Kelsey Niziolek; Getty Images
Eğer bunu okuyorsanız, muhtemelen protein sizin için öncelikli konulardan biri. Kas yapımını destekler, iştahı kontrol eder ve toparlanmayı hızlandırır; bu yüzden protein odaklı beslenme geçici bir trend olmaktan çok bir yaşam tarzı haline gelmiş durumda. Ancak Amerika’da yaşayan yaklaşık üç milyon kişinin sahip olduğu Inflammatory Bowel Disease (IBD), yani ülseratif kolit gibi durumlar söz konusu olduğunda, bu protein odağı farklı bir anlam kazanıyor.
Bir yandan kronik iltihaplanma ve emilim sorunları protein ihtiyacını artırabilir. Ataklar hızlı kilo kaybına yol açabilir ve bu da kas kaybını beraberinde getirebilir; bu nedenle mümkün olduğunca fazla protein almak mantıklı görünebilir. Ancak bazı protein açısından zengin besinler ya da basitçe fazla protein tüketimi, zaten hassas olan bağırsakları daha da tahriş edebilir.
Peki bu kadar shake ve et tüketimi gerçekten faydalı mı, yoksa farkında olmadan durumu daha mı kötüleştiriyor?
Bağırsak duvarınız iltihaplıysa, daha fazla protein her zaman daha iyi değildir. Gastrointestinal cerrah ve LOAM’in kurucusu Karan Rajan şöyle açıklıyor: “Tükettiğiniz proteinin büyük kısmı ince bağırsakta parçalanıp emilmek üzere tasarlanmıştır. Ancak diyetiniz aşırı protein içeriyor ve lif açısından fakirse, bu proteinin bir kısmı kalın bağırsağa geçebilir.” Bu durum iltihaplanmaya ve şişkinlik, kramp, ishal veya mide bulantısı gibi semptomlara yol açabilir.
Washington DC’de AEH Nutrition’ın sahibi ve gastrointestinal diyetisyen Adrian Hernandez de, yeterince sindirilemeyen proteinin gaz ve ani tuvalet ihtiyacına neden olabileceğini ekliyor. Ona göre fazla protein, proteini amino asitlere parçalayan pepsin ve proteaz enzimlerinin üretim kapasitesini aşabilir. “Sonuç olarak sindirilemeyen protein kalın bağırsakta fermente olur ve amonyak ile hidrojen sülfür gibi bileşikler üretir. Bu da kükürt kokulu gazlara yol açar,” diyor. “Yüksek hidrojen sülfür seviyeleri ayrıca kalın bağırsak hücrelerine zarar vererek mukozal hasar ve iltihap riskini artırabilir.”
Peki güvenli aralık nedir? Hernandez’e göre IBD hastalarının genellikle vücut ağırlığının kilogramı başına 1,2 ile 1,5 gram protein tüketmesi önerilir (ancak bu miktar fiziksel aktivite düzeyi ve kişisel faktörlere göre değişebilir).
Sadece gram miktarı önemli değil. Tükettiğiniz protein türü de semptomlarınız ve genel sağlığınız üzerinde büyük etkiye sahip. Kırmızı et (özellikle yağlı kesimler), ülseratif kolit hastaları için en büyük risk faktörlerinden biri. Bu nedenle sınırlandırılması ya da tamamen kaçınılması önerilir. Hernandez’e göre yüksek tüketim, muhtemelen doymuş yağ içeriği nedeniyle hem IBD hem de kolon kanseri riskini artırır. Ayrıca kronik iltihaplanma nedeniyle IBD hastalarında kolon kanseri riski zaten daha yüksektir.
Şarküteri ürünleri ve işlenmiş etler de riskli kategoride yer alıyor. Adrian Hernandez’e göre bu ürünlerde bulunan koruyucular ve katkı maddeleri hem iltihap artırıcı hem de potansiyel olarak kanserojen olabilir. Ne yazık ki pratik protein kaynakları olarak görülen barlar, shake’ler ve protein tozları da bağırsaklar için her zaman iyi değil. “Bu ürünler ilave şekerler, yapay tatlandırıcılar, emülgatörler, koruyucular ve özellikle barlarda yüksek miktarda yağ içerebilir,” diyor Hernandez. Tüm bunlar semptomları kötüleştirebilir. Tamamen bırakmak istemiyorsanız, içeriği mümkün olduğunca sade olan seçenekleri tercih edin ve tüketimi sınırlı tutun.
Ancak tablo tümüyle karamsar değil. IBD’ye sahip kişiler için uygun olan birçok protein kaynağı da var. Karan Rajan’a göre tavuk ve hindi gibi yağsız etler, yumurta ve balık (özellikle somon ve sardalya gibi omega-3 açısından zengin olanlar) genellikle güvenli seçeneklerdir. Alabama, Birmingham’da IBD yönetimi üzerine çalışan diyetisyen Sophie Dolan ise şöyle ekliyor: “Hayvansal olmayan proteinleri de unutmayın. Tofu, fasulye, baklagiller, mercimek ve fıstık ezmesini tolere edebildiğiniz ölçüde diyetinize ekleyerek protein ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.” Ancak bu bitkisel kaynakların bazıları lif açısından yüksek olduğu için, özellikle atak dönemlerinde iyi tolere edilmeyebilir. Bu nedenle bu gıdaları yavaş yavaş diyete eklemek ve semptomlar arttığında geri çekmek önemli.
Süt ürünleri ise kişiden kişiye değişir. Bağırsak sağlığı açısından tartışmalı bir itibara sahip olsa da, 2024 yılında yapılan 37 çalışmayı kapsayan bir meta-analiz, süt ve süt ürünlerinin Inflammatory Bowel Disease üzerinde olumsuz bir etkisine dair net bir kanıt bulamamıştır. Hatta bazı çalışmalar süt ve yoğurdun ulcerative colitis riskini azaltabileceğini öne sürmektedir.
Ülseratif kolit hastalarının protein tüketiminde hem miktar hem de tür açısından daha dikkatli olması gerekir. Ancak bu, sürekli endişe edilmesi gereken bir konu olmak zorunda değil. Amaç proteinden korkmak değil, onu kişiselleştirmek. En iyi seçenek, IBD konusunda uzman bir diyetisyenle çalışmaktır. Alternatif olarak, hangi gıdaların semptomları tetiklediğini anlamak için bir besin günlüğü tutabilirsiniz. Dr. Rajan’a göre bu süreç, yaygın tetikleyicileri geçici olarak diyetten çıkarmayı ve ardından semptomları izleyerek yavaş yavaş yeniden eklemeyi içerebilir. Bu yöntem zamanla hangi gıdaların iyi tolere edildiğini ve hangilerinin sindirim sorunlarını artırdığını anlamayı sağlar.
Herkese uyan tek bir IBD diyeti yoktur, diyor Dolan. Ayrıca atak döneminde tüketilen protein ile remisyon dönemindeki proteinin etkisi farklıdır. Atak sırasında daha nazik proteinler ve düşük lif tercih edilmelidir. Remisyon döneminde ise seçenekler genişletilebilir ve yeni gıdalar yavaş yavaş denenebilir.
Sonuç olarak ölçülü olmak her zaman avantaj sağlar. Antrikot yerine somon tercih etmek ve sosyal medyada ya da market raflarında karşınıza çıkan protein takviyelerinin çoğunu azaltmak iyi bir başlangıç noktasıdır.
BU İÇERİK İLK OLARAK GQ US WEB SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.