa vurup getirecekti. Kadınlar da kenardaki çalılıktan böğürtlen toplayacaktı. Sonrasını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Milyonlarca yıl, artı son yüzyıl diye düşünün yeter. Makasın nerede değiştiğini biliyorsunuz. Erkeğin “kabaca” hallettiği meseleyi, kadın uzun bir mücadele sonucu yeniden düzenlemeye çalışıyor.

Mevcut duruma bir bakalım. Bu konunun en fazla gündemde olduğu Batılı ülkelerde kadınlar gitgide daha çok yönetim pozisyonuna sahip oluyor, üniversiteye gitme oranlarında erkekleri geçiyorlar. Sadece Batı’yla ilgili değil, küresel bir trend bu (ama her şey pembe tablodan ibaret de değil; Türkiye açısından düşünürsek kadın bakan/milletvekili oranı, medya ve üniversitedeki kadın yönetici sayısı çok düşük; batısıyla doğusuyla tüm dünyada eşit işe eşit ücret ilkesine halen uyulmuyor).

The Atlantic Monthly’nin zamanında epey gürültü koparan Erkeklerin Sonu isimli makalesinde de ivmenin aynen bu şekilde devam edeceği haberi verilmişti zaten. “Küreselleşme, dijital devrim ve verimlilik artışı, iş tanımlarını kadınların lehine değiştirdi” diyordu makalenin yazarı Hanna Rosin. Bugün, hizmet ve bilgi sektörü esas işler haline geldi. Yani erkeğin gücüyle sağladığı katkıya artık eskisi kadar ihtiyaç yok. Kalan işlerde de kadınlar öne geçiyor. 

Erkekler test sürüşünde

İşte sonuçlar: Kısa bir Google araştırması yapın; alfa kadın-beta erkek makalelerinin pıtrak gibi çoğaldığını göreceksiniz. Boşanma avukatlarına “Gelirleri arttıkça,

kadınlar erkekleri boşuyor mu” diye soruluyor. Evlilik danışmanlarına “Acaba kendini hakir gören erkek daha mı çok aldatıyor” diye danışılıyor… İnsan kaynakları uzmanlarına “Kadın patronla çalışan erkeklerin işyerindeki verimleri düşer mi, düşmez mi” temalı yazılar yazdırılıyor.

Erkeklerin kuruntuları hepsi de. Geçelim bir kalem. Kadınlar binlerce yıldır hak ettiklerini alacak, burası belli. Bize kalan, en fazla geleceğin nasıl şekilleneceği üzerine fikir yürütmek. Örneğin Mundy’nin kristal küresinde şu ayrıntılar vardı: Eve ekmeği getirenler daha çok kadın olunca (ya da kadın daha çok ekmek getirince) erkeklerin yaşam tarzı ve seçim öncelikleri de değişecek. Yeni bir tür domestik erkek yetişecek. Bu erkek çocuk bakımı, temizlik, yemek yapma gibi ev içi görevlere daha çok katılacak. Kariyer planlarını karısına göre ayarlayacak. Hatta bazıları, benzer işi yapan eşleriyle gelir açısından kaybedeceği bir rekabete girmektense paşa paşa evinde oturmayı seçecek.

Mundy, kitabı için konuştuğu birçok erkeğin bu durumdan memnun olduğunu söylüyor. Ofislerinden ayrılıp mutfağa giren mutlu erkekler bunlar. Yalnız bir noktada muhalefet şerhi düşeyim; gül gibi işini bırakıp ek gelir için Avon ürünleri pazarlamaya başlayan Juan örneği (gerçektir!) çok da inandırıcı değil.

İşin bir de öteki tarafı var tabii. Mundy kadınların artık ekonomik avantajları sebebiyle daha seçici davrandığını da söylüyor: “Konuştuğum kadınlar bana doğru erkeği nasıl aradıklarını açık açık anlattı. Bir erkekle evlenmeden önce beraber yaşıyorlar ki, ev hayatında nasıl olduğunu görebilsinler. Beyazları renklilerden ayırıyor mu, sofrayı topluyor mu, bilmek istiyorlar. Cinsel olarak da kendilerini daha güçlü hissediyorlar. Doğru adamı bulana kadar farklı partnerler deniyorlar. Bir tanesi, ‘Erkekleri test sürüşüne sokuyoruz’ demişti.”

Dengeler değişiyor. Bu konuda kalem oynatanlara göre erkekler arasında rekabet arttı, artık kazanan kadınlarla birlikte olmayı daha çok istiyorlar. Güzellik ve hamaratlığın üstüne, yeni bir kriter olarak geliri de yazıyorlar. Kadınlarsa erkekte güzelliği daha çok aramaya başladı. Sonuç: Erkek dergileri, erkeklere yönelik kozmetik ürünleri daha çok satıyor.

Usturayı nasıl kullanacaksınız?

Kısacası erkek bundan böyle böğürtlen topluyor, kadın ava gidiyor. Karısı evde, yemeği tasta, “erkek-erkek”lerin dönemi geçti gitti. Yalnız durum şu ki, o dönem sadece ekonomik olarak geçip gitmedi. Erkeğin av ehliyeti zaten uzun zaman önce elinden alınmıştı. 2010’da New York’ta erkeğin toplumda giderek önemsizleşen rolü üzerine çalışan Erkek Araştırmaları Enstitüsü kurulduğunda, tabuta son çivi de çakılmış oldu. Yani erkek, kadına ekonomik olarak yenildiğinde bitmedi, zaten çoktan tedavülden kalkmıştı.

Bundan sonrası nostalji… “Nerede o eski adamlar” sorusu, popüler kültür alanını son yıllarda yankılar vadisi haline getirdi. Yeni nesil erkeklerin nasıl bir türlü büyüyemediğinden, hedefsiz ve anlamsız bir kitle haline geldiğinden, kadınlar karşısında sürekli bir mağlubiyet hissi yaşadığından bahseden filmler çekildi, kitaplar yazıldı.

Aranızda erkeklerin bu yeni hallerinden şikayetçi olanlar bulunuyorsa bu tür dertlere derman sunanların olduğunu da söyleyeyim. Gözde internet sitesi Art of Manliness, bu hissi ortadan kaldırmak için görev başında. Sitenin yazarları, geçmişin Beyoğlu’na kravatsız çıkmayan erkeğini alıp bugüne getiriyor. Getiriyorlar ki, bu eski tüfekler PlayStation’dan kafasını kaldırmayan üşengeç torunlarına biraz usul erkan öğretsin. Usturayı nasıl kullanacaklar, ayakkabılarını nasıl temizleyecekler, kravatlarını “adam gibi” nasıl bağlayacaklar, nasıl ıslık çalacaklar, alet kutularında neler olacak, vergi işlerini nasıl düzenleyecekler; kulaklar biraz bükülsün.

Salata büfesinden kaçacak erkek lazım

Bu retro dokunuşların da modern erkeği kurtarmadığını düşünenler mevcut. Bir şeyler eksik hissine popüler kültürün her alanında rastlanıyor. Örneğin Dockers’ın 2010’daki manifesto-reklamı, ara gazı verip iki tane pantolon fazla satmak için de olsa, erkekleri fena azarlıyordu (bu bildiri-reklam bu alanda halen geçilmediği için önemli): “Bir zamanlar erkekler pantolon giyerdi, hem de hakkıyla. Kadınlar için kapı tutulurdu, yaşlılar karşıdan karşıya tek başına geçmezdi. Erkekler sorumluluk alırdı çünkü doğaları buydu. Ama artık ne ara yaptıysa, dünya erkeklere ihtiyaç kalmadığına karar verdi. Diskoydu, yağsız latte’ydi derken erkekler pantolonlarını da çıkardı ve erkeklikle androjenlik arasında bir yere sıkıştılar. Ne var ki bugün, cinsiyetsiz toplumumuzun cevap veremediği sorular var. Şehirler çöküyor, çocuklar yaramazlık peşinde, yaşlı teyzeler kaldırım kenarında bekliyor. Artık yetişkinlere ihtiyacımız var. Elindeki plastik çatalı bırakıp salata büfesinden uzaklaşacak, dünyayı kayıtsızlıktan kurtaracak adamlar gerekiyor. Ellerinizi kirletmenin vakti geldi. Erkekliğin çağrısına cevap vermek gerekiyor.”

Tahmin edersiniz, bu reklama feminist çevrelerden epey (ve de haklı) eleştiri geldi. Ne var ki, kampanyanın arkasındaki isimlerden, Dockers yöneticisi Jennifer Sey, geri adım atmadığı gibi bir de karşı manifesto yayımladı: “Mevcut kültürümüz bize çocuk-adamlar sunuyor. Hangover’daki Zach Galifianakis tarzı adamlara ya da Seth Rogen’a bakın. Yeni kahraman tipi o. Uyumsuz. Kötü giyiniyor. Kendi işine bakıyor ki, ortada öyle bir iş yok zaten. Video oyunlarını seviyor, sorumluluktan kaçıyor. Bakımsız, sağlıksız, hedefsiz ve belli ki gurursuz da. Tamam, eğlenceli. Ben de gülüyorum ona. Peki ama erkekler bu tiplemeden rahatsız olmuyor mu?”

Eşiniz sizden çok mu kazanıyor?

Buna gelene kadar, rahatsız olmamız gereken çok şey var. İlk olarak da çifte standart… Hillary Clinton bahsine dönelim de standartların erkek-kadın rollerinde ne kadar aşındığına bir bakalım.

Amerikan siyaset bilimci Dan Cassino’nun kendi üniversitesi Fairleigh Dickinson’da yürüttüğü bir anketin sonuçları epey rahatsız edici. Basit bir seçim anketi aslında bu. Benzerlerinden tek farkı, ankete katılanlara standart soruların yanı sıra “Eşiniz mi daha çok kazanıyor, siz mi” diye sorulmuş olması. Yöntem de önemli elbette. Cassino bu soruyu, katılımcıların yarısına anketin başında, yarısına da sonunda sorduklarını söylüyor.

Sırf bu soru bile anketin sonuçlarını değiştirmeye yetmiş. Şöyle ki: Gelir sorusunun ardından “Trump mı, Clinton mı” sorusuna muhatap olanlar, çoğunlukla Trump’ı tercih ederken, gelir sorusunu en sonda duyanlar ezici biçimde Clinton’cı çıkmış. Bu işin bir de sağlaması var. Sorudan Clinton’ı çıkarıp Demokrat Parti’nin önseçimdeki diğer adayı Bernie Sanders’ı koyduklarında, sonuçlar, gelir sorusuna bağlı olmaksızın birbirine denk gelmiş.

Cassino anketi hazırlarken “gelir” sorusunun cevabını umursamadıklarını anlatıyor: “Sorunun ankette yer almasının nedeni, erkeklerin cinsiyet rolleri hakkında kendilerini tehlikede hissedip hissetmediklerini görmekti. Çünkü aile reisliği Amerikan erkeğinin on yıllardır dayanak noktası.”

Sonuç maalesef riyakarlık. Rolünü tehlikede gören erkekler direksiyonu hemen riyakarlığa çevirmiş. İşte bu kadar kırılgan bir şey erkeklik. Ama zaman akıp gidiyor, hayat müşterek; çoluk çocuk, torun torba aileler büyürken, kırılgan şeyleri etrafta bırakmamak lazım.