#FamousTalks Erdil Yaşaroğlu

Mizah dünyasının süper kahramanı Erdil Yaşaroğlu ile eğlencenin doruklarında ve hayal gücünün sınırlarında bir söyleşi yaptık.

13 Mart 2015

#FamousTalks Erdil Yaşaroğlu

Walt Disney yaptığı en zor şeyin, insan gibi davranacak bir hayvana vereceği en uygun karikatür ifadesini bulmak olduğunu söyler. Karşımda bu zor işi en iyi yapan özel adamlardan biri var.

Erdil Yaşaroğlu bu dünyaya kocaman kahkahalardan korkan biz ölümlüleri suça teşvik etsin, eleştirsin, özgürleştirsin, göremediklerimizi görsün, dayatılanları reddetsin, tabuları yıksın, haksızlıklara isyan etsin, kanser hastası minik meleklere komik maskeler ve neşeli serumlar çizsin, gençlerin mizah anlayışını, çocukların hayal gücünü geliştirsin diye gönderilmiş.

Sanatın birden fazla kolu emrine amade edilmiş bir sanatçı. Zeki ama sivri dilli değil, tasasız ama duyarsız değil. Haylaz ama disiplinli, rahat ama seviyeli. Rengarenk dünyasında hep çocuk kalmış, büyüdükçe küçülmemeyi başarmış mütevazı bir adam. Süper güçleri olmadan insanları mutlu etmek için çabalayan, kendi halinde bir kahraman. Zaten hayatta kendin olabilmek en büyük kahramanlık değil midir?

Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Mart sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...


İlk günden beri ne çizsem konuşurdu

Dört-beş yaşında çizgi roman sevdasına düştüm. Okuyamıyorum ama elimden de düşürmüyorum. Bilinçaltıma konuşma balonu denilen şey yerleşmiş olmalı ki, elime ilk kağıt-kalem verdikleri günden beri ne çizsem bir de konuşma balonu çizerim. Mesela öğretmen “Kurtuluş Savaşı resmi yapın” dediğinde ben 40 tane asker çiziyorum, hepsinin ayrı ayrı konuşma balonları var. Mermi çiziyorum, “Ben uçuyorum” diyor. Kaya çiziyorum, “Ben duruyorum” diyor. Ağaç çiziyorum, “Ah, dalım kırıldı” diyor. Resim yarışmalarında ödülleri toplamaya başladım ama karikatür değildi bunlar, konuşan resimlerdi. Karikatürün ne olduğunu bilmiyorum o zamanlar.

Kuzenimi kıskandığım için karikatürist oldum

Dokuz yaşındayım. Ailemle İzmir’e, akrabalarımızı ziyarete gittik. Kuzenim Varol (Yaşaroğlu) benden üç yaş büyük. Yeni Asır gazetesinde karikatürist olmuş, o yaşta köşesi var. Dahice bir şey. Doğal olarak tüm aile sürekli ondan övgüyle bahsediyor. Çok kıskandım. Beni de sevsinler istiyorum. “Bu karikatür dediğiniz şey ne?” diye sordum, anlattı. Uzmanlık alanım olan, konuşma balonlarının içine komik şeyler yazmak. Çizimlerinden birini arakladım, bütün gece uğraşıp bire bir aynısını çizdim. Ertesi sabah evdeki herkese gösterdim. Yalandan beni de sevmiş gibi yaptılar. Sevilmek hoşuma gitti. Daha çok insan sevsin istedim, karikatür yarışmalarına katılmaya başladım. 20 yaşına geldiğimde 30’dan fazla ödülüm vardı. Lisede profesyonel olarak çalışmaya başladım. Güneş gazetesinin gençlik ekinde Komikaze’nin temellerini attım, ardından Limon dergisinde köşem oldu.

Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Mart sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...


İlhamı çağıracaksın gelecek

Kendini ifade edebilecek çizim yeteneğine sahip olman şart ama en önemlisi espri yeteneğinin olup olmadığı. Bomboş, beyaz bir sayfayla bakışıyorsun, en zoru o an. Düzenli mizah üretmekse çok ciddi bir iş. İlham gelmesini beklersem ayda bir kere ya gelir, ya gelmez. Haftada 20-25 çizim yapabilmek için ilhamı çağıracaksın, gelecek. Profesyonel karikatürist olabilmek için, çağırdığında getirebiliyor olman lazım. 28 senedir, her hafta yaptığım şey bu. Bir hafta ara vermişliğim yok. Sporcuların antrenman yapmasından farkı yok, beyin kaslarını ne kadar çok çalıştırırsan o kadar gelişiyor. Penguen’de çizmek isteyen genç arkadaşlarımızın bunun farkında olması lazım. Haftada bir dergi çıkarıyoruz. Ayda bir dünyanın en komik esprisini üretebilmeleri bize bir şey ifade etmez.

Okulda çok şey öğrendim ama derslerde değil, teneffüslerde

Çünkü karikatürist olmak hayatı sorgulamayı ve en olmadık şeyleri bir araya getirebilmeyi gerektirir. Yani mevcut eğitim sisteminin tam tersi. Üniversitede de karikatürist olmak isteyen birinin okuyabileceği bir bölüm yok. Ama güzel sanatlar fakültesinde, kendinizi ifade etmeyi öğreten herhangi bir bölümde okumanızın mesleğinize katkısı büyük. Bana en eğlenceli bölüm heykel geldi, onu okudum. Aklındakini paylaşmayı seven bir insanın derdini anlatabileceği ne kadar çok araç olursa o kadar rahat ediyor. Aklıma karikatürle anlatamayacağım bir şey gelirse heykel de yaparım, fotoğraf da çekerim, senaryo da yazarım. Yeter ki aklıma bir şey gelsin; önemli ve zor olan o.

Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Mart sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...