İkon: Enzo Ferrari

Robert De Niro’ya, oyuncu olmanın en güzel yanını sormuşlar; “Canlandırdığın karakterin hayatını hiçbir bedel ödemeden yaşamanı sağlaması” demiş. Bugünlerde üzerinde çalıştığı senaryodaki rolünü öngörmüş olmalı. Usta oyuncuyu, önümüzdeki sene bu zamanlar, Hollywood’un hiçbir masraftan kaçınmadan beyazperdeye yansıtacağı bir hayat hikayesinde başrolde izleyeceğiz. Yeryüzündeki milyonlarca insanın içine kor ateş düşüren, hayallerini sil baştan şekillendiren, fizik kurallarını altüst eden bir efsaneye can verecek. Enzo Ferrari, babasının tamirhanesini dev bir imparatorluğa dönüştürmüş, o imparatorluğun gösterişinin arkasına saklanmış, kendini kendinden bile gizlemiş bir adam. Her birini oğluna ithaf ettiği oyuncakların pistlerde tozu dumana katışını sessizce uzaktan izleyen bir baba. “Büyük acılar sessizdir” der bir İtalyan atasözü.

20 Temmuz 2015

İkon: Enzo Ferrari

Soranlara gazeteci olmak istediğini söylüyordu ama geceleri başını yastığa koyduğunda kendini opera söylerken hayal ediyordu. Demiryolunda işçi olarak çalışan Alfredo Ferrari, küçük oğlunun bu hayalperest tavırlarından pek hazzetmese de, zehir gibi bir hafızası olmasından oldukça memnundu. Büyük oğlu Dino’nun baba mesleğini sürdürmeye hevesli olmasından keyif alsa da, ufaklığın tamir işleriyle yetinmeyeceğinin farkındaydı. Yine de kafası matematiğe bu kadar basan bir çocuğun gazeteci olmak istemesini bir türlü sindiremiyordu. Her konuda evde son sözü söylemesine rağmen, 10 yaşındaki oğlunun idealistliğine içten içe hayranlık duyuyordu. Belki de bu yüzden karşısına alıp konuşmak yerine, onu elinden tutup otomobil yarışına götürmeyi tercih etti. Oğlunun yarış alanındaki mühendislere özenmesini umut etmişti ama Enzo gözünü pilotlardan alamıyordu. Yarışın sonlarına doğru babasının kulağına eğildi ve büyüyünce ne olmak istediğine karar verdiğini fısıldadı. Babası gülümseyerek, iyi bir pilot olmanın yolunun mekanik okumaktan geçtiğini söyledi. O araçlardan birinin direksiyonunda olmak için ne gerekiyorsa yapmaya razıydı. Alfredo Ferrrari dolaylı olsa da amacına ulaşmıştı. Ama muhtemelen o sırada sadece oğlunun hayatını değil, otomobil endüstrisini tamamen değiştirdiğinin farkında değildi.

Yazının tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Temmuz sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...


Enzo’nun yarış pilotu olma hayallerine ilk darbeyi 1. Dünya Savaşı vurdu. Babasının işlerine yardım eden abisi ambulans şoförü olarak orduya alınınca, onun yerini doldurmak ailenin küçüğüne düştü. Savaş ekonomik olarak aileyi çok zorluyordu. Ordudan gelen haberler de iyi değildi, salgın hastalıklar başlamıştı. Alfredo Ferrari ailesini korumak ve ordudaki oğlunu düşünmekten kendi sağlığını düşünmez olmuştu. Doktorlar akciğer hastası olduğunu fark ettiklerinde çok geç kalınmıştı. Enzo, babasını kaybettikten kısa bir süre sonra abisinin de orduda salgına yenik düştüğü haberini aldı. 18 yaşındaydı. Okuması için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmayan, el üstünde tutulan zeki çocuğun hayatı bir anda altüst olmuştu. Oturdukları ev dışında hiçbir birikimleri yoktu. Ailenin kalan tek erkeği olduğu için orduya gitmek zorunlu değildi ama çaresizdi. Annesinin maddi yardım alabilmesi için kendi isteğiyle cephedeki yerini aldı. Kısa süre önce büyük oğlunu ve kocasını kaybetmiş olan Adalgisa Ferrari, küçük oğlunu savaşa göndermek zorunda kaldıktan iki sene sonra bir mektup aldı. Enzo Ferrari, tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanmıştı ve Bologna’da ümitsiz vakaların sevk edildiği bir hastanede ölüme terk edilmişti. Bu, herhangi biri için hikayenin sonu olurdu. Ama o herhangi biri değildi. Mektuptan birkaç ay sonra kapı çaldığında Adalgisa, oğlunun ölüm haberini vermeye gelen bir askeri beklerken karşısında bitap düşmüş oğlunu buldu.

Genç adam, Azrail’le pazarlığında, uzun bir ömre karşılık kendinden bir şeyler teklif etmiş olmalıydı. Gülmüyordu. Ağlamıyordu. Öfkelenmiyordu. Duygularından tamamen arınmış gibiydi. Çok ağır bir hastalık geçirmişti ve fiziksel olarak güçsüzdü. Ama hayatın sillesini yedikçe güçlenmişti. 20’li yaşlarının başındaydı. Yaşıtlarının aksine etrafında onu koruyup kollayacak kimsesi yoktu. Savaşın yaralarını saran bir ülkesi ve bakmakla yükümlü olduğu bir annesi vardı.

İtalyan otomotiv devi Fiat’ın teknik ekibine başvurdu. Savaştan dönen, ekonomik krizde can derdine düşmüş onca insan arasında şans bulamadı. Ama reddedilmek, hayallerinin peşinden koşmasını engellemedi. Varoluş nedeninin yarış pistlerinden geçtiğine olan inancını asla yitirmedi. Milano’da küçük bir otomobil üreticisinin teknik kadrosunda işe girdi. Zor da olsa annesini ikna etti, oturdukları evi satarak ikinci el bir Alfa Romeo aldı. Yerel yarışlara katılmaya başladı. Pistlerde büyük işlere imza atmıyordu belki ama güçlü iletişim yeteneğiyle sosyal çevresi çok hızlı genişliyordu. Savaşta kullanılan teknolojilerin yarış otomobillerine nasıl adapte edilebileceğiyle ilgili söyledikleri, Alfa Romeo mühendislerinin kulağına gitti. Teknik kadroda çalışması koşuluyla yedek pilot olarak bazı yarışlarda boy göstermesine müsaade edeceklerini söylediler.

Yazının tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Temmuz sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...


Bir yıldız doğuyor

Enzo istediğini elde etmiş, çocukluk hayaline kavuşmak için büyük bir adım atmıştı. Özellikle keskin virajlardaki gözü pek tutumu herkesin yüreğini ağzına getirse de, bir-iki sene içinde hayli tecrübe ve sağlam bir hayran kitlesi edindi. Ama elindekiyle yetinmeyi bilmeyen genç adam huzursuzdu. Mevcut otomobillerin hiçbirini beğenmiyor, yenilikleri yeterli görmüyordu. Çocukluk hayali onun tatmin etmiyordu. Dünyanın en hızlı yarış otomobillerini üretmeyi kafaya koymuştu. Ama bunun için şirket içindeki prestijini artırmanın bir yolunu bulmalıydı. Satış ekibine geçip özel müşterilerden sorumlu olmayı talep etti.

Güzel bir otomobili olan, şık takım elbiselerle gezen ve ülkenin en zengin adamlarıyla yemek yiyen bir işadamına dönüşmesi, sosyal çevresini ve birlikte olduğu kadın profilini de değiştirmişti. Annesi varlıklı bir ailenin kızıyla evlenerek çocuk sahibi olması yönünde ciddi baskı yapıyordu. Enzo annesinin evlilik konusundaki tavsiyesini dinledi. Bir iş seyahatinde tanıştığı Laura Garello’yla gizlice evlendi. Kimileri bu genç kadının soylu bir ailenin çocuğu olduğunu ama evlatlıktan reddedildiğini, kimileriyse hayat kadını olduğunu iddia etti. Adalgisa Ferrari, geçmişi hakkında tek bir kelime bile etmeyen ve oğlunu gizlice evlenmeye ikna eden Laura’yı hiç kabullenmedi. Oğlunun yanına taşınarak gelininin hayatını karartmaya karar verdi. İki kadın arasındaki kavga gürültü Enzo’yu ev hayatından uzaklaştırdı, işine daha da odaklanmasına ve sabahlara kadar çalışmaya başlamasına neden oldu.

Satış müdürü kimliğiyle kurduğu sağlam bağlantıları yarış pistlerinde kullanmasının vakti gelmişti. Sportif direktör olarak atanan Enzo Ferrari’nin, ilk iş olarak Fiat’ın dâhi mühendislerini Alfa Romeo’ya transfer etmesi şirket içindeki yerini sağlamlaştırırken, basının iş etiğini sorgulamasına neden oldu. Bu hamlesi, yıllar sonra, savaş sonrası yüzüne kapanan kapının intikamı olarak yorumlanacaktı. Öyle ya da böyle, yarış pistlerinde İtalya’nın en köklü otomobilleri, Enzo Ferrari liderliğinde üretilen modellerin tozunu yutuyordu. Ferrari soyadı pistlerde hatırı sayılır bir şöhrete ulaşmıştı. Alfa Romeo yönetimiyle masaya oturdu, kendi şirketini kurmaya hazırdı. İş planı cesurdu. Yarış pilotlarını ve teknik ekibini yetiştireceği bir oluşum kuracak, Alfa Romeo’nun araçlarını modifiye ederek Ferrari markasıyla yarışlara katılacaktı. Alfa Romeo yönetim kurulundaki eski çınarlar bu alışılmadık teklife sıcak bakmadılar, kendilerine rakip yaratmak istemiyorlardı. Ancak genç kuşak bu aklına koyduğunu yapan adamı karşısına almak yerine işbirliğine gitmeyi uygun gördü. Ezeli rakipleriyle anlaşmasını istemiyorlardı. Bağlayıcı maddelerin konulduğu sözleşmeye atılan imzalar Ferrari markasının doğuşunu ilan ediyordu.

Yazının tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Temmuz sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...