Yılın Sporcusu: Didier Drogba

Bu topraklara ayak bastığında zaten dünya futbolunun en önemli isimlerinden biriydi. Burada daha da büyüdü; hangi camiaya gönül verirse versin, tartışmasız tüm futbolseverlerin sevgilisi oldu. Didier Drogba o. Şimdi lütfen biraz sessizlik; huzurlarınızda başarı için yaratılmış bir adamın hikayesi...

06 Aralık 2013

Yılın Sporcusu: Didier Drogba

Didier Drogba’nın hikayesini bilmeyen futbolsever yoktur. Yedi yaşında, yanında yaşadığı amcasıyla gittiği bir futbol maçında, ilk görüşte aşk. 15 yaşında Fransız Levallois takımının sağ bek açığını doldurmaya çalıştığı günler. Eski bir futbolcu olan amcası Michel Goba’nın “Futbolcu olacaksan her zaman en önde oynayacaksın Tito, insanlar en çok gol atanları sever” ısrarı. 20 yaşında profesyonel futbolculuk kariyerine adım atışı. Önce Le Mans, sonra Guingamp günleri. Ve Marsilya. Korkunç yetenekli bu gencin hayranlık uyandıran performansına kayıtsız kalamayan büyük kulüplerin ardı arkası kesilmeyen teklifleri. Kabaran vefa duygusuyla Marsilya’nın Maldini’si olmayı istediğine dair açıklamalarına rağmen kaderin onu karşı koyamayacağı bir isimle buluşturduğu an. Marsilya-Porto maçında tünelde kolundan tutarak “Senin gibi bir oyuncuya ihtiyacım var, kardeşin ya da kuzenin var mı?” diye soran José Mourinho ile tanışmanı anı. Gülerek, “Yok ama belki bir gün beni satın alabilecek bir takımın başına geçersin” demesi. Chelsea’nin başına geçen Mourinho’nun Drogba için 44.5 milyon euro’yu gözden çıkarması. Kulüp tarihinin en pahalı üçüncü transferi olan Didier Drogba’nın 8 sene içinde takımına 3 Premier Lig Şampiyonluğu, 4 Federasyon Kupası, 2 Lig Kupası, 2 Community Shield Kupası ve 1 Şampiyonlar Ligi Kupası kazandırması. Kısa süren bir Çin macerası. Ve sırtında sarı-kırmızı formayla, elini kalbinin üzerine götürerek tribünlere Metin Oktay selamı verdiği an…

Bu işi profesyonel olarak yapan, hele ki iyi yapan birçok oyuncunun gözünde, futbolu ne kadar çok sevdiğini görebilirsiniz. Didier Drogba da onlardan biri. Farkı, yaptığı işe ve işini iyi yaptığı için kendine duyduğu saygı. İlerleyen yaşına rağmen kendine bu kadar iyi bakıyor olmasının nedeni de bu.

Ona kendine saygı duymayı öğreten ismi tahmin etmekse hiç de zor değil. “Mourinho’yla tanıştığımda bence daha yolun başındaydım. O zamanlarda bile bana en iyi olacağıma inandığını hissettirirdi. Kendimi keşfetmemi sağladı. Bana futbola dair çok şey öğretti. Ama hepsinden ötesi, bana saygı duyduğunu hissettirerek benim de kendime saygı duymamı sağladı” diyor. José Mourinho, Drogba’nın hayatında en az amcası kadar yer etmiş bir baba figürü. Birbirlerine yakın iki karakter. Mourinho’nun eleştirilmekten hiç ama hiç hoşlanmadığını dünya âlem biliyor. Drogba ise mesafeli ve umursamaz tavırlarına rağmen eleştirilmeyi, övülmeye tercih ettiğini söylüyor. Çünkü övgüler sadece kendini iyi hissetmesini sağlarken, eleştirilerin daha iyi bir insan ve daha iyi bir oyuncu olmasını sağladığına inanıyormuş.

Hayatı sürekli kendine yeni hedefler koymak ve o hedefleri gerçekleştirmek üzerine kurulu. Durmadan, yorulmadan, pes etmeden yoluna devam etmesinin sırrı bu. Chelsea formasıyla son senesinde, hedefinin Şampiyonlar Ligi kupasını kazanmak olduğunu açıklamıştı, kazandı. O zaferin ardından hayatındaki en uzun soluklu ilişkisini bitirdi ve takımdan ayrıldı. Çin’e gitmeye karar verdiğini açıkladı. Bu, onun karakterinde ve ilerleyen yaşına rağmen fiziksel performansını üst düzeyde tutabilen bir dünya yıldızından beklenmeyen bir karardı. Birçok futbolseveri hayal kırıklığına uğratmıştı.

“Yeni insanlar tanımak, farklı oyuncularla oynamak, farklı teknik direktörlerle çalışmak, farklı rakiplere karşı mücadele etmek... Bunlar çok değerli tecrübeler. Çünkü ancak yeni şeyler öğrenmeye devam ettiğiniz sürece var olabilirsiniz” dediğinde, az da olsa pişman olup olmadığını soruyorum. “İnsan deneyerek, yanılarak, hata yaparak öğrenir. Hayatımda pişmanlık duyduğum hiçbir şey yok” diye cevap veriyor. Şimdiki hedefini sorduğumdaysa “Galatasaray’a geldiğimde hedefim şampiyon olmaktı, olduk. Bu sene hedefim tekrar şampiyon olmak, haberiniz olsun” diye yanıtlıyor.


Yetenek eşit dağıtılan bir şey değildir

Peki ya beş sene sonrası? Hâlâ futbol oynuyor olurmuş, oynayabildiği kadar uzun yıllar oynayacakmış. “Sonrasında ne olacağını kim bilebilir ki” dediğinde kadere inandığını fark ediyorum. Ama hayat ona kaderini başkalarının eline bırakmamayı küçük yaşlarda öğretmiş. Engellenemez liderlik dürtüsünün özünde yatan, tam da bu.

Almanların efsane ismi Franz Beckenbauer, Galatasaray- Kopenhag maçıyla ilgili, Drogba’nın maç öncesi sahada taktik vermesini eleştirmişti. “Bir futbolcu bir takımın lideriyse kendi istediği için değil, diğer 10 oyuncu onun öyle olmasını istediği için liderdir” diyerek bu konunun üzerinde fazla durmadığını hissettiriyor. “İstekli ve iyi niyetli olmanız lider olmanız için yeterli değil, kendinizi kabul ettirmeniz gerekir. İlham verici, motive edici süslü cümleler kurarak kendinizi kabul ettiremezsiniz. Çünkü insanlar sizi söylediklerinizle değil, yaptıklarınızla değerlendirirler. İyi bir lider başkalarını dinlemeyi bilir, onlara yardım etmeye hazır olduğunu hissettirir ve alçakgönüllüdür” diyen bu adam, iç savaş sürecinde oynadığı arabulucu rolü ve kurduğu vakıf aracılığıyla gerçekleştirdiği hayır işleriyle ülkesindeki en popüler ve en güçlü figür. Öyle ki, 2010 yılında TIME dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri olarak gösterildi.

Kendisiyle ilgili farkındalığı çok yüksek. Sahadaki lider duruşunun, onu diğer yetenekli futbolculardan farklılaştıran özelliği olduğunun bilincinde. Son olarak Avrupa’nın en önemli ödüllerinden biri olan Altın Ayakkabı’yı kazanan Drogba’nın; Casillas, Eto'o, Klose, İniesta, Ronaldo, Pirlo, Lampard, Beckham, Trezeguet gibi birbirinden yetenekli dünya yıldızlarını, bu duruşu sayesinde geride bıraktığını söylemek yanlış olmaz. Eğer iş sadece sahada bitiyor olsa, liderlik vasıflarını yıllar içinde kazandığı tecrübelerle elde ettiğini söylerdim. Ama öyle değil. Yürüyüşü, konuşması, gülüşü, hatta poz verirkenki tavırları bile “Lider olunmaz, doğulur” dedirtiyor.

Aklıma, futbolu bu kadar seven bir adam nasıl bir teknik direktör olurdu sorusu geliyor. Bünyesinde güçlü liderlik vasıfları barındırmasına rağmen teknik direktörlüğüyle ilgili şüphe duymama neden olan tek şey, gözlerindeki “Sadece en iyi, yeterince iyidir” bakışı. Kendisi kadar iyi olmayan oyuncularla sorun yaşayabilir diye düşünmeden edemiyorum. Kitabına uygun bir cevap veriyor: “Yetenek eşit dağıtılan bir şey değildir. Her futbolcu gibi her teknik adam da birbirinden farklıdır. İyi bir teknik direktör, sahip olduğu her futbolcudan, alabileceğinin en fazlasını alabilendir.”

Futbol oyun değil, gerçek

35 yaşında, 27 uluslararası ödül sahibi birine, “Kendinle ilgili değiştirmek istediğin bir özelliğin var mı?” diye sorarken biraz zorlanıyorum. “Eminim her insanın vardır. Ama önemli olan, insanın kendini olduğu gibi kabul edebilmesi” diyor. Hep böyle kal diyeceğiniz nadir adamlardan biri o. Üstelik çok da prestijli bir marka. David Beckham kadar yakışıklı değil belki ama yaptırım gücü kesinlikle ondan çok daha yüksek.

Son olarak, ünlü iç giyim markası HOM, seçkin bir iç çamaşırı kreasyonuna Didier Drogba adını verebilmek için elde ettiği tüm geliri Drogba’nın vakfına bağışlamayı kabul etti. Vakfın yaptığı yardımların, Fildişi Sahili Devlet Başkanı’nın ülkesi için yaptıklarından bile fazla olduğu iddia ediliyor. 

Büyük İskender’in bir lafı vardır: Gerçekleşmesinin imkansız olduğunu düşündüğün bir hayalin olmamışsa, henüz gerçek bir hayal düşleyememişsin demektir. 70’lerin sonunda Fildişi Sahili’nde doğan bir çocuğun, adını dünyanın en büyük futbolcuları arasına yazdırmayı istemesi, işte böyle bir şeydir. 11 Mart 1978’de Abidjan’da doğan Tito’nun hikayesi, “gerçek bir hayal” düşlemesiyle başlar. Tito’nun hikayesi; annesinden, babasından, doğduğu topraklardan ayrılmak zorunda kalan küçücük bir çocuğun, futbolcu amcasının yanında oradan oraya sürüklenişinin öyküsüdür. Annesinin beş yaşındaki oğlunu çok uzaklara göndermeye boyun eğmesi de, babasının okulunu bitirene kadar profesyonel futbol hayatına adım atmasına müsaade etmemesi de, oğullarını koruma içgüdüsüdür. Tito’yu hikayenin sonunda Didier Drogba’ya dönüştürense yeteneği değil, zorluklarla mücadele etme azmidir.

Kendi hikayesine yazılabilecek en güzel sonu yazan bu adam, yıllardır ülkesindeki diğer çocukların hikayelerine de mutlu sonlar yazmak için varını yoğunu ortaya koyuyor. Çünkü o ve onun gibi çocuklar için futbol oyun değil, gerçektir.


Erkek Dünyasına Enerji Yüklemesi: MOSCHINO [tv] x H&M

RÖPORTAJ | Erkek Dünyasına Enerji Yüklemesi: MOSCHINO [tv] x H&M

7 numara: Cristiano Ronaldo

RÖPORTAJ | 7 numara: Cristiano Ronaldo

Şeytan Diablo giyer

RÖPORTAJ | Şeytan Diablo giyer

Hızlı ve soğukkanlı: Ali Türkkan

RÖPORTAJ | Hızlı ve soğukkanlı: Ali Türkkan

Yeni jenerasyon Tekindor

RÖPORTAJ | Yeni jenerasyon Tekindor

Band of Outsiders Ye ni len di

RÖPORTAJ | Band of Outsiders Ye ni len di

Daha Fazla Göster