#FamousTalks Beyazıt Öztürk

Televizyon ekranının sönmeyen yıldızı Beyazıt Öztürk ile GQ Famous Talks için buluştuk şov dünyasının iniş çıkışlarını konuştuk.

20 Ocak 2015

#FamousTalks Beyazıt Öztürk

Birazdan stüdyonun ışıkları açılacak ve ülkenin en başarılı televizyoncularından biri, dostlarının davetini kırmayarak konuk olmayı kabul ettiği bir programın açılış anonsunu yapacak. Bu adam, kendini bildi bileli ekranda. Yine de gergin. Tedirgin. Elleri de, sesi de titriyor. Belki biraz deplasmanda olduğundan. Biraz dostlarını mahcup etmekten korktuğundan. Ama çokça işine duyduğu tutkuyu hâlâ kaybetmediğinden. Dile kolay, tam 18 yıldır aynı programı yapıyor. Yine de bu tarifsiz heyecanı, kendi programları öncesinde bile yaşıyor. Özenle hazırladığı bantları programın sonuna bırakma alışkanlığını bir türlü kıramamış olmaktan yakınıyor. “Memur zihniyeti, zorda kalırsak sandığı açarız kafası işte” diye hayıflanıyor. Oysa bilmiyor ki, onu en çok bu yüzden seviyoruz. Beyazıt Öztürk, hoş sohbetinin neredeyse çeyrek asırdır tüketim canavarlarına yenilmemesinin nedenlerini, mahcubiyetine sarıp satır aralarına gizleyerek anlattı...

Bir kere izledim kendimi, bir daha izlememeye yeminliyim

Bugüne kadar kendimi bir kere izledim. Beyaz Show’un ilk bölümüydü. Lafı ne kadar çok uzatmışım, elimi niye oraya koymuşum, açılış yaparken daha dik durmam lazım... Bir sürü kusur buldum. Ertesi hafta programda kilitlendim, bir türlü toparlanamadım. Altı programın sonunda bırakmaya karar verdim. Ekrana çıktım, “Farkındayım, çok kötü gidiyor ama kooperatife girdim, n’olur bana iki ay daha katlanın” dedim. O laf, kariyerimde bir dönüm noktası oldu. O günden beri ekranda neysem oyum.

Kestirme diye bozuk yola sapmam

Birbirini hiç tanımayan insanları bir koltuğa diziyor, karşılarına geçiyorum; hep birlikte keyifli bir gece yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyoruz. Garip bir talep bu; biz sohbet edeceğiz, bize güler misiniz? Bence burada mesele benim komik olup olmamam değil, öngörülü olmam. Kime, neyi, ne zaman ve nasıl söylemem gerektiğini iyi bilirim. Üç kere düşünür, bir kere söylerim. Bir de konuklarım üstünden asla prim yapmam. Karşıma onca fırsat çıkar, kestirme diye bozuk yola asla sapmam.


Senelerdir programın hiç değişmediğini sanmanız iyi bir şey

Beyaz Show’un ilk seneleri çok konuk odaklıydı. Gelenleri tanımadığım için tanımaya yönelik sorular soruyordum, onlar da kendilerini anlatıyorlardı. İlerleyen yıllarda odağımız değişti, hazırladığımız skeçlerle konukların da eğleneceği bir formata geçiş yaptık. O skeçler konukların hem yayında rahatlamalarını sağladı hem de kendi aralarındaki buzları eritir oldu. Program ivme kazanmaya başlayınca daha Avrupai bir stüdyoya geçtik. Mizah anlayışımız değişti, konuklara sürprizler hazırlamaya başladık. Küçük ama fark yaratacak detaylarla geliştik. Çünkü insanların sevdiği, bağlandığı, rutinine aldığı işlerde, değişimleri hissettirmeden yapmak gerekir.

Stüdyoya gelen izleyiciyi eve gelen misafir hassasiyetinde karşılayın

Yıllardır her program sonrası ekibimle dört-beş saat toplantı yaparım. Herkesin ezbere bilmesi gereken 20 maddelik bir listem vardır. İlk madde, stüdyoya gelen izleyiciyi evinize gelen misafir hassasiyetinde karşılayın. Kapıdaki güvenlik onları güler yüzle karşılamalı, hepimiz onları rahat ettirmek için elimizden geleni yaptığımızı hissettirmeliyiz. Çünkü stüdyodaki 800 kişiyi mutlu edebilirsek o mutluluk önce programdaki konuklarımıza sonra ekran başındakilere bulaşır. Listenin son maddesi, programın konukları giderken arkalarından el sallayın. Arkalarından el sallayacak kadar samimi bir ev sahibine yeniden misafir olmayı kim istemez ki?

İyi insana her işi öğretebilirsin, işini iyi yapan her insana iyiliği öğretemezsin

Programın iyi geçtiğini hissettiysem reytinglere bakmam. Kötü geçtiğini hissettiysem hemen bakıp kaç kişi bu kötü programı gördü diye üzülürüm. Çok samimi söylüyorum; reyting kaygım yok, iyi insanlarla çalışma kaygım var. Ekibimi iyi insanlardan oluşturmam gerekiyor çünkü uzun yıllar bu işi yaptığınızda, reytingden daha önemli şeyler olduğunu fark ediyorsunuz. Geçen gün bir arkadaşım dedi ki, “Cuma günü canım çok sıkkındı, iş-güç bir sürü şey üst üste gelmişti. Eve geldim, televizyonu açınca seni gördüm. Beyazıt ekrandaysa işler yolunda gidiyor demektir dedim, rahatladım.” Bundan daha kıymetli bir şey olabilir mi?

Röportajın tamamı ve çok daha fazlası GQ Türkiye Ocak sayısında ve GQ Türkiye Dijital edisyonunda...