#FamousTalks Niyazi Erdoğan

Modanın yaratıcı mimarı, mahallenin şık abisi Niyazi Erdoğan ile renklerden desenlere, tarzdan tasarıma uzanan bir stil yolculuğuna çıktık.

22 Nisan 2015

#FamousTalks Niyazi Erdoğan

Dokuz yaşında “Bu bayram fıstık yeşili, polo yaka bir tişört giyeceğim” diye tutturmuş, yeşilin istediği tonunu bulana kadar da şehrin altını üstüne getirmiş bir çocuk var karşımda. Herhangi bir çocuk değil o. Annesinin elbiselerini kesip kendine yelek diken, hafta sonları dershaneye giderken desenli gömleklerini desenli kravatlarıyla kombine eden, stilini şık bir gözlükle tamamlayabilmek için tahtayı göremiyorum numarası yapan özel bir çocuk. Yeteneğine sırtını dayamamış, Tanrı’nın lütfunu hırsı ve çalışkanlığıyla harmanlamış, hayallerinin peşinden koşan genç bir adama dönüşmüş.

Her şeye sıfırdan başlamaktan korkmayacak kadar cesur, ne zaman etrafında bir konfor alanı oluştuğunu hissetse kabuğunu kıracak kadar gözü pek. Engel tanımayan ama kendini iyi tanıyan bir sanatçı. Hayatta ne istediğini bilen ama prensiplerinden asla ödün vermeyen bir savaşçı. Yenilikçi stili ve benzersiz tasarımlarıyla bu ülkede erkek modasına yön veren önemli bir tasarımcı. Koleksiyonlarındaki her parçanın detaylarına gizlediği fonksiyonel çözümler, mimar oluşunun getirisi. Koskoca işadamlarının asık suratla değil rengarenk sırt çantasıyla işe gidiyor olmasında parmağı var.

İnsanların hayata bakış açısını etkileyebilecek işlere imza atma derdinde. Niyazi Erdoğan’la tanışmadan önce, birçok kişi gibi ben de, kısa sürede pek çok şey başarmış bir isim olduğunu düşünüyordum. Tanıştıktan sonraysa yaptıklarının yapacaklarının teminatı olduğunu fark ettim.

Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Nisan sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...


Sorumluluk bilincim o kadar yüksek ki, iyi ki doktor olmamışım

Ortaokul ve lisede fen ve matematik en iyi olduğum alanlardı. Hocalarım sanatsal kabiliyetlerimin de farkında oldukları için bütün bunları birleştirebileceğim bir alana, mimarlığa yönlendiriyordu. Babam doktor olmamı istiyordu. Annemse yüreğimin götürdüğü yere gitmemi tembihliyordu ve sanırım bunun tıp fakültesi olmadığının farkındaydı. Mimarlık fakültesine girdim. Ne yazık ki, üniversite tercihlerimizi yaparken kendimizi yeterince tanımadığımız bir yaşta oluyoruz. Bugün geriye dönüp baktığımda, “İyi ki doktor olmamışım” diyorum. Çünkü başka bir insanın hayatının benim elimde olduğu bir iş yapmam mümkün değil. Sorumluluk bilincim o kadar yüksek ki, kendi kendimi yer bitirirdim. İstemeden bir müşterimin kalbini kırdım diye bile içim içimi yerken, birinin ameliyat masadan kalkamaması durumunda ne hissedeceğimi düşünmek bile istemiyorum.

Mutlu olmak uğruna sıfırdan başlamalı

17 yaşında tek başıma Tarsus’tan İstanbul’a geldim. Mimarlık zor bir bölüm olarak bilinir ama ben tek bir gün bile ders çalışıyormuş gibi hissetmedim. Dereceyle mezun oldum, yüksek lisans yapmam gerektiğine karar verdim. Okuma tembeli olduğum için tarih bölümünde okuyarak en azından bu açığımı kapatayım dedim. Dört sene mimarlık yaptım. Yaptığım işten keyif alıyordum çünkü mimarlık bir şekilde sanatçı ruhumu besliyordu. Ama yetmiyordu, içim kurtlanmaya başladı. Moda dünyasına girmek, göz önünde olmak, yarattığım şeylerin beğenilmesini, kabiliyetlerimin onaylanmasını istiyordum. Bir de mimarlık sabır işi; gökdelen yapacağız, yıllar sürüyor. Ben sabırsız adamım, aklıma bir şey geldi mi hemen hayata geçsin istiyorum. Hayatımda bir boşluk vardı. “Ben Paris’e gidiyorum” dedim. Moda tasarımı okumaya karar vermiştim.

Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Nisan sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...


Hayatımı bir yarışma değiştirdi

O sıralarda bir arkadaşım İTKİB’in Genç Moda Tasarımcıları için düzenlediği yarışmanın başvuru formuyla geldi. Birlikte katılmayı teklif etti. 300 dosyadan 30 kişi mülakata çağırıyorlardı, çağrıldık. İnanamadım. Hiçbir eğitimim yoktu ve hayatım boyunca görmeyi bile hayal edemeyeceğim bir jürinin karşısında tasarımlarımı anlatıyordum. İlk 10’a kaldık. Rüyada gibiydim. Düşünsenize, hayatımda ilk defa kıyafet tasarlamışım, tasarımlarım dikilmiş, defileye çıkıyorlar. Şans ayağıma kadar geldi, şimdi bırakıp okumaya gidemem, hemen tasarım yapmaya başlamam lazım diye düşündüm. O yarışma sayesinde bir anda kendimi yeni bir mesleğin içinde buldum. Gelen ilk teklifi kabul ettim.

Tahammül etmeden tekamül olmuyor

Hiç kolay değildi sıfırdan başlamak. Mimarlık ofisinde proje müdürüydüm, moda atölyesinde asistan oldum. Düşünsenize, getir götür işleri yapıyorum, fotokopi çekiyorum. Ortak dil konuşabildiğim kimse yok etrafımda. Yine de sabırla ve azimle 6-7 ay çalıştım. Askere gittim. Askerliğimin bitmesine yakın, aradılar. Sonuçta İTKİB yarışmasında finalist olmak bu sektörde çok önemli, herkesin gözü bir anda üzerinizde oluyor. Bir tasarım ofisinden gelen teklifi kabul ettim. Bir süre orada çalıştım, sektörün önde gelen isimleriyle tanışma fırsatı elde ettim. Ülkenin en büyük ihracat firmasına geçtim, Ar-Ge departmanında baş tasarımcı oldum. Orada da büyük markalarla nasıl iletişim kurulması gerektiğini öğrendim, tasarımlarımın koleksiyonlarında yer almasını sağladım. 2006 yılında bir arkadaşımla birlikte kendi tasarım ofisimizi kurduk. 2009’da büyük bir firmadan teklif aldım. Birlikte yeni bir firma kurmak istediklerini, gerekli tüm finansal desteği vermeye hazır olduklarını söylediler. Karşıma kendi markamı oluşturmak için büyük bir şans çıkmıştı, hayır diyemezdim.



Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Nisan sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...