Ben bilmem, benliğim bilir

Ayakları yere basan bir uçuk. Oksimoronun Türkçe sözlükte karşılığı olsa, tam oraya vesikalık fotoğrafı yapıştırılası insan Nurgül Yeşilçay, “bilinçli şuursuzluğun” derinliğinden bildiriyor.

28 Kasım 2012

Ben bilmem, benliğim bilir

Çırağan Oteli’nin Saraylar Bölgesi’ndeyiz. Grandiyöz lobideki şatafatlı koltuklardan birine, üzerinde bornozla çökmüş Nurgül Yeşilçay, bacak bacak üstüne atmış, ayağındaki havlu terliği sallayarak, çekim için ışığın kurulmasını bekliyor.

Bütün gün böyle geçecek: Çekim için giyip çıkardığı danteldi, deriydi, lateksti; iç giyim ünitesinden (!) hallice kıyafet ve aksesuarların üzerine geçirdiği bornozuyla, Çırağan Sarayı’nda bir aşağı, bir yukarı dolanmakla...

Yeşilçay, çok iyi bir oyuncu. Köy evinde de, tek göz gecekonduda da, asmalı-asmasız bilumum konakta da, sarayda da... Her neredeyse, tüm aidiyetiyle: Orada. Ha, tercih kullanmak gerekirse saray ortamı, dimağının tadına daha layık; ayrı...

“Seviyorum şaşaayı” diyor, “Artist olmasaydım büyük ihtimal otrişlerle dolaşırdım. artist olduğumdan kendimi saklamam gerekiyor maalesef! Sinemanın da şenlikli bir şey olması gerektiğine inanıyorum ben, karnaval olduğuna. Fellini’ye falan bayılıyorum. O sümükleri akan, sıfır makyaj gerçekçi sinema halinden sıkıldım galiba. Müzikallere ölürüm mesela. Yedi Kocalı Hürmüz’ü de öyle bulmuştum zaten. Sinema büyülü bir şey olmalı, anti gerçekçi... Kusturica’nın Underground’da yaptığı gibi, savaşı adamın birinin kıçına çiçek sokarak anlatsın bana sinema, kıçı kıç olarak görmek istemiyorum. Büyük olsun her şey: Kostümler, makyajlar, el kol hareketleri...”

Çekim boyunca ne isteniyorsa, kasım ayazında iç çamaşırıyla pencere pervazına tırmanmak dahil, ikiletmeden, mükemmel bir beceriyle yapıyor, sonra da ne menem bir “inek öğrenci” olduğuna dair kendiyle dalga geçiyor: “Ben teşhisi konulmuş obsesif kompülsifim, işime yansıtıyorum bunu Allah’tan. Eğer böyle değerlendiremeseydim, hayatta işim daha zor olabilirdi. Bana bir sorumluluk ver, dön arkanı git. Başka türlüsünü beceremiyorum.”

Röportajın devamı GQ Aralık sayısında