Cazın ele avuca sığmaz çocuğu

Caz standartlarını melodik pop ve rock’la buluşturan eşsiz müziğinden mi, yoksa sahneden taşan enerjisinden midir bilinmez, Jamie Cullum insanları başka türlü coşturan bir adam. Genç yaşında kariyerine sığdırdığı biri Grammy, ikisi Altın Küre olmak üzere sayısız ödülü de onun farkının tescili. Dolayısıyla hakkında daha fazla şey bilmekte fayda var.

29 Nisan 2015

Cazın ele avuca sığmaz çocuğu

Kabul edelim, bu ülke insanının caz müzikle arası hiçbir zaman mükemmel olmadı. Güzelim müziği “Caz yapma!” gibi olumsuz bir söze alet etmemizden belli. Ama o kadar da umutsuz vaka değiliz. Her yıl düzenlenen Akbank Caz Festivali sağ olsun, ülkemize gelip giden dünyaca ünlü caz sanatçılarıyla tanıştık, onları dinledik ve bence bu müziği daha çok sevdik.

Ülkede bu alanda güzel şeyler olmaya da devam ediyor üstelik. Geçen ay Nişantaşı’nda açılan St. Regis Istanbul, New York’ta açılan ilk şubesinden bu yana “Jazz Legends at St. Regis” geceleriyle meşhur. Buna vurgu yapmak için, otelin açılış gecesinde dünyaca ünlü caz sanatçısı Jamie Cullum sahnedeydi. Onu muhtemelen siz de benim gibi geçen yıl geldiği caz festivalindeki sahne şovundan hatırlayacaksınız. Kıpır kıpır halleri, enerjik ve sempatik tavırlarıyla Cullum, sahnede yalnızca müzisyen olarak değil, bir şovmen olarak da kendine hayran bırakmıştı.

Sahneden herkese, her şeye yetişen, piyano çalarken şarkı arasında “Sizi seviyorum” diye bağıran, piyanosunun üstüne fırlayan, dans eden, bir anda hayranlarının arasına karışan, kıpır kıpır bir adam... “Konser nasıl verilir”in ayaklı kanıtı sanki. Sohbet için buluştuğumuzda kendisine o konseri hatırlatıyorum: “Kabul ediyorum, ben Justin Timberlake gibi görünmüyorum, dünyanın en iyi piyanisti de değilim. Fakat sahnede bir başka oluyorum işte, dinleyicilerle iletişim kurabiliyorum. O konuda tevazu gösteremem.”


Türkiye beni şaşırttı

Bu, Cullum’ın buralara üçüncü gelişi. Bahsettiğim o konserde biraz korkmuş olduğunu itiraf ediyor: “Gelmeden önce Türkiye’de insanların çok da caz meraklısı olduğunu düşünmüyordum, daha doğrusu bana söylenenler bu yöndeydi. Ama konser salonu tıklım tıklımdı ve insanların söylediğim her şarkıya eşlik etmesine inanılmaz şaşırmıştım.”

Jamie Cullum’ın genç yaşında kariyerine sığdırdığı biri Grammy, ikisi Altın Küre olmak üzere sayısız ödülü var. Böyle bakınca illa bir eğitim almıştır diye düşünüyor insan ancak işin aslı öyle değil.

Bir gün ağabeyi piyano çalarken yanına yanaşıp kendisine de öğretmesini istemiş. Bir boynuzun kulağı geçme hikayesinin başrolü kendisi yani: “Ağabeyim o gün sevdiğim bir dizinin müziğini çalıyordu, belki de bu yüzden o anda piyano dikkatimi çekti ve bana da öğretmesini istedim.”

Müzik yolculuğu böyle başlamış Cullum’ın. İlk albümü yalnızca 480 sterlin harcanarak 500 kopya bastırılmış. Şimdi bu denli az olduğu için o ilk albümün orijinal kopyaları eBay’de 600 sterline alıcı buluyor.


Rahatlık, yaratıcılığın katili

İlk albüm sonrası, Nisan 2003’te ilk kez çıktığı bir televizyon programında öyle sıkı bir performans sergiliyor ki hemen Universal’la üç albümlük bir sözleşme imzalıyor. Ertesi yıl yayımlanan Twentysomething ve 2005’teki Catching Tales’le İngiltere’de bugüne kadar en çok albümü satılan caz sanatçısı statüsüne ulaşıyor. Bu noktada programın sunucusu Michael Parkinson’a ne kadar minnettar olduğunu da yeniden belirtiyor: “Bana güvendi, onca isim arasından beni seçip programına davet etti. Etmeyebilirdi de... Onun bu kararı benim için dönüm noktası oldu.”

Jamie Cullum’ın Yahudi büyükannesi, zamanında Berlin’de gece kulüplerinde şarkı söylermiş. Nazi katliamı sonucu Kudüs’e kaçmış. Annesiyse Myanmar’da Japon istilasından kaçıp İngiltere’ye sığınan Hint bir babanın kızı. “Çok şükür, benim hiçbir yerden kaçmama gerek kalmadı” diyor. Kaçtığı bir yer değil ama kaçındığı bir şey var: Rahatlık. Çünkü rahatlığı yaratıcılığın düşmanı olarak görüyor.

“Bu sizi yormuyor mu?” diye soruyorum: “Beni yoran şey, sıradanlık. En çok önemsediğim şey, müziğimi büyütmek. Ben yaş alırken müziğim de büyüsün, gelişsin, yaş alsın istiyorum. Rahat takılırsam büyüyemem.”

İlk zamanlar çeşitli otoritelerden ve caz ustalarından eleştiriler almış ancak artık efsane olarak adlandırılan isimlerin kendisini desteklediğini anlatıyor: “Çünkü bu müziğe katkılarımı gördüler, dürüstlüğümü de... Ama en önemlisi, bendeki tutkuyu gördüklerini düşünüyorum.”

Ünlü sanatçının kendi şarkılarından çok, ünlü isimlerin şarkılarına yaptığı cover’lar patlamıştı. Rihanna’nın Don’t Stop the Music şarkısına yaptığı cover için bizzat Rihanna’nın “Aslında en sevmediğim şarkımdı ama şimdi dinlemeye doyamıyorum” demesi, geçerli bir kanıt. Bu yaz çıkacak albümündeyse bolca yeni beste var. Ama insanların beğenisini kazanmış şarkılara yeni bir tat katmaya da devam edeceğini söylüyor. Anlayacağınız yeni cover’lar yolda fakat hangileri olduğunu kesinlikle söylemiyor.

Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Mayıs sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...


Erkek Dünyasına Enerji Yüklemesi: MOSCHINO [tv] x H&M

RÖPORTAJ | Erkek Dünyasına Enerji Yüklemesi: MOSCHINO [tv] x H&M

7 numara: Cristiano Ronaldo

RÖPORTAJ | 7 numara: Cristiano Ronaldo

Şeytan Diablo giyer

RÖPORTAJ | Şeytan Diablo giyer

Hızlı ve soğukkanlı: Ali Türkkan

RÖPORTAJ | Hızlı ve soğukkanlı: Ali Türkkan

Yeni jenerasyon Tekindor

RÖPORTAJ | Yeni jenerasyon Tekindor

Band of Outsiders Ye ni len di

RÖPORTAJ | Band of Outsiders Ye ni len di

Daha Fazla Göster